Ana sayfa Dizi / Film Ah! Nerede o eski filmler: Günümüz Sinema Sektörünün Mantalite Eleştirisi…

Ah! Nerede o eski filmler: Günümüz Sinema Sektörünün Mantalite Eleştirisi…

PAYLAŞ

Günümüz sinema dünyası ya da diğer adıyla sinema sektörü, devasa bütçeler ve akabinde teknolojinin getirdiği olanaklarla birlikte inanılmaz bir yolda ilerlemekte. Sinema salonlarının neredeyse her hafta sil baştan değişip, farklı filmlere yer verdiğini hepimiz görmekteyiz. Bu çılgın üretimin oluşturduğu yığılma, sinema sektörünü her ne kadar geliştiriyormuş gibi görünse de, sanatsal açıdan sektöre vurulmuş büyük bir balta söz konusu.

Son yıllarda istisnalar dışında vizyona giren birçok yapımda, konudan veya filmin ana hikayesinden çok, görsel güzelliğe odaklanmış olan sektörün getirisi boş gözlerle izlemeye başladığımız, adeta konusuz, hikayesiz, kurgusuz, klişe filmler oldu. Sinemadan çıkışta genelde sorduğum “bu filmden aldığın mesaj nedir?” sorusuna cevap yerine, aldığı hazzı anlatan büyük bir topluluk ve bu topluluğun bu ihtiyacına göre içerik üreten film stüdyoları var artık. Saatlerce süren savaş sahneleri ile görsel zevkin doruklarına çıkartan, içerdiği ve özendirdiği cinsellik konularından başka yerlere sapmayan ve böylece daha kolay izleyici kitlesi çektiğini düşünen filmlerin biz insan oğluna kattığı ne gibi bir değer var, gerçek manada tartışma konusu…

Halbuki, güzel hikayelerin ve maceraların anlatıldığı, insana olan saygının ve kelimelerin gücünün, küfürlerle çokta aşağılanmadığı o eski siyah beyaz klasik film kuşağının ruhunu bize kaybettiren neydi?

Charlie Chaplin’in komik ve bir o kadar masum hikâyelerinden, 12 Öfkeli Adam’da ki temiz adalet arayışına, her izlediğimde orada yaşamak istediğim ve çok kıskandığım Şahane Hayat’taki birlik ve beraberliği, kötü adamların bile mertçe savaşıp sahip oldukları raconu terk etmediği Vahşi Batı yapımlarından, Bülbülü Öldürmek filminin bizlere verdiği yardımlaşma ve dayanışma mesajlarından bizleri bu kadar uzaklaştıran ne oldu ki?

Belki de ortaya çıkan sorun, kapitalist sistemin bir nevi sinema sektörünün üzerine artık tamamıyla oturmasından ve şirketlerin biraz da kaliteli yapımlar yerine, sahip oldukları aç gözlülüğü doyurmak istemesinden de kaynaklı olabilir. Günümüzde çok başarılı filmler izliyor olsak da,  bir o kadar da beynimizi ve ruhumuzu meşgul eden yapımlarla mücadele etmek zorunda kalmaya çalışmamızda su götürmez bir gerçek…

Biz izleyiciler olarak, bizlere dikte edilen üretmekten çok tüketme anlayışı ve duygulardan mahzun yapımlara bir nevi dik duruş sergilemek zorundayız. Bizlerden kazandıkları paralarla, bizleri olumsuz yönde etkileyip değiştiren bu sisteme, bir nevi tepki koyma ve düşünerek hareket etme zamanı geldi de geçiyor.

Teknolojinin ilerlemesi ile tekelci bir kültür yapısına doğru evrilen insanoğlunun sahip olduğu yeni değerler noktasından, geçmişteki örneklere benzer bir şeyler beklemek haliyle çok yanlış olsa da, o dönem ile karşılaştırdığımız özellikle hala “insani değerler” vurgusu üzerinden kaybetmeye başladığımız ögeleri, sinema sektörünü incelediğimizde görmek daha da kolaylaşıyor.

Bu yüzyılın bir bireyi olarak bu durumu o dönemlere ait yapımları izledikçe hatırlayıp yeniden iliklerime kadar hissediyorum. Artık 50’li yılların filmlerinde yer alan, o tatlılığı ve içtenliği günümüz içeriklerinde bulamıyoruz. Yeni filmler bize eskileri gördükten sonra, oldukça yapmacık ve birazda bencilce geliyor haliyle.

Bu mantalite değişime uğrar mı, bunu bilemeyiz ama gerçekleri fark ettirebilmek ve özellikle filmler üzerindeki kalitesiz aşırı tüketiciliğe dikkat etmemiz en doğrusu. İzleyiciler çıkan her içeriğe hemen atlayıp, sadece argo ve cinselliği öne çıkaran filmlere tepkisini yeterince vermedikçe, sinema da yaşanan bu bir nevi yozlaşma, ilerde bizlerin gündelik hayatımızı da tamamen değiştireceğini unutmamalıyız. Çünkü, sinema sektörünün sahip olduğu yegane güçlerden biri de bu: insanlığın gidişatına verdiği şekil…

Yorumlar