Ana sayfa Dizi / Film Alien: Covenant “SPOİLERLİ” İnceleme

Alien: Covenant “SPOİLERLİ” İnceleme

PAYLAŞ
Covenant Poster

Ridley Scott 2010 yılında yaptığı bir açıklamada, ilk göz ağrılarından Alien film evrenine çeki düzen vererek, gizemli yaratığımız Xenomorph’un hikayesinin köklerine inme kararı almıştı. Scott’ın çekeceği bu yeni prequel seri açıklanır açıklanmaz başta Alien fanları olmak üzere, pek çok sinema severi heyecanlandırmaya yetmişti. Bu yeni prequel serinin ilk filmi olan Prometheus 2012 yılında gösterime girme kararı aldı. Tanıtım fragmanları, hikâyesinin gizemi, son dönemin çıkışta olan oyuncuları Michael Fassbender ile Noomi Rapace’nin yanında Guy Pearce, Idris Elba ve Charlize Theron gibi sektörün tecrübeli oyuncuları eklenince herkes büyük bir beklenti içine girmişti. Filmin senaristi Star Trek, Uzaylılar ve Kovboylar ve Lost dizisi senaristlerinden olan Damon Lindelof olarak açıklanmıştı. Damon Lindelof’a genç senarist Jon Spaihts’de eşlik edecekti. Genç ve dinamik kadrosuyla Haziran 2012’de gösterime giren Prometheus, gişede büyük başarılar yakalasa da, çok ciddi tepkilere maruz kalmıştı. Fakat tepkiler dışında filmin eksikliklerine rağmen senaryosu ve sonrasında neler olacağına dair tahminler seyircinin gerçek manada ilgisini çekmişti.

Prometheus’un hemen akabinde devam filminin 2016 yılında geleceği açıklandı. Bir müddet sonra film önce Paradise Lost, daha sonra Alien:Paradise Lost ve son olarak Alien:Covenant ismiyle onaylandı. Gösterim tarihi ise Mayıs 2017’ye çekildi. Filmin başarılı poster çalışması, setten sızan fotoğraflar ve çıkan ilk teaseri ile filme olan beklentiler gitgide arttı. Prometheus’un bıraktığı gizemi açıklama iddiası ile gösterime girmeye hazırlanan filmde, nihayet çıkan ilk fragmanıyla birlikte ciddi heyecan yaratmayı başardı. Kabul etmek gerekli ki yıllar geçmesine rağmen Ridley Scott tanıtım konusunda gerçekten çok çok iyi.

Türkiye’de 12 Mayıs 2017’de gösterime giren Alien:Covenant, yarı Alien yarı Prometheus filmi tadında olmuş diyebiliriz. Filmin başrollerini Michael Fassbender’in yanı sıra, Katherine Waterston ve Danny McBride paylaştı.  Noomi Rapace ve James Franco ise filmde ufak birer rol üstlendiler. Filmi bağımsız bir Alien filmi olarak vasat olarak değerlendirebilsekte, Prometheus’un devam filmi olarak bakıldığında tamamen bir hayal kırıklığı yarattı. Filmin detaylı ve spoilerli incelemesine dönersek, bilhassa izleyenler ne demek istediğimizi gayet iyi anlayacaklardır.

 

Filmin en başta hakkını verelim, kendini seyrettirmeyi başaran bir akıcılık ve aksiyon içermekte. Konusuna kısaca değinirsek; Prometheus gemisinin yok oluşundan tam 10 yıl sonrada 2104 yılında geçen filmde, Weyland şirketi kontrolünde keşfedilmiş ve yapılandırılmış Origae-6 isimli yepyeni bir gezegene koloni kurmak üzere Covenant gemisi görevlendirilmiştir. Geniş mürettebatı ve yanlarına aldıkları 2000 insan embriyosu ile yola çıkan gemide, ilk filmden tanıdığımız David’in modelinin biraz daha gelişmişi olan Walter isimli bir androide mürettebata eşlik etmektedir. Evli çiftlerden oluşan mürettebat, gezegende medeniyetin temelini atacak ve gezegende insan popülasyonunun yayılmasına vesile olacaklardır. Fakat yolculuk sırasında çıkan talihsiz bir kaza sonucu gemi rotasını, daha yakında olan ve yaşam koşulları Dünya’ya benzer bir gezegene yönlendirirler. En başta cennet gibi olan, adeta insanlar için dizayn edilmiş olan bir gezegene ulaşırlar. Film bu gezegene ulaşan mürettebatın hikâyesi üzerinden ilerlemekte ve Prometheus sonrası David-Elizabeth ikilisinin neler yaşadığı anlatılmakta.

Öncelikle belirtmeliyim ki filmin giriş kısmı gerçek manada etkileyici olmuş. İlk filmden hatırladığımız David rolündeki Michael Fessenbender ve Peter Weyland rolündeki Guy Pearce açılış sahnesinde adeta oyunculuk dersi vermişler. David’in üretildiği ilk günü gösteren sahnede; Weyland ve David’in ilişkisinin başlangıcına değinilmiş. David’in sorgulayan, asi ama bir o kadar da kibar yapısına vurgu yapıldığı gibi, ismini Michael Angelo’nun David heykelinden aldığını öğreniyoruz. Burada yaratıcı-yaratılan ilişkisine değinildiği gibi, yaratılan konumundaki David’in yaratıcı olma arzusuna vurgu yapılmış. Bu sahne ile anlıyoruz gibi David, insanlar üzerindeki konumunu daha ilk üretildiği zamanlarından beri sorgulamakta.

Bu sahnenin hemen akabinde filme ismini veren Covenant gemisiyle tanışıyoruz. Covenant, tanıtım fragmanlarında da görüldüğü gibi evli çiftlerden oluşan bir koloni gemisi. Ayrıca gemide personel dışında 2000 kadar insan embriyosunun da olduğu bilgisini alıyoruz. Weyland şirketine bağlı olan Origae-6 isimli, yeni keşfedilmiş ve yapılandırılmış bir gezegene doğru yeni bir insan kolonisi kurmak amacıyla yola çıkmış olan bu gemi, rotasında seyrederken bir yıldız patlaması sonucu ciddi zarar görüyor.

Bu kaza ile mürettebatın bir kısmı (ki aralarında James Franco’nun canlandırdığı birinci kaptan Jacob Branson’da var) kurtarılamaz. Personel uzay uykusundayken geminin kontrolünü elinde bulunduran android Walter, bu kaza ile beraber mürettebatı acilen uyandırır ve hayatlarını kurtarır. Hep birlikte gemi hasarını yayılmadan durdururlar. Oluşan ciddi hasar sonucu Birinci kaptanın ölümüyle birlikte ikinci kaptan pozisyonunda olan Christopher, prosedür gereği geminin birinci kaptanı olur. Christopher’ı mürettebattan ayıran özelliği kendisi inançlı biridir ve bir din adamı geçmişi vardır. Bu geçmişi yüzünden gemi mürettebatı kendisine güvenmemekte, daha doğrusu kendisini yeterli bulmamaktadır. Ridley Scott burada, günümüz bilim insanlarının inançlı daha doğrusu ruhani insanlara karşı olan ön yargısına çok güzel bir gönderme yapmakta.
Mürettebat kayıplarını defnettikten sonra(defin dediğim uzaya fırlatma yani klasik uzayda ölenler için yapılan prosedür cenaze), geminin şarj panelini tamir etmek ve yollarına devam etmek için harekete geçerler. Bu arada şarj paneli tamir edilirken, yapılan uzay yürüyüşünde giyilen sarı astronot kıyafetleri çok güzel tasarlanmış.

Bu koşuşturma sahneleri sırasında Covenant gemisinin devasa büyüklüğünü ve yapısını daha iyi tanımaya başlıyoruz. Gemi tıpkı Alien evreninin ilk filmleri gibi hem analog, hem Prometheus gibi dijital yapıda tasarlanmış tabiri caizse melez bir gemi. Ridley Scott sanırım bir önceki filmde, ilk Alien filminin zaman olarak çok öncesi yıllarda geçmesine rağmen Prometheus gemisinin, Nostromo’dan daha yeni ve çok fazla dijital olması yönünde yapılan eleştirilere kulak vermiş. Şarj panelleri tamir edildiği sırada uzay yürüyüşü yapan mürettebatın özel yapım kaskı, yakınlarda gelen bir sistemden sinyal alır. Gemiye döndüklerinde sinyali inceleyen Covenant ekibi, sinyalin bir insana ait olduğunun farkına varırlar. Sinyalin kökeni kendilerine sadece birkaç hafta uzaklıkta olan bir gezegenden gelmektedir ve ilk incelemelerine göre bu gezegen yaşan için gayet elverişli görünmektedir.

Origae-6’ya daha 7 yıllık yolculuk vardır oysaki bu gezegen sadece birkaç hafta uzaklıktadır. Tekrar uyku odalarına dönmek istemeyen mürettebat, bu gezegene gitmek isterler. İkinci kaptan Daniels dışında gemi mürettebatının hepsi bu gezegene gitmekte ısrar eder. Kendini mürettebata kanıtlamak isteyen Christopher, ikinci kaptanının itirazlarına rağmen mürettebatının isteğini kabul eder. Alınan karar ile Covenant’ın rotası Origae-6’dan, sinyalin geldiği gezegene çevrilir. Filmin bu kısmı ciddi manada klişe olmuş. Gemide oluşan beklenmedik hasar, ansızın gelen bir sinyal ve akabinde çizilen yepyeni bir rota. İzlerken zaten kaza ile başlayıp, sinyale ulaşan süreçte neler olduğunu tahmin eder halde bekliyorsunuz. Bunun yerine keşke çok daha farklı bir yol izlenseydi yeni gezegene gidiş için. Mesela Weyland şirketinin bir komplosu ya da geminin aldığı hasar sonucu Origae-6’ya kadar sürecek yolculuğa dayanmasının imkânsız olması gibi.

Paradise ismini verdikleri yeni gezegene ulaşan mürettebat. Öncü bir birlik göndererek hem sinyalin geldiği bölgeyi, hem de gezegeni incelemeye koyulurlar. Yol üzerine buldukları buğday tarlası, gezegende insanların yaşıyor olma ihtimalini güçlendirir. Bu sırada gezegenin yapısı hakkında araştırma yapmak amacıyla örnek toplamak isteyen, birinci kaptan Christopher’ın eşi Dr. Karine ve yardımcısı Ledward ormanlık arazide incelemeye koyulurlar. Ekibin geri kalanı ise sinyalin bulunduğu yere doğru yola çıkıyor. Ben bu olayda klasik her korku-bilim kurgu tandanslı film gibi, ekibin ayrılması olayından çok bilinmeyen, hangi tür canlıların ve hatta vahşi yaratıkların yaşadığını bilmediğiniz bir gezegende, piknik yaparcasına guruptan ayrılma olayını çok gerçek dışı buluyorum. Üstelik bunu yapanlar özel seçilmiş ve eğitilmiş bilim insanları. Fakat bu yine de sineye çekilebilecek bir durum. Sırf bu olay yüzünden ağır eleştiri getirmek doğru olmasa da bu tür klasik sahneleri hollywood’un neredeyse her yaratık temalı filminde görmekten gına geldi diyebiliriz.

Sinyalin kaynağına ulaşmaya çalışan ana ekipte bulunan ikinci kaptan Daniels, gezegende bir farklılık olduğunu görür. Gezegen adeta terk edilmiş gibidir. Rüzgâr ve akarsuların çıkardığı ses dışında, hiç ses yoktur. Ne bir hayvan sesi ne de başka bir şey. Ekip sinyalin kaynağına ulaştıklarında, dünya teknolojisine ait olmayan bir uzay gemisiyle karşılaşırlar. Gemi ağaçları parçalayarak adeta çakılmış gibidir ve sinyal buradan gelmektedir. Daha detaylı araştırma yapmak için içeriye giren ekip, kaydın 10 yıl önce kaybolan Prometheus gemisi mürettebatından Dr. Elizabeth Shaw’a ait olduğunu anlarlar. Değinmeden geçmek olmaz, Paradise gezegeni tasarımını şahsen çok beğendim. İzlerken gerçekten de gezegende yaşamın tükendiği izlenimine kapılıyorsunuz ve gezegenin garip bir çekiciliği var.

 

Ekibimiz gemiyi incelerken, Dr. Karine ve Ledward ormanda araştırma yapmaya devam etmektedirler. Bu sırada Ledward tuvalet ihtiyacını gidermek Dr. Karine’den uzaklaşır. İşte tam burada bir şeyler olacağını anlıyorsunuz. Biraz uzaklaşan Ledward, yerde kurumuş bitkiye benzer bir maddeye basar. Çıkan sporumsu tozlar kulağının içine girer ve Ledward’ın vücut dengesini bozmaya başlar. Kan kusmaya ve çeşitli tepkiler vermeye başlayan Ledward, Dr. Karine tarafından acil olarak müdahale yapılmak üzere iniş yapılan gemiye doğru götürülür. Bu sırada uzay gemisinin hemen dışında olan Hallett, geminin dışında tıpkı Ledward’ın üzerine bastığı bitkiye benzer kurumuş bir maddeyi incelerken, tozu yüzüne bulaşır ve içine girer. O da biraz sonra fenalaşarak benzer belirtiler göstermeye başlar. Paniğe kapılan ekip acele bir şekilde toplanarak, iniş yaptıkları gemiye doğru tıbbi müdahale için harekete geçerler. Filmin temposu bu dakikadan sonra hiç düşmüyor desek, yanılmış olmayız. Filmin, kendini sonuna kadar seyrettiren bir yapıda olduğu aşikâr. Ama bu durum, bir filmin iyi olduğuna dair kısas asla değildir. Kendini sonuna kadar izlettiren ama seyirciye hiçbir şey katmayan tonla film var piyasada.

Gemiye ekipten daha yakın oldukları için erken varan Dr. Karine, Ledward’a acil müdahale yapmak için onu sağlık odasına götürür. Bu sırada Ledward’ın durumunu gören iniş gemisi pilotu Faris, panik yaparak Ledward ve Dr. Karine’i sağlık odasına kitleyerek karantina kurallarını uygular. Dışarıya çıkmak isteyen Dr. Karine kapıyı açmaz ve oradan uzaklaşır. Ledward’ın reaksiyonları gitgide şiddetlenmeye başlar ve tamamen kendinden geçer. Dr. Karine ne olduğunu şaşkın bir şekilde izlerken, Ledward’ın içinden sırtını yararak bir yaratık çıkar ve Dr. Karine saldırır. Karine mücadele etse de yaratıktan kurtulamaz. Silahlanmış bir şekilde geri dönen Faris, yaratığı öldürmeye çalışırken geminin yakıt panellerine ateş ederek havaya uçmasına sebep olur. Böylece ana gemiyle bağlantı kopar ve iniş gemisinde bulunan Karine, Faris ve Ledward ölürler. Tam bu sırada diğer ekip geminin havaya uçtuğunu görür, ne yapacaklarını şaşırmış bir halde iken Hallett’te tıpkı Ledward gibi kan kusarken ağzından bir yaratık çıkarak ekibe saldırır. Yaratığı öldürmeye çalışan ekibin imdadına David yetişir. Attığı işaret fişeği ile yaratığın aydınlığı görüp kaçmasına sebebiyet verir ve ekibi güvenli olduğunu iddia ettiği tapınak benzeri bir yere götürür.

Filmin klişeler dışında inandırıcılığına zarar veren, filmin bir nevi koptuğu yer tam olarak burası denilebilir. Arka arkaya hatalar silsilesinin oluştuğu koca bir ön hikaye. Gemide onca bilim adamı bulunmasına rağmen ekolojik ve biyolojik yapısını bilmedikleri bir gezegende önlemsiz dolaşmaları çok fazla rahatsız edici. Günümüzden sadece 500 yıl önce, Amerika kıtasında çiçek hastalığı, kolera, kızamık vb birçok hastalık yoktu. Doğal olarak Amerikan yerlilerinin bu tür hastalıklara karşı ne ilaçları ne de bağışıklıkları oluşmamıştı. Oysa Avrupa ve Asya kıtaları uzun süreler bu hastalıklarla savaşmış ve torunlarının vücudu bu hastalıklara karşı bağışıklık kazanmıştı. Kıtaya ayak basan Avrupalılar, vücutlarında artık bağışıklık sebebiyle pasif konumda olan bu hastalıkları, hastalığa yabancı olan Amerikan yerlilerine aktardılar. Bu hastalıklara yabancı olan Kızılderili metabolizması, hastalıklara karşı direnemedi. Böylece Kızılderili nüfusunun ciddi bir kısmı, bu tür hastalıklar sebebiyle kırıma uğradı. Aynı gezegendeki, birbirinden farklı iki kıtada yaşanan bu tarz bir örnek varken, tamamen farklı bir gezegende, üstelik bilim adamı sıfatıyla bulunan ve filmde “eğitimli” olduğu vurgulanan bir ekibin maskesiz, korumasız, önlemsiz dolaşması bilmedikleri yabancı organik maddelerin dibine yaklaşarak onları kurcalamaları inanılmaz mantık dışı olmuş.

Filmin bundan sonrası ise Alien filmini hatırlatır nitelikte. David’in güvenli diye ekibi götürdüğü tapınakta David gezegende olanlardan kısaca bahseder. Anlattığına göre Prometheus ekibi çıktığı görevde organik canlıların ölümüne veya dönüşmesine sebep olan bir virüs keşfetmiştir. Bu virüsün atığı kaos sebebiyle bütün ekip yok olmuştur. Sağ kalan Dr. Elizabeth Shaw ve David, virüsü üreten mühendislere neden ürettiklerini sormak amacıyla yola çıkmışlar ve uzun araştırmalar sonucu mühendislerin gezegenini bulmuşlardır. Fakat oluşan bir kaza sonucu taşıdıkları virüs bu gezegene bulaşmış, akabinde gezegendeki bitkiler dışında kalan bütün organik yaşam sona ermiştir. David, bu kaza sırasında Elizabeth Shaw’ın öldüğünü belirtir. Virüs David’in tabiri ile ete saldırmaktadır ve içine girdiği taşıyıcıyı öldürerek farklı bir organik varlığa dönüştürmektedir. Ekibe kim olduklarını soran David, ekibin Weyland şirketleri tarafından koloni kurmak amacıyla gönderildiklerini ve ana gemide 2000 adet embriyo taşıdıklarını söylerler.

Bir sonraki sahnede saçları uzun halde bulunan David’in saçlarını keserek kendini Walter’a benzettiğini görüyoruz. Bu sahneden sonra aklınıza zaten filmin sonunda birisinin, diğerinin yerine geçeceği izlenimi doğuyor. İlerleyen saatlerde Walter, David ile olan konuşmalarında gezegende virüsün kaza sonucu yayılmadığını anlar. Virüsü David kasıtlı olarak gezene bırakmıştır. Bu sırada David’in gezegeni virüs bombasına tuttuğu sahnenin kısa bir görüntüsünü görüyoruz. Aşağıda yaklaşan gemiyi alkışlayan mühendisler, hiçbir denetlemeden geçmeden hangara adeta park eden engineer gemisi ve birden bire yere atılan virüs dolu kovalar. Walter, David’e bunu neden yaptığını sorduğunda David’in tanrı kompleksine girdiği görür. Siyah sıvıdan elde ettiği bilgilerle, virüsü çeşitli melez ve farklı türler oluşturmak için kullanmıştır. David’in çalışma odalarının birinde oluşturduğu farklı melez türleri görebiliyoruz. Çok başarılı çalışmalar olduğunu söylemeliyim. Bir Hr.Giger olmasalar da iyi iş çıkarmışlar diyebiliriz.

Tapınakta dinlenmekte olan ekip üyelerinden biri, bunca hengamenin altında ana gemiyle iletişim kopmuş iken temizlenmek amacıyla uzaklaşır. Ekibe iniş gemisi civarında saldıran yaratık, tapınağın dış kısmından tırmanarak içeriye girer. Temizlenmekte olan Rosenthal’a saldırarak onu parçalar. Neomorph tasarımı bence Xenomorph’tan çok daha korkutucu olmuş. Ayrıca daha humanoid bir tasarım gibi. İlk resimleri düştüğünde yeni bir Newborn Xenomorph faciası olur diye korkmuştum ama gayet güzel bir tasarım olmuş. Neomorph’un, Rosenthal’ı parçalarken gören David bir an duraksar. Daha sonra yaratığın onu farketmesiyle yaratıkla bir nevi iletişim kurmaya çalışır. Sadece ete saldırmaya programlanmış yaratığın, sentetik David ile neredeyse diyalog kurmaya çalıştığı bir sahne görüyoruz burada. Kaptan Christopher, Rosenthal’ı aramaya geldiğinde David’in yaratık ile karşılaştığını görür. Yaratığa nişan alarak vurmak ister, David buna izin vermek istemese de yaratığı öldürür. Buna çok sinirlendiği görülen David, Christopher’a tepki gösterir. Christopher silahını ona doğrultarak burada neler döndüğünü anlatmasını ister. David peki diyerek onu takip etmesini söyler ve Christopher’ı kuytu bir yerlere doğru götürür.

 

Bu sahne gerçek manada çok amatörceydi. Bu filmde çok amatörce bulduğun iki sahne söyle deseler birincisi bu, ikincisi de iniş pilotu Faris için Covenant ana pilotu Tennessee’in “benim karım hiçbir şeyden korkmaz. Onu ilk kez korkmuş halde görüyorum” diyaloğu derim. İkisi de bir Ridley Scott filmine yakışmayacak amatörlükte sahneler. Filme dönersek Christopher’ı nemli bir odaya götüren David’in amacını zaten hepimiz anlıyoruz. Biraz sonra Xenomorph eggleri ile karşılaşıyoruz. David’in seni tuzağa çekiyorum imaları, tanımadığı organik bir cismin dibine yüzünü yaklaştıran bir bilim insanı saçmalığı falan derken facehugger’ımız fırlayarak Christopher’ın yüzünü sarıyor. Bayılan Christopher’ın ayıldığında David ile olan diyaloğunda, David’in en baştan beri belli olan “ben psikopata bağlamış bir androidim” düşüncesi tescilleniyor. Ve dakikalardır beklediğimiz sahne olan chestburster’in göğsü parçalayarak çıkış sahnesini Christopher üzerinden görüyoruz. Gözlerimiz de doluyor haliyle. Fakat sonrasında David’in hareketlerini taklit eden bir bebeğe bağlaması, bence Xenomorph’un 30 yıldır bize bıraktığı o karizmayı fena halde sarsmış.

Covenant gemisinde bulunan ana pilot Tennessee ile geminin yardımcı pilotlarından Upworth ve Cole’u, bağlantıları kopan arkadaşlarını kurtarmak için risk alarak gezegene ana gemiyle iniş yapmaya başlarlar. Tapınakta bir bir ölümler yaşanmaya başlarken Walter, David’in asli amacını anlar. David’e bunu neden yaptığını sorduğunda ondan aldığı cevap şaşırtıcıdır. David kendini insanoğlundan üstün görmekte ve yaratıcı olma takıntısı içindedir. Amacı Covenant’a çıkarak yeni deneyler yapmak için oradaki embriyoları kullanmaktır. Böylece kendini yaratıcı olarak hissetmeye devam edecektir. Walter’ın da kendisine katılmasını ister fakat Walter’ın reddetmesi üzerine onu öldürmek için boğazından yaralar. Sahnenin hemen akabinde Walter’ın kendi kendini tedavi etme özelliği olduğunu görüyoruz. Bu sırada David’in deney kayıtlarına ulaşan Daniels, Dr.Shaw’ın David’in söylediği gibi kazada ölmediğini anlar. Shaw, David’in deneklerinden biri olarak kullanılmıştır. Hakkını vermek gerek tapınaktaki çizimler HR. Giger’in, Necronomicon kitabından esinlenerek hazırlanması şahsımı çok sevindirdi. Alien evreninin oluşturulmasında en büyük paylardan birine sahip olan ve 3 yıl önce hayata gözlerini yuman Giger’a bu saygı duruş niteliğindeki hareket takdir edilmeden geçilmemeli.

Daniels’ın arkasından gelen David ona saldırır. Daniels dirense de, gücü ona denk değildir. Bu sırada David’in öldü sandığı Walter imdada yetişir. Walter’ın ölmediğini gören David çok şaşırır ve ikili boğuşmaya başlar. Aynı anda tapınakta Christopher’ın öldüğünü gören Lope ve Ricks David’in bir başka deney odasına girerler. Burada engineerların ve gezegende daha önce yaşamış bir çok canlının incelenmiş ve denek olarak kullanılmış cesedi bulunmaktadır. David hepsini özenle kategorize etmiştir. Ve David’in deneklerini incelerken en çok merak ettiğimiz şeylerden biri olan, Dr. Elizabeth Shaw’ın akıbetini görmekteyiz. David, Shaw’dan melez bir varlık yaratmaya çalışmış ve Shaw bu sırada ölmüştür. Cesedini ise kadavra olarak kullanarak uzun süre saklamıştır.
Ekipten sağ kalanlar iniş yapmaya çalışan Covenant gemisine binmek için koşmaya başlarlar. Walter geride David ile boğuşmaktadır. Tam üstün geldiği sırada yerde bir bıçak gösterir ve sahne değişir.

Bu kadar gözümüze soka soka, David’in Walter’ın yerine geçtiğini belirtmelerine gerek yoktu. Üstelik buna şaşıranlar ve sürpriz diyenler var. Daha saçını ona benzettiği andan itibaren böyle bir sahne geleceği o kadar belliydi ki. Keza filmin sonlarına doğru yüzünden yaralanmış Walter görünümlü David’in yüzünü diken Daniels, ellerindeki androidin yaralarının kendi kendine kapandığını bilmemesi de tam bir facia. Ayrıca sürpriz olma ihtimalini bozan adam Ridley Scott. Saç traşı sahnesinden, kopmuş ele zoom yapma sahnesine kadar David’in Walter’ın yerine geçtiği ve geçeceğini fazlasıyla belli etti. Velhasılı kelam ekip kurtulur ve güverteye çıkar. Fakat Lope’un içine Xenomorph yerleşmiştir. Dışarıya çıkarak Upworth ve Cole’u duşta öldürür. Duşta sevişirken ölme sahnesi klişe konusunda en çok eleştiri alan sahne sanırım. Rotten Tomatoes gibi pek çok eleştiri sitesinde Alien:Covenant fragmanında en çok eleştiri alan sahne buydu. Uzun uğraşlar ve Walter görünümlü David’in yardımıyla Xenomorph yok edilir.

 

Filmin finali ise herkesin tahmin ettiği gibi bitti diyebiliriz. Hengamenin ardından sağ kalan Daniels ve Tennessee, Origae-6’ya doğru yola çıkmak üzere uykuya yatmaya hazırlanırlar. Tenessee’i uykuya yatırdıktan sonra sıra Daniels’a gelir. Daniels, Walter’a teşekkür eder ve uyku kabinine yatar. Uyku kabininde tam yatmak üzereyken aklına, Walter ile konuştukları tahta kulübe planı gelir. Walter’a kulübe için kendisine yardım etmesini söyler fakat Walter ona anlamamış gibi bakar. Daniels tam uyumak üzereyken anlamıştır ki konuştuğu kişi Walter değil, David’tir. Daha sonra David, dondurucuda bulunan embriyoların yanına giderek midesinde sakladığı 2 adet facehugger embriyosunu koyar. Film bu şekilde dramatik sahne ile sona erir. Filmin sonunda beğendiğim tek şey Richard Wagner’in, Das Rheingold operasının parçası olan The Entry of the Gods Into Valhalla parçasıydı.

Ridley Scott, sanırım son yıllarda popüler olan insana isyan eden makine konseptine fazla kaptırmış kendini. Gerçi Blade Runner ile bir nebze bu konseptin öncülerindendir kendisi. Bunu filme uygulaması elbette yasak değil. Ama tüm olayların döngüsünü bir makineye yıkmak ne kadar mantıklı? 2000 yıl önce böyle tehlikeli bir virüs üretmiş bir medeniyet, bu virüsün gezegenlerine olası yayılma tehlikesine karşı önlem almamış olması, David gemi ile hangara yaklaşırken, teknolojik olarak bu kadar gelişmiş bir medeniyetin, geminin içinde ne var diye denetlememesi gibi detaylar tam olarak hayal kırıklığı. Bunun dışında onca hazırlık ve tanıtıma rağmen Engineer gezegenindeki katliam sahnesine daha fazla önem verilmeliydi. Büyük ihtimalle bu gibi kısımları Bluray’a saklamıştır Ridley Scott. Genelde seviyor bu tarz davranışları. Aynısını Prometheus’ta da uygulamıştı izleyenler bilir. Dediğim gibi Alien:Covenant, tek başına bir Alien filmi olarak yaptıkları onca mantık hatasını saymazsak, izlenebilir nitelikte. İzlerken kesinlikle sıkılmazsınız bundan emin olabilirsiniz. Ama gelin görün ki Prometheus ile başlattığı atılımın devamını getiremedi.

Bunun başlıca sebebi fanların Alien görme takıntısı. Ridley Scott sırf bunun için, Prometheus’un senaristleri Damon Lindelof ve Jon Spaihts ile yollarını ayırdı. Oysa bu proje için bu ikili çok iyi hazırlanmışlardı. Gelen yeni senaristler ise Prometheus dünyasından tamamen çıkarak bol aksiyonlu ve Alien’lı basit bir film senaryosu hazırlamışlar anlaşılan.

Yorumlar