Ana sayfa Dizi / Film Filmler 9. Tarantino filmi: “Once Upon a Time in Hollywood” incelemesi

9. Tarantino filmi: “Once Upon a Time in Hollywood” incelemesi

PAYLAŞ

Once upon a time in Hollywood, Quentin Tarantino’nun yıllardır aklında olan ve sonunda emekliliğine bir film kala çekmeyi başarıp, vizyona soktuğu 9. filmi olarak sinemalarda yerini almaya başladı. Türkiye vizyon tarihi 23 Ağustos olan filmin, şimdiye kadar vizyona girdiği ülkelerden gelen tepkiler ise genellikle olumlu olsa da ciddi bir olumsuz eleştiri yağmuru da var. Bu çelişkili düşünceler arasında izlediğimiz filmin eleştirisini yapmak, yoğun iş temposu arasında ancak bu zamana nasip oldu. Peki film bizce nasıldı?

Filmin kısaca hikayesine değinecek olursak; Hollywood dünyasının o 60’lı yıllarında kariyerinde çekmiş olduğu başarılı filmlerin akabinde yavaşça gözden düşmeye başlayan Rick Dalton (Leonardo DiCaprio) isimli aktörün ve onun dublörü Cliff Booth’un (Brad Pitt), dizi ve film sektöründe tutunabilme çabalarının bir kesit dönemini izliyoruz. Yaşananlar 69 yılında gerçekleşen Charles Manson ve müritlerinin işlemiş olduğu, ünlü yönetmen Roman Polanski’nin eşi Sharon Tate (Margot Robbie) ve 3 arkadaşının öldürüldüğü cinayet ile paralel bir dönemde geçiyor. Rick’in bu olayla olan bağlantısı ise Polanski ve Tate çiftinin komşusu olması.

Film, birçok eleştirmen ve izleyiciden olumlu  yorum almış olsa da ciddi eleştirilere de maruz kalmış durumda. Benim kendi düşüncem bu iki görüşünde haklı ve haksız olduğu durumlarının arasında bir yerlerde yer alıyor. Çünkü, Tarantino’nun yıllar geçtikçe filmlerinde düşmeye başladığı kendini tekrar etme ve düşük aksiyon dozajı, bu filmi eleştirenlerin en önemli kozu konumunda. Doğrusunu söylemek gerekirse de haklılık payları fazlasıyla var. Filminin ilk yarım partında ciddi anlamda sıkılacak tonla insan olacağını söylemek yanlış olmaz. Hatta filmi beğenenler dahi bu bölümde fazlasıyla sıkıntıdan patlamış olabilir. Fazla ağır ve birbirini tamamlamayan diyalogların sonucunun bir getirisi.

Ancak, 60’lı yılların Hollywood dünyasına aşina olanlar için o dönemin bir belgeseli tadında, ciddi anlamda keyif alabilecekleri bir film. Filmde yer alan müzikler, bir aktörün kendi içinde yaşadığı tükenmişlik psikolojisi ve onun üzerinden para kazanan bir dublörün, kendi döneminin Hollywood gerçeğini güzel yansıttığını söylemeden geçemeyiz. Özellikle Brad Pitt, bu filmin en iyisi bence. Bu filmde ki oyunculuğu şimdiden kendisini Oscar için 1 numaralı aday konumuna yükseltiyor. Aynı şekilde L. DiCaprio’da filmin en başarılı isimlerinden biri. Bu iki ismi bir arada bu denli muhteşem oyunculuklar ile seyretmek, sinema severler için ayrı bir keyif olmuştur. 

Film, oldukça durağan bir senaryoya sahip. Bunu filme gitmeden önce göz önünde bulundurmamız gerekiyor. O eski Tarantino filmlerinin vahşi doğası bu filmin genelinde yer almıyor. Yer yer çok sıkılacağınız yer yer ise de keyif alacağınız bir gidişatı barındırıyor. Filmin sonu, o beklediğiniz Tarantino gerçeği ile karşı karşıya bırakacak. Lakin bir benzetme yapacak olursak, Soysuzlar Çetesi nasıl bir sona sahipse, biraz onun gibi bir bitişi var. Hikaye anlamında bahsetmiyorum. Bunu filmi izlediğinizde rahatlıkla keşfedeceksinizdir. 

IMDB’de 8,2, Rotten Tomatoes’te 7,82 ve %85 Tomatometer, Metacritic’de %84’te Metascore’a sahip olan filmin bizim gözümüzde puanı 10 üzerinden 7. Beklentinizi yüksek tutmayın ve sürprizlere açık olun. Film sonunu getirebilirseniz, güzel bir son sizi bekliyor olacak.

Yorumlar