Ana sayfa Edebiyat 128 Nilgün Marmara!

128 Nilgün Marmara!

PAYLAŞ

 

128 Nilgün Marmara!

Ne zaman Nilgün Marmara deseler aklımda hep Ece Ayhan’ın anlatımıyla canlanır. Morumsu bir kıyafet, umutsuzlar merdivenin daimi üyesi, elinde sigarası, hayata bağlı gülüşü ve mavi gözlerindeki acıyla.

Onun için bekleme salonu olan dünyada 29 yıl kadar duruyor, umut ediyorum ki beklediği yere ulaşmış olmasını.

Şubatın 13’ünde dünyaya geliyor Nilgün Marmara, gecenin bir yarısında. Aslında daha burada başlıyor her şey onun için. Gece ve kış onu temsil eden kelimelerden, ona yakışanlardan, inatçılığını temsil edenlerden. Avusturya Kız Lisesi’ni kazanıyor fakat Kadıköy Maarif Koleji’nde ortaöğretimini bitiriyor. Ardından İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı kazanıyor fakat burayı hızla bırakıyor ve tekrar sınavlara hazırlanarak Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı kazanıyor. Ruhundaki edebiyat asla onu bırakmıyor. Geçecek kadar çalışıyor her zaman derslerine.

“Delilik sevgilim, bir sözcük üzerine kurulmuyor, var olanı dürtüyor, eşeliyor, o bölgede yer ediniyor.”

Nilgün bu dünyanın hep dışında, hep kafası hayallerde. İlk şiirlerinde ise bolca umut var, geleceğe yakılmış umutlar. Bu arada sürekli takıldığı bir yer var; Umutsuzlar Merdiveni. Boğaziçi’nin unutulmuş o güzel merdivenleridir bu. Derslere girmeyen, umutsuzlar merdivenin daimi üyesi ve asla derslerinden kalmayan bu genç kadına hepimiz “zeki” diyeceğizdir zaten bu ileri zamanlarda depresyonuyla baş etmesine sorun çıkaracaktır.

“Biz niye kendi zamanlarımızı yaşayamıyoruz?
Niye hep başka zamanlar ve hep başka kendimiz?”

Üniversite bitirme tezi Sylvia Plath üzerinedir. Bu bir rastlaşma mı yoksa özellikle bunu mu seçtiği bilinmez. Fakat ikisi de bu dünyadan erkenden ayrılmak istediler ve ayrıldılar. Nilgün, şiir dünyasına İlhan Berk tarafından tanıtılmıştı. Bu kısa zamanda Edip Cansever, Turgut Uyar, Ece Ayhan, Tomris Uyar, Tezer Özlü gibi önemli yazarlarımız ile arkadaşlık kurdu. Yaş olarak hepsinden oldukça küçüktü. Hatta Cemal Süreya’nın Zelda’sı oluverdi. Ece Ayhan ile kısa süreli bir ilişki yaşadı. Nilgün onların ev sahipleriydi. Pazar günü Nilgün’ün Kızıltoprak’taki evinde “but partisi” yaptılar. Çok fazla şey verilebilir o but partilerinden birinde olmak adına. Bu arada Kağan Önal ile olan evliliğinden dolayı Libya’da yaşadı bir süre. Belki Libya’daki yalnızlığı sırasında gittikçe umutsuzlaşmıştı. İstanbul’a geri döndüğünde şiirlerine odaklanmıştı iyicene.

“Burada daha ne kadar öleceğim?”

Birçok kez psikologlar ile görüştü. Okumaya ve yazmaya ara vermeli, ilaçlarını aksatmamalı ve tabi ki arkadaşlarından ayrılmalıydı. Dinlemedi. Tedavi olmayı kabul etmedi. 13 Ekim sabahı eşine, tedavi olacağını söyledi. Ardından ise 5. kattaki evlerinin camından kendini aşağı bıraktı. Hiç çığlık atmadı. İntihar mektubunda kimseyi sorumlu tutmadı, eşini çok sevdiğini söyledi ve bizlere kuşlara iyi bakmamızı söyledi. Nilgün hayat dolu bir kadındı ama her zaman ölümün kıyısında yaşadı. Ece Ayhan’ın da dediği gibi “Bir teneffüs daha yaşasaydı tabiattan tahtaya kalkacaktı.”. Genç ölmese bu kadar etki eder miydi, bilinmez. Ama o kısacık hayatına çok şey sığdırdı. Şimdi kuşlar bize emanet.

Nilgün Marmara Önal, ne ikinci yenici ne de başka bir akımdandı; o başlı başına o dönemin ta kendisiydi!

 

Ölümünden sonra, Kırmızı Kahverengi Defter ismiyle annesi Perihan Hanım ve arkadaşı Gülseli İnal tarafından günlükleri basılıyor. Ardından intihar mektubunda belirttiği gibi eşi tarafından şiirleri “Daktiloya çekilmiş şiirler”, metinleri ise “Metinler” adıyla Everest yayınları tarafından yayınlandı. Kırmızı Kahverengi Defter birçok yanlışlığa yol açtığından, Kağan Önal 2 yıl önce defterlerini ve yazılarını yeniden düzenleyip yayına sundu.

Yorumlar