Ana sayfa Edebiyat Adam

Adam

PAYLAŞ

 

 

Sabah olmuştu. Güneş, ufak pırıltılar saçarak geliyor olduğunun haberini veriyordu. Adam, yanında akan nehrin hışırtısıyla bir bankta oturmuştu.

Ellerini birbirine kenetlemiş, öylece yere bakıyordu. Unuttuğu hisleri içinde tekrar yakalamaya çalışıyordu, ama umut yoktu. “Bir şeyler” diyordu adam, “bir şeyler olmalı bu hazin ruhumun derinliklerinde.” Ama yoktu. Yine sıradan bir gündü aslında, bir tarafındaki otobanın sesleri nehirden gelen su seslerine karşı hakimiyet sağlamıştı. Ters olan neydi ya? Bir şeyler olmuştu, yaşamıştı adam şimdiye kadar, ama neden bir anısı yoktu? Hatırlamıyordu adam, “demek ki yaşamamışım..” diye düşündü. Bir hüzün içerisinde değildi adam hayır, boşluktaydı sadece. Bilmiyor, hissetmiyor, anlamıyor, düşünemiyor..

Ve zaman yine kendini fark ettirmeden geçip gitmişti. Öğlen sıcağını hissetti adam, başını kaldırdı bir an. Etrafına baktı. Çekine çekine insanların ifadelerine takıldı yorgun gözleri; kızgın, heyecanlı, ağlamaklı… Sahi, neden yorgundu gözleri? Hayır hayır, tamamen yorgundu adam. Bakmaya, baktıklarını algılamaya, kafasını geri eğmeye yorgundu adam. Her şeyden öte, yalnızdı adam. Ve yalnızlığı o kadar kalabalıktı ki, vücudunda bir terslik hissetti adam. Bir yeri, bir yerleri acıyordu. Kanıyordu, hissediyordu bunu. Telaşla elini vücudunda gezdirmeye başladı adam, telaşla arıyordu acının kaynağını. Sonra bir an durdu eli, avucunda kalbinin solgun atışlarını hissediyordu adam.

Evet! “EVET!” diye bağırdı adam içinden. “Hissettim, bir şeyi hissettim!” diyordu, hüznüyle mutlu olmuştu adam. Çok geçmedi, içinde bir ışık hissetti adam, bir umut, bir parıltı.. Her ne ise bu onu yalnızlıktan kurtaracaktı, adam kurtulacaktı ve kalabalık yalnızlığı dağılacaktı adamın! Ama bunlar o kadar kısa süreli sevinçlerdi ki, adamın yüzündeki gülümsemenin kaybolması soluk almasından bile kısa sürmüştü. Kaybetmişti adam, o ışık artık yoktu. Umut etmeyi bilemeden, öğrenemeden özlemeye başlamıştı adam.

Dağınık saçlarına götürürken elini, bedenini tekrar oturduğu banka bıraktı. Derin bir nefes verdi adam, “nasıl başladı bu?” diye düşünüyordu. Sonra gözleri büyüdü, “elbette ya!” diyordu içinden. Kafasını kaldırmıştı adam, insanları görmüş ve yalnızlığı hissetmişti, hissetmişti adam bir şeyleri. Cesaretlendirmeye başladı adam kendini, “yapabilirim!” ama hayır hayır, bu yeterli değildi. Adam içinde susmuştu artık. Yavaşça kaldırdı başını, dimdik bir şekilde bakıyordu etrafına. Güneşe çevirdi yüzünü, gözlerini kapadı ve ışığın kendisini ısıtmasını bekledi. Bu sıcaklığı sevmişti adam. “Belki de!” diyordu adam, “belki de aradığım ışıktır bu!” diyordu.

İşte hayatın anlamını şimdi çözdüm diyordu adam içinden. Aradığı umut ışığı güneşti ve pasparlak karşısında yıkılmaz bir şekilde duruyordu. “Kimse beni tutamaz!” diye düşünüyordu adam. Artık ne sorun kalmıştı ki?

Birden fırladı ayağa, gözleri güneşten bir parça barındırıyormuşçasına parlaktı. Gülüyordu adam, herkese gülüyor ve kahkahalar atıyordu. Onun bu neşesine karşılık veren insanlar neşesini kabartıyordu. Yürüyor, durmuyor,koşuyor, soluklanmıyor, durmuyor, beklemiyordu adam. Tüm kaldırım boyunca yürümeye devam etmişti, yorulmamıştı asla. Gülüşünün artan büyüklüğü ağzını ağrıtıyordu artık adamın ama kimin umurunda? O artık mutluydu, evet adam artık mutluydu.

Ta ki, neşesine kendini iyice kaptırıp bir ağaca sertçe vurana kadar. Sırt üstü yığılmıştı yere adam, kendisi için uzun bir zaman sonra canı yanmıştı. Sinirliydi ağaca, öfke kusacaktı adam, parçalayacaktı onu! Haşin bir şekilde kalktı ayağa, vuruyordu ağaca. Her bir vuruşu öncekine göre daha da zayıflarken fark etti adam, sinirlenmiş miydi az önce? “Evet, evet sinirlendim!” Bu yepyeni, ve öncekilere göre daha değişik bir histi. Şükretti ağaca adam, onun sayesinde tanımıştı bu hissi. Tebessüm yerleşti yüzüne, yorgun düşmüş olması onun dibine oturup ağaca yaslanmasına sebep olmuştu. Kafasını da arkaya, ağaca bıraktı adam.

Gözleri ilişti, kırmızı ve turuncunun dans ettiği gökyüzüne. Ne çabuk geliyordu bu akşam. Mutluydu adam, tamamlanmış gibi hissediyordu. Huzurdu bu, adam bilmiyordu ama koyamadı bunun adını. Ama tüm ruhu ve bedeniyle sevmişti bunu adam, ve uzun sürmemişti uykuya dalması ağacın dibinde.

 

Ve uyandı adam, karanlık çevresine göz gezdirdi. Hey hey hey! Güneş neredeydi? Tüm ışığı, tüm o hisleri, o tüm umudu.. Neredeydi hepsi? “Neredesiniz? Çıkın, yalvarırım.” diyordu adam. Ama hiçbir şey değişmemişti. Karanlık gökyüzüne baktığı her an yalnızlığının tekrar kalabalıklaşmasından korktu adam. Sonra yıldızlara takılmıştı gözleri, tüm karanlığa inat parlıyordu milyonlarcası.

Adam bu manzaraya da hayran kalmıştı, karanlığa tüm parlaklığı ile karşı koyan bu yıldızlar onu çok etkilemişti. Sonra ışığın hiç sönmeyeceğini anladı adam, ışık ,hayır hayır, umut batmaz; yok olmazdı asla. Umudu oradaydı işte, milyonlara bölünmüş karanlık ile savaşıyordu.
Ve adam tekrar kalktı ayağa, nehrin sesi hakimdi hayata. Karşıya geçti sakince, boş caddeye atmıştı kendini. Tekrar neşe ile yürüyordu adam,ama daha bilinçliydi artık. Ne tamamen karanlığa gömülüyor, ne de umudun gözlerini karanlığa boğmasına izin veriyordu. Dengeliyordu adam, bir uğraş içindeydi artık.

Bir vakit yürümesinin ardından bir şey dank etti kafasına, yoksa adam sadece kendi için mi uğraşacaktı? İnsanların ifadeleri değil miydi onu kalabalık yalnızlığından kurtaran? Şimdi onları yok mu sayacaktı adam? “Hayır hayır hayır”,reddediyordu adam, kendi için çabalamayacaktı sadece.

İnsanlar için bir şey yapması gerektiğini düşünüyor, tüm gece boyunca kafasını buna veriyordu adam. “Onlar beni mutlu etti, ben de onları mutlu etmeliyim, edeceğim!” diyordu adam. Ama nasıl?

Gün ağardığı ve insanların yavaş yavaş kendini gösterdiği vakitten itibaren, onlara komik davranışlar sergilemeye başladı adam, komik sözler sarfetmeye çalışıyordu. Bu şekilde güldürecekti insanları ve bu şekilde sunacaktı teşekkürlerini onlara.

Güneş bugün kendini fazla göstermiyordu ancak, bulutlar esir almıştı gökyüzünü. Ama hayır, adam orada olduğunu biliyordu umudunun. İzliyordu onu, ona yaptırdıklarından dolayı gurur duyuyordu bulutların ardında, bundan destek alıyordu adam.

Fakat olmamıştı. İnsanları durdurdu, gülmeleri için, mutlu olmaları için bir şeyler söylüyor; anlatıyor; yapıyordu. Fakat olmamıştı. Kimi durduysa itilmişti adam, bağrılmıştı onlarca kez adama. Ama bugün pes etmemeye başlayacaktı adam, bugün bırakamazdı..

Akşam çöktüğü zaman, her şeyin başlangıcında oturduğu banka döndü adam, tüm gün boyunca sadece yerlere kakılmış, öfkeli sözcüklerin ve alaylı ifadelerin hedefi olmuştu.

Yapamamıştı adam. Yanlıştı bir şeyler, neden kimse etmiyordu teşşekürünü kabul? Ama durun bir saniye, adam neden güldürüyordu ki onları? İstemsizce gökyüzüne baktı adam, elleri birbirine kenetlenmişti. Oysa gökyüzünde hiçbir şey yoktu, kara bulutlar sırıtıyordu öylece yeryüzüne. Sahi, neden bakmıştı ki gökyüzüne? Ne arıyordu orada bu yorgun gözleri? Yoksa bir şeyi mi kaybetmişti adam, bu yorgun beden bir şeyleri mi arıyordu yoksa? Ama hayır, bu adam hiçbir zaman hiçbir şeye sahip olmamıştı, neyi vardı da arayacaktı?

Sabah olmuştu. Güneş, ufak pırıltılar saçarak geliyor olduğunun haberini veriyordu. Adam, yanında akan nehrin hışırtısıyla bir bankta oturmuştu.

Yorumlar
PAYLAŞ
Önceki makaleThe Last of Us: İnceleme
Sonraki makaleAŞIKLAR KAVUŞTU! SPOILER
Korku-gerilim, aksiyon, fantastik, bilim-kurgu filmlerini izlemeyi, kitaplarını okumayı seven, Star Wars, Karayip Korsanları ve Yüzüklerin Efendisi hayranı, yabancı dizileri takip eden, aksiyon, rpg oyunlarına ilgisi olan, Kratos aşığı, yeni yeni editörlük işine atılmış bir Ñoldo.