Ana sayfa Middle Earth Kitaplar Ainulindalë

Ainulindalë

"Ainulindalë", Silmarillion'un ilk parçası olmakla beraber, Arda'nın yaratılışını konu alan bir yapay destan olma özelliği taşır.

PAYLAŞ

Ainulindalë Nedir?

Ainulindalë, Silmarillion’un başlangıç kısmını oluşturur. Kelime anlamı Ainur’un Müziği’dir. Zamanın öncesinden, zamanın başlangıcına geçişi ve Elfler tarafından Arda adı verilmiş olan Dünya’nın yaratılışına kadar geçen süreyi anlatan mitolojik bir metindir. Basitçe Tolkien Mitolojisi’nin yaratılış destanı olarak tanımlanabilir.

Başlamadan Önce Bilinmesi Gerekenler

Tırnak içerisinde yazılmış olan bilgilerin bütünü Silmarillion’dan birebir alınmıştır.

Eru (Ilúvatar), Tolkien evrenindeki her şeyin yaratıcısıdır.

“Ilúvatar” kelimesi Eru’nun Quenya -kadim dil, tüm Elflerin ortak dili- dilindeki karşılığıdır. “Her Şeyin Babası” anlamına gelir.

“Eä: ‘Budur’ ya da ‘Bırak Olsun’; Dünya, maddi Evren; Dünya’nın oluşmaya başlaması için Ilúvatar’ın söylediği sözler.”

Ilúvatar, Zamansız Salonlar’dadır ve burada Ainur‘u yaratmıştır. Ainur, Eru’nun zihninin evlatlarıdır ve Eä’dan daha önce yaratılmışlardır.

Başlangıçta “Gizli Ateş” Eru’nun içindedir. O’nun bir parçasıdır. “Gizli Ateş” olmadan hiçbir canlı bir iradeye sahip olamaz. Clyde Kilby’nin, J.R.R. Tolkien ile yaptığı bir sohbette Tolkien “Dünya’nın kalbinde yanması için gönderilen ‘Gizli Ateş’, Kutsal Ruh’tu” diyerek bunu anlamamızı kolaylaştırmıştır. Bazı kaynaklarda Sönmeyen Ateş ya da Ölümsüz Ateş şeklinde de geçer ancak biz bu yazımızda Gizli Ateş ismini kullanacağız.

Valar” kelimesi başka bir Irk’ı temsil etmek için değil, Ainur arasındaki en güçlü on beş Ainu’yu belirtmek için kullanılır. (Bkz: Manwe, Ulmo, Aulë, Oromë, Námo, Irmo, Tulkas, Varda, Yavanna, Nienna, Estë, Vairë, Vána, Nessa ve daha sonraları Vala ünvanı elinden alınacak olan Melkor.)

Ainulindalë, Ainur’un Müziği anlamına gelir, Kutsal Müzik olarak da bilinir. Tolkien Mitolojisi’ne dair bildiğimiz her şey bu müziğin bir parçasıdır.

“Eldar: “Yıldızların Halkı”, Elflerin bir hikayesine göre, bu isim Oromë tarafından tüm Elflere verilmişti. Amanlı Elflere ve herhangi bir zamanda Aman’da yaşamış tüm Elflere, Yüce Elfler (Tareldar) ve Işığın Elfleri (Calaquendi) denildi.”

“-r” Elf lisanında çoğul ekidir. Bkz- Vala=Güç / Valar= Güçler / Ainu= Kutsal Olan / Ainur= Kutsal Olanlar

Zamandan Öncesine Dair

Her şeyden önce, Eru vardı. Zamansız Salonlar’da oturur, her şeyden büyük kusursuz planını kurardı. Gizli Ateş‘in tek sahibiydi ve Ainur’u yarattı. Henüz bilinen Varlık daha vuku bulmamışken Ainur, Eru ile birlikteydi ve Eru onlarla konuştu, onlara kendi ezgisini sundu. Ainur şarkılarını bir müddet bir başına ya da bir kaçı birlikte olacak şekilde söylemeye koyuldu. Herkes söylerken kendi şarkısını ve ahenk içinde eşlik ederlerken birbirlerine, yavaş yavaş ancak keskin bir şekilde fark etmeye başladılar şarkının içindeki anlamları. Dinledikçe sözleri derinleşti ve uyum içinde yükseldiler, anlamışlardı artık yalnız Ilúvatar’ın zihninden geldiklerini ve tek olanın sadece O olduğunu.

İlk Tını

Vakit gelince Ainur için, çağırdı Ilúvatar tüm hepsini. Gözlerinin önüne eskisinden ulu ve daha harikulade bir ahval serdi ve “onlara muazzam bir ezgi duyurdu”. Yükselince İlk Tını’nın varlığı hiçliğin orta yerinde tüm Ainur kalakaldı yerinde, ardından secde ettiler bu güzelliğin önünde ve hatta içinde.

Buyurdu Ilúvatar; “Bu ezgiden Ulu Müzik yaratılacak, Her birinizi Gizli Ateş ile yakıp tutuşturduğum için ancak kendi kudretinizce zenginleşeceksiniz ve ben dinleyeceğim.”. Eru’nun sözlerini duyan herkes Ulu Müzik’e kendilerinden bir şeyler katmaya başladılar, onu anladıkları kadar. Şarkılarını öyle bir coşkuyla söylediler ki bu coşku hiçliğe yayılıp doldu taştı ve hiçlik kalmadı.

İlk Başkaldırı

Tüm Ainur içinde birisi vardı, kendisine Melkor denilen. Ainur içindeki en büyük kudret ondaydı ancak Melkor’un zihnindekiler Ulu Müzik’in hiçbir zerresi ile uyuşmuyordu ve bundan dolayı belki Melkor kendi görkeminin peşinde düştü. Onu bu kadar kudretli kılan şey tüm kardeşlerinin yeteneklerinden bir parça ile kutsanmış olmasıydı belki de.

(Diğer kardeşlerinin aksine “kötülük” kavramını anlayabilen sadece o vardı. Diğer kardeşlerinin yaratılışlarında kötülük yoktu, bu yüzden kendilerine kötülük edilse dahi bunu kavrayamazlardı. Tüm kötü şeylerin sebebi Melkor olarak bilinir, Melkor’dan önce kötülük yoktur. Melkor’un yaptığı şeylere ya da onun düşüncesine uyanlara kötü denmiştir. Belki de herkesin bir sınavı olduğu gibi Melkor’un sınavı da kötülüğün farkında olmasına rağmen ona karşı olmaktır kim bilir? Hem bunu yapabilme gücü ona verilmiştir aslında, sonuçta tüm Ainur’un en kudretlisidir o.)

Kendi görkeminin peşine düşen Melkor, Gizli Ateş’i bulabilmek amacı ile Hiçlik’te bir başına dolaşmaya ve onu aramaya başladı. Uzunca bir zaman O’nu aradı ancak hiçbir şey bulamadı. Zaten ne kadar arasa da bulamayacaktı hiçbir zaman çünkü Gizli Ateş, sadece Eru’nun kendisinde vardı, hatta onun bir parçasıydı. Hiçlik içindeki bu uzunca dolaşmalarının sırasında aslında fark etmemişti Melkor ama varoluşun başından beri yalnız kalan ilk kişi o olmuştu ve yalnız başına kaldığı bu zamanda kendi ile ilgili düşüncelere daldı. Bu düşünceler öylesine güçlüydü ki, yayılmaya başladılar etrafa ve daha da uzaklara. Bu düşünceler diğerlerinin çoğunu karamsarlığa sürükledi ancak bazıları vardı ki, kendi şarkılarını onun şarkısına göre akort etmeye başladılar. Melkor bastırmaya çalışıyordu artık, diğer herkesin müziğini.

Ilúvatar’ın İlk Müdahalesi

Tüm Ainur’un suretinde ne olduğunu anlamamış ve şaşkına dönmüş bir ifade vardı, herkes durmuş Melkor’u izliyordu. Bu sırada doğruldu Ilúvatar ve Ainur, O’nun suratına bakınca gülümsediğini gördü Eru’nun. Ardından sol elini kaldırdı Eru ve elini kaldırır kaldırmaz yeni bir ezgi çıktı ortaya; hem eskisini andırıyordu hem de bambaşkaydı bu ezgi. Öyle bir ezgiydi ki bu duymak için kulaklara sahip olmanız gerekmezdi. Hissetmekle ilgili bir şeydi bu, kendini anlamakla ve kendinden daha büyük şeyleri.

İkinci Başkaldırı

Eru’nun bu yeni ezgisi mest ederken tüm Ainur’u ve Onlar’da eşlik edip, yüceltirken bu müziği, Melkor’un gürültüsü yükseldi tekrardan, eskisinden de şiddetli. Diğer ezgiye yakınlaştı ve sarmaya başladılar birbirlerini. Sanki bir savaş koptu sesler arasında ve karmaşa sardı dört bir yanı. Ainur donakaldı ve icra ettikleri müziklerini bırakıp sessizce durdular gördükleri karşısında. Melkor bu sessizliği kendi hakimiyetine yordu ve kendi kendine kıvançlandı.

Ilúvatar’ın İkinci Müdahalesi

Ilúvatar’ın yüzü bu sefer kaskatıydı ve yeniden doğruldu. Bu kez sağ elini kaldırdı havaya ve bütün bu karmaşanın orta yerinden, yeni bir müzik yükseldi. Bu kez hepsinden başkaydı, bu zamana kadar var olmuş hiçbir şeye benzemiyordu. Başta yumuşak ve sıcaktı, duyanların içini ısıtıyordu ancak sonrasında kudretli ve hikmetli bir hale bürünüyor, duyanlara gücünü hissettiriyordu.

Üçüncü Başkaldırı

İkinci müdahalenin ardından Melkor toparladı kendini ve bu sefer sesinin şiddeti ile kendisininkinden başka olan tüm sesleri boğmaya niyetliydi. Daha önce yapılmış hiçbir şeye benzemiyordu bu sefer ortaya koydukları. Eğer kaos bir şekle bürünecek olsaydı, kendinizden emin bir şekilde Melkor’un yaptığı şekilde gözükmesi gerektiğini düşünürdünüz. Melkor’un ezgileri yükseldikçe yükseldi, karıştıkça karıştı etrafa ve O’nun sesini duyanlara…

Ancak çok sürmedi bu, Melkor’un en parlak notaları yutuldular bizzat Eru’nun kendi ezgisi tarafından ve sanki Melkor’un her bir notası, Eru’nun ezgisinin bir parçasıymışcasına işlendi O’nun müziğinin dokusuna.

Ilúvatar’ın Üçüncü Müdahalesi

Doğruldu Ilúvatar, şimdi O’nun yüzüne bakmak cesaret isterdi doğrusu. Bu sefer iki kolunu birden kaldırdı havaya ve cehennem kuyusundan derin, gök kubbeden yüksek, tek bir tınıda ve en az gözlerindeki kadar keskin bir biçimde yeni ve tek bir ses yayıldı etrafa. Durdu Ainur -hatta Melkor bile- ve Müzik Sustu.

“Konuştu Ilúvatar sonra ve dedi ki: “Kudretlidir Ainur ve içlerinde en kudretlisidir Melkor, ama malumudur herhalde onun ve bütün Ainur’un, Ilúvatar’ım ben, söylediğin tüm bu ezgileri izah edeceğim sizlere, yalnız onları mı, görebileceğiniz her şeyi ve tüm yapıp ettiklerinizi. Ve sen Melkor, göreceksin ki biricik mesnedi olmadığım hiçbir ezgi çalınıp söylenemez, başka kılınamaz müzik bana rağmen. Ve onun (Melkor’un) teşebbüsü kanıtlayacak, tüm şeyler ve biçimler düzeninde benim çalgımın galibiyetini, onun aklına hayaline gelmeyecek mükemmeliyetini.”

Yeni Dünya

Ilúvatar’ın buyruğunu ilk işittiklerinde kendilerine söylenenleri idrak edemeyen Ainur’un içini bir korku kapladı. Ve Melkor hiç hissetmediği bir şeyi hissetti bu sefer içinde, utançtı bunun adı. Ancak bu utanç, gizli bir öfkenin kaynağı oldu Melkor için, tabi ne kadar gizli olabilirse Eru’nun gözlerinden.

Yerinden doğruldu Ilúvatar ve yürüdü. Bunu gören Ainur peşi sıra dizildi Iluvatar’ın ardından ve ötede Hiçlik’e vardılar. Burada tekrar buyurdu Ilúvatar onlara: “İşte sizin Müziğiniz!” ve bir görü oluştu Hiçlik’in orta yerinde, duyduklarının ardına koyup getirdi gördüklerini. Bu görünün içinde tüm Ainur kendinden bir parça gördü… Yeni bir dünya kurulmuştu gözlerinin tam önünde. “Hiçliğin üzerindeydi temelleri, ama taşımıyordu ondan bir parça bile.”

Ainur, bu görüye baktıkça giderek daha da fazla hayrete düştü. Bu görüdeki Dünya, tarihini yaşamaya başladı gözlerinin önünde, oracıkta giderek daha da büyüyordu. Ilúvatar bir müddet durdu, ahvali suskunca baksın ve dursunlar diye orada.

Bir vakitten sonra yeniden buyurdu Ilúvatar: “Farkına varın Müziğinizin! Budur ozanlığınız sizin ve her biriniz duracaksınız burada sakin ve dingin; gözleriniz önünde var ettiğim bu yerin ortasında ve arasında her birini kendi kurup kondurdu gibi görünen tüm bu şeylerin. Ve sen Melkor, dimağındaki tüm sırlı fikirleri keşfe dalacaksın burada ve kavrayacaksın onların esas bütünün parçalarından ibaret olduklarını ve onun ihtişamından pay aldıklarını.” ve başkaca çok şey söyledi Ilúvatar, Ainur’a.

Ilúvatar’ın Çocukları

Bu görüye bakan ve Ilúvatar’ı dinleyen Ainur; öğrendi olmuş, olmakta olan ve olacak olanları. Ancak yine de Ilúvatar göstermemişti planının her detayını, gösterse de biliyordu Ainur’un bütün her şeyi kavrayamayacağını. Ortaya çıkacak olan yeni ve önceden söylenmesi mümkün olmayan şeyler vardı ve fark etti Ainur, bilmediği şeylerin de var olduğunu bu Hayal’in içinde.

Hayranlıkla seyrettiler, Ilúvatar Çocukları’nın gelişini ve onlar için hazırlanan, yaşayacakları yerin düzenini. Ilúvatar Çocukları’nın bu mesken yerinin inşası, kendi müziklerinin temelinden geliyordu.

Ainur’un bir zerre bile payı yoktu Ilúvatar Çocukları’nın yaratılışında ve işte bu yüzden onların amaçlarını anlayamadılar ancak Çocuklar’ın içlerinde Ilúvatar’ın zihnini ve kendilerine her daim gizli tutulan şeyi fark ettiler, derinlerinde yanmakta olan Gizli Ateş’i. Iluvatar’ın Çocukları, Elfler ve İnsanlardı; İlkdoğanlar ve Takipçiler.

Kendini Buluş

Çocuklarına mesken olsun diye Eru, bu görünün içindeki yeri seçmişti ve Ainur’un en kudretlileri tüm fikirlerini ve arzularını Eru’nun seçtiği bu yere vakfettiler. Henüz Ainur arasında müziğin en deneyimlisi Melkor iken O en önde gitti ve “Hile yaptı, kendine bile en başta, varıp oraya, kendi elinden çıkan soğuğun ve sıcağın karmaşasını dindirerek, bu diyar Ilúvatar Çocuklarına cennet bahçesi olsun diye. Ah ama aslında, Ilúvatar’ın Çocuklarına bahşetmeye yeminler ettiği armağanların hasetiyle yanarak kul köle etmekti arzusu Elfleri ve İnsanları kendine ve dileğiydi biricik, Efendi diye seslenilsin kendisine ve hükmetsin her birinin benliğine.”

Ainur’un diğerleri, Dünya’nın uçsuz bucaksız diyarlarında kurulmuş olan bu yurda baktılar ve onlar bakar bakmaz ışıkla doldu kalpleri. Elfler bu diyara Arda dediler. Bununla birlikte denizin gürüldeyişi içlerini tedirgin etti, rüzgarları ve havayı gözlediler, demiri, taşı, altını, gümüşü ve daha da nicelerini gördü Eldar.

(Henüz maddesel olarak hiçbir şey yaratılmamıştır. Ainur, Kutsal Olanlar’dır. Onlar maddesel varlıktan da önce vardılar ancak onlar dışında bahsedilenler hala Ilúvatar’ın görüsünün içindeki parçalardır.)

Eldar’ın bütün gördükleri içerisinde en kıymet verdiği şey su idi. “Ve dedi ki Eldar, Yeryüzünde hiçbir mahal ve hiçbir madde yaşatamaz içinde su kadar, Ainur’un Müziğinin aksini.”

Ainur arasından, daha sonraları Elfler tarafından Ulmo adıyla bilinecek olan tüm düşüncesini suya yoğunlaştırdı, Ilúvatar’ın müziğindeki en derin anlamın buradan geldiğini düşündü.

Bir başka Ainu olan Manwe, -ki tüm Ainu içinde en asil olan O’ydu.- gönlünü rüzgarlara ve göğe kaptırdı.

Bir de Aulë vardı, Ilúvatar tarafından kendisine Melkor’dan daha az korku duyma bilgisi ve maharet verilmişti, O ise tüm düşüncesini dünyanın düzenine yoğunlaştırmıştı ama Aulë’nin asıl zevki sefası kendi yaptıklarının üzerineydi, sürekli üretiyor, üretiyor ve üretiyordu. En sevdiği şey yapmaktı, bir uğraştan diğerine geçer dururdu. Daha sonraları demircilerin ve zanaatkarların efendisi olarak bilindi.

Manwë, Ulmo ve Aulë

Bırakın Olsun Olacaklar!

“Ve seslendi Ilúvatar Ulmo’ya ve dedi: ‘Görmez misin, Zamanın Derinliklerindeki bu küçük diyarda nasıl da saldırdı Melkor sana ait olana. Ona ölçüsüz acıtan soğuğu anımsattı ve lakin dokunmadı güzelliğine senin pınarlarının veyahut berrak havuzlarının. Kara bak ve buzun ustaca işine! Hadsiz vudutsuz kullandı Melkor harı ve ateşi, lakin ne kuruttu sendeki arzuyu, ne de susturdu denizin müziğini tamamıyla. Bir de şu yükseklere, bulutların ihtişamına bak ve her an değişen şu sislere ve dinle Yeryüzüne dökülüşünü yağmurun! Ve bu bulutlarda senin sanatını, en yakın düşüyor dostun Manwë’ye, ki en sevdiğindir senin.’

Ulmo cevap verdi buna: ‘Öyledir gerçekten, su benim kalbimden geçenden de güzelleşti, ne de aklım sırrım erer kar tanesine, ne de anlarım yağmurun düşüşünde gizli tüm o müziği. Alacağım Manwë’yi yanıma, ben ve o, birlikte koyulacağız, size daima zevk verecek ezgiler yapmaya.’ Ve Manwë ile Ulmo vardılar en başından ittifaka ve hizmet ettiler en yüksek sadakatle Ilúvatar’ın amacına.”

Ulmo konuştuğu sırada ve Ainur’un kalanı bu hayali seyre dalmışken, bir anda gizlendi bütün görü, herkesin gözlerinden. Tam o esnada yepyeni bir şey belirdi gözlerin önünde; Karanlık ve bilmedikleri bir şeydi bu. Yarım kalıverdi tarih ve tamamlanmadı bir daha, İnsanların Hakimiyeti ve İlkdoğanların kaybolup gidişi kesildi gözlerinin önünde. İşte bu yüzden Valar göremedi Sonraki Zamanları ve dünyanın nihayetini.

Görünün kaybolmasının ardından Ainur’un içini bir huzursuzluk kapladı ancak Iluvatar seslendi onlara ve dedi ki:

“Zihinlerinizdeki arzuyu biliyorum, gördüklerinizin yalnızca hayallerinizde değil, gerçekte olmasını diliyorsunuz, lakin sizler tamamıyla kendiniz olansınız ve yine de diğerlerisiniz. Bundan diyorum işte: EÄ! BIRAKIN OLSUN OLACAKLAR! Ve ben göndereceğim Ölmeyen Ateşi, Issıza doğru ve olacak orada, can evinde Dünya’nın ve sizlerden birileri inebilir oraya.”

Ve Ilúvatar, Gizli Ateş’i alıp koydu Hiçlik’in ortasına. Şekillendi görüdeki Hayal, yeniden doğdu kendi kendine. Artık bir görüden fazlası idi, artık var olmuştu. Eä dendi adına, var olan Dünya.

Arda’nın Kuruluşu

Ainur’un bir kısmı Ilúvatar’ın yanında kaldı, kalanları ise Ilúvatar Çocukları için bir yer tertip etmek amacı ile Arda’ya indiler. İlk varanlar gördükleri şeyin karşısında şaşıp kaldılar çünkü önceden gördükleri hiçbir şey henüz yaratılmamış, şekilsiz bir haldeydi ve kapkaranlıktı. İşte o zaman anladılar ki gördükleri Zamansız Dehlizlerde düşüncenin gelişmesinden ibaretti. Ulu Müzik ve Hayal; olan, olmuş ve olacak olanlardı, hatırladılar bunu. Şu an Zamanın başıydı ve Valar, görevlerinin görüp duydukları hayale ulaşmak olduğunu anladı. Ilúvatar’ın Çocukları geldiğinde onlara yurt olacak zamanın ve mekanın inşası işte böyle başladı.

Manwë, Aulë ve Ulmo, işin başında bulunuyordu ancak Melkor’da oradaydı, en başında gizlice Arda’ya girmiş ve yapılan her işe karışmayı ve kendi arzu ve emellerine göre her işi bozmayı kendine görev edinmişti. Hatta açgözlülüğü öyle bir boyuttaydı ki bir vakit diğer Valar’a “Burası benim krallığım olacak ve kendi adımı vereceğim ona!” demişti.

Manwë ve Melkor’un kardeştiler ve Manwë “Iluvatar’ın zihninde ve Melkor’un yarattığı kargaşaya karşı yarattığı ikinci ezginin de esas sesiydi.” ve şöyle dedi Manwë: “Alamayacaksın bu krallığı kendi buyruğun altına insafsızca, bu topraklara senin emeğince emek döktü nicesi var daha.” ve bu olaydan sonra bir kavga koptu Melkor ve Valar arasında, işte o vakit Melkor çekildi ve alıp başını gitti öte diyarlara ancak hiçbir zaman ayrı tutmadı Arda Krallığı’nı gönlünden ayrı tarafa.

Valar’ın Bedene Bürünüşü ve Melkor’un Öfkesi

Yaşananların ardından Valar, Arda’nın Hayal’deki şekline benzer bir şekilde olmasına özen göstererek çalışmaya başladı. Ve kendilerini de Hayal’de görmüş oldukları biçime benzettiler. Aslında aldıkları biçim görünen Dünya’ya dair bilgilerinden geliyordu. Kendi saf formları görülemezdi Arda’da ancak bir bedene bürünecekleri zaman geldiğinde, içlerindeki duyguların yoğun olduğu tarafa göre erkek veya kadın halini aldılar.

Ancak unutulmamalıdır ki “Yücelerin kendilerini soktukları biçimler, benzemez her zaman Ilúvatar Çocuklarının krallarına yahut kraliçelerine; kendi hikmetlerince giydirebilirler kendilerini, çünkü vakitten vakte, görünür kılarlar kah görkemle, kah dehşetle endamlarını.”

Zaman geçtikçe Valar fazlaca emek döktü yaptığı işe ve Melkor gördü yapılan her şeyi. Valar, durduğu yerde öyle güzel ve keyifli görünüyor ve yaptıkları işlerle Yeryüzünü öyle güzel bir cennet bahçesine dönüştürüyorlardı ki Melkor’un öfkesi ve kıskançlığı gittikçe büyüdü gördükleri karşısında. İşte bundan dolayı Melkor’un aldığı o dünyevi biçim karanlıktan ve korkudan ibaret kılınıyordu.

“Oysa Melkor tüm Valar’dan üstün bir kudret ve ihtişamla varmıştı Arda diyarına, denizin sığlıklarında yavaşça süzülen bir dağ gibi ve başı bulutlardan da yukarıda ve çırılçıplak buzlar içinde ve ateş ve dumanla taçlanmış olarak.”

İlk Muharebe ve Arda’nın Tamamlanışı

Gördüğü bu güzellikler karşısında daha fazla dayanamadı Melkor ve Arda’nın hakimiyeti üzerine ilk muharebe bu vaziyette başladı. Gelecek bir vakitte Elfler, Arda’ya geldiklerinde bu savaş hakkında pek az şey öğrenebildiler çünkü Valar, Elflerin gelişinden evvel yaşanmış olan savaşa dair pek az şey anlattı. Anlatılan şeyler Yeryüzünün hakimiyetini kazanmak için Valar’ın Melkor’a karşı verdiği bitmek tükenmek bilmez gayreti ve Yeryüzünün İlkdoğanlar için hazırlama telaşı oldu.

“Ülkeler inşa ettiklerini anlattılar ve Melkor’un onları yıktığını, vadiler kazdıklarını, ama Melkor’un onları kapattığını; dağları oyup biçimlendirdiklerini, ama Melkor’un o kıvrımları dümdüz ettiğini; denizlere yataklar oyduklarını, ama boşalttığını Melkor’un o enginleri ve hiçbir şeyin huzur içinde yerleşip gelişemeyeceğini bu diyarda, çünkü Melkor’un her birini yıkıp yok edeceğini. Yine de emekleri boşa gitmiyordu ve hiçbir yerde ve el attıkları hiçbir işte içlerine sinmese de ortaya çıkan ya da kafalarındakini vardıramasalar da gerçekliğe bütünüyle, her şeyin rengi ve biçimi farklı olsa da Valar’ın niyet ettiklerinden en başta, yine de ağır ağır biçimlenip oturuyordu Yeryüzü dedikleri yerli yerine.”

İşte böylece yavaş yavaş kurulmaya başladı Arda diyarı, gelecek olan Ilúvatar Çocukları adına, Valar’ın yaptığı hiçbir iş boşa gitmedi bu zamanda ve Zamanın Derinliklerinde, sayısız yıldızın orta yerinde kuruldu bu yurt en nihayetinde…

Kaynaklar

Silmarillion

Yorumlar