Ana sayfa Middle Earth Filmler Aragorn II: Yeniden Birleşmiş Krallık’ın Kralı

Aragorn II: Yeniden Birleşmiş Krallık’ın Kralı

PAYLAŞ

“Ve Aragorn’un babası ona atalarından, kurtlar tarafından öldürülen bir Dúnadan’ın ismini verdi; I. Aragorn’un ismini. İsmi verilirken Ivorwen de yanlarındaydı ve şöyle dedi; Onun göğsünde yeşil bir taş görüyorum. Ve bu taş onun unvanı olacak. Aynı zamanda bir iyileştirici ve yenileyici olacaktır.”

Dúnedain şeflerinin on beşincisi olan Arathorn yaşça Gilraen’den büyüktür ve bu yüzden Gilraen’in babası ikisinin evlenmesini istememiştir. Ancak annesi onlar için “Evlenmeliler çünkü bunlardan doğacak olan çocuk çağlar boyu soyumuzu devam ettirecektir ve kızımız bir Dúnedain reisi ile evlendiği için hep adı tarihte yazılı kalacaktır.” dediğinde ikna olmuştur. Ve böylece Aragorn üçüncü çağın 1 Mart 2931 yılında dünyaya gelmiştir. Henüz iki yaşındayken gözüne gelen bir ork oku yüzünden babasını kaybetmiştir. Bu olayla birlikte adının ikincisi olarak Dunedain’in on altıncı reisi olmuştur. Düşmanın, Isildur’un varislerini araması ve Dúnedain’in sayısının çok azalması üzerine annesi Gilraen oğlunu alarak Rivendell’e, oranın lordu olan Elrond‘a gitmiştir.

Elrond onu oğlu olarak benimseyip yetiştirmiş ve ona “umut” anlamına gelen Estel adını vererek gizlemişlerdir. 20 yaşına gelene kadar bu durum böyle devam etmiş, daha sonra Elrond onun artık olgunlaştığı düşüncesi ile kimliğini açıklamıştır. Kimliğini öğrendikten sonra Aragorn’a aynı zamanda Isildur’un varislerinin mirası olan Barahir’in Yüzüğü ve Narsil’in kırık parçaları da verilmiştir.

''Bütün dikkatleri üzerinize topluyorsunuz, Bay Tepedibi! Ben istediğim zaman gözlerden kaçabiliyorum, ama tamamen kaybolmak, ender bir yetenektir. ''
”Bütün dikkatleri üzerinize topluyorsunuz, Bay Tepedibi! Ben istediğim zaman gözlerden kaçabiliyorum, ama tamamen kaybolmak, ender bir yetenektir. ”

Bunu takip eden günlerde Aragorn, babasını ziyaret için Rivendell’e gelen Arwen’i görmüş ve ona aşık olmuştur. Arwen ona ölümlü bir insan olan Beren için ölümsüzlüğünden vazgeçen Lúthien’i hatırlatmıştır. Bunu öğrenen Elrond ise ona şöyle söylemiştir.

“Dúnedain Efendisi, Arathorn oğlu Aragorn, beni dinleyiniz! Nasibiniz çok yüce; ya Elendil zamanından beri gelip geçmiş atalarınızın çok üzerine yükseleceksiniz ya da soyunuzdan kalanlarla karanlıklar içine düşeceksiniz. Önünüzde yıllar sürecek olan bir sınav var. Zamanınız gelinceye kadar ve buna layık olduğunuz anlaşılıncaya kadar ne evleneceksiniz, ne de bir kadını söz ile kendinize bağlayacaksınız.”

Bunları söyleyerek ona karşı çıkmıştır çünkü bu aşkın karşılığı Lúthien gibi Arwen’in de ölümsüzlüğünden vazgeçmesi demekti ve Elrond bunu istemiyordu. Zaten Aragorn o sıralar Arwen’den de aşkına karşılık bulamamıştır. Bunun üzerine Elrond’dan izin alıp annesine veda ederek yaban ellere yola çıkmıştır. Yıllar boyunca kötülüğe karşı savaşıp Moria’ya gitmiş, hatta Sauron‘un planlarını öğrenmek üzere Mordor topraklarını keşfe çıkmıştır. 2956 yılında Gandalf ile tanışıp onunla beraber kötülüğe karşı koymasına rağmen o zamanlar genellikle yaban ellerde tek başına seyahat etmiştir. Rohan Kralı Thengel adına at sürmüş ve Gondor Kralı olan Ecthelion II için hem karada hem denizde savaşmış, Gondor Kralı ona kaptan ünvanını vermiştir.

Bu süre boyunca da kimliğini hep gizli tutmuştur. Bu yüzden Gondor’da ona, “Yıldız Kartalı” anlamına gelen Thorongil adını vermişlerdir. Çünkü Aragorn normal insanların aksine Numenor kanının getirdiği çabukluğa ve keskin gözlere sahiptir. Ecthelion tarafından Umbar korsanlarını yenmek üzere güneye yollandıktan sonra ortadan kaybolmuştur. Bunun sebebi için yazar olarak görüşüm daha fazla göze batmak istememesidir çünkü kimliğinin anlaşılmasının o zaman için vahim sonuçları olabilirdi. Gondor’dan ayrıldıktan sonra Lothlorien’e giden Aragorn burada Arwen ile karşılaştı. Yıllar sonra Aragorn’u gören Arwen ise büyüyüp serpilen, yüzüne geçirdiği yılların ve savaşların izi yerleşen bu kolcuya orada aşık olmuştur ve bu iki aşık Cerin Amroth’da birbirlerine evlilik sözü vermişlerdir.

Tek başıma uzun çağlar boyunca yaşamaktansa, seninle tek bir                                                                          hayat yaşamayı istiyorum.

Aragorn Rivendell’e döndüğünde ise Elrond bu durumu hoş karşılamamış, kızının sadece Gondor ve Arnor Kralı ile evleneceğini söylemiştir. Bunun üzerine Aragorn tekrar yaban ellere çıkmış ve Eriador’a annesini ziyarete gitmiştir. Annesi Gilraen artık iyice yaşlanmış ve artık fazla zamanının kalmadığını düşünüyordur. Aragorn annesine umut vermek istemiş ama annesi sadece “Onen i-Estel Edain, ú-chebin estel anim.” demiştir. Yani, “Ümidi Dúnedain’e verdim ben, kendime hiç saklamadım.” Ki 3007 yılında Gilraen hayata veda etmiştir. Bundan önce 3001 yılında ise Gandalf Aragorn ile, Bilbo’nun elinde Tek Yüzük’ün olabileceği korkusunu paylaşmıştır. Aragorn ise ona Gollum’u aramalarını tavsiye etmiş ve bu yolla Mirkwood’da, Anduin’in vadilerinde, Morgul vadisinde yıllar boyu onu aramıştır. Nihayetinde onu Ölü Bataklıklar’da bulduktan sonra Mirkwood’a getirmiş ve Gollum burada 3018 yılına kadar yaşamıştır.

Oradan yola çıkan Aragorn 1 Mayıs 3018’de Shire’da Gandalf ile karşılaşmış ve Gandalf ona Frodo’nun Tek Yüzük ile Shire’dan gideceğini söylemiştir. Bu haberle yola çıkan Aragorn birkaç ay ortalıkta gözükmemiş, döndüğünde ise Frodo ve arkadaşlarının Bree’ye yol aldığını ve Dokuzların ortaya çıktığını öğrenmiştir. Böylece Aragorn Bree’ye gitmiş ve orada Froda’ya Nazgûllerin Tek Yüzük’ün peşinde olduğunu söylemiştir ve Gandalf’ın mektubunu iletip onlara koruma ve rehberlik teklif etmiştir. Daha sonra kırık Narsil parçalarını gösterek onu koruyacağına yemin etmiştir. Frodo kabul ettikten sonra hobbitler odalarına çekilmiş ve Nazguller o gece Bree’ye saldırmıştı. Aragorn uyanıktı ve hobbitleri saklamıştı.

nazgul_by_jarrettonions-d47wvdd

Ertesi sabah yola çıkarak Fırtınabaşı’na doğru yol aldılar ama ne kadar sessiz olsalar da Nazgûller daima peşlerindeydi. Bu yüzden Nazgûllerin beşi onları Fırtınabaşı’ndaki kamplarında yakaladılar. Frodo Tek Yüzük’ü takarak Cadı Kral‘a saldırmış ve kılıcı Sting’i sol ayağına saplamıştır. Buna karşılık Cadı Kral Morgul bıçağını Frodo’nun sol koluna saplamış ve Aragorn’un ellerinde alevli odunlarla ortaya çıkması ile birlikte Nazgûller kaçmıştır. Yeniden yola koyulduklarında Aragorn, Frodo’yu athelas kullanarak canlı tutmaya çalışmış ve tam Frodo yere yığılırken Glorfindel onları bularak Rivendell’e gitmelerine yardım etmiştir. Son anda da Elrond yardıma gelerek onları kurtarmıştır.

Rivendell’e döndükten sonra Frodo, Elrond tarafından iyileştirilmişti. Aragorn için önemli olarak Arwen de oradaydı ve 25 Ekim’de Elrond’un Divanı toplandı. Gondor’dan Boromir de oradaydı ve ilk olarak Narsil ile ilgili rüyasından bahsetti. Rüyası kısaca kılıcı aramasını, onu Imladris’te bulacağını ve büyük öğütler alacağını söylüyordu. Bu sözler üzerine Aragorn kılıcı ortaya çıkarınca Boromir onun sıradan bir kolcuda ne aradığını sormuş, Elrond ise Aragorn’un kim olduğunu açıklamıştır. Frodo onun geldiği soyu öğrendiğinde, Isıldur’un Felaketi’ni ona uzatmış ve onun olduğunu söylemiştir ama Aragorn bunu reddederek Tek Yüzük’ün ikisine de ait olmadığını ama Frodo’nun taşımasının şu an daha münasip olduğunu söylemiştir.

Bunun üzerine Boromir tekrar rüyası ile ilgili olaya dönerek kırılan kılıcın ne işe yarayacağını sormuştur. Aragorn ise kılıcın Tek Yüzük bulunduğu vakit tekrardan dövüleceğine dair kehaneti söylemiş ve onunla Gondor’a gitme arzusunu dile getirmiştir. Boromir‘in gözlerinde ne kadar kuşku olsa bile bunu kabul etmiş ve divanda da Frodo’nun Yüzük’ü Orodruin’e yani Ateş Dağı’na kadar götürüp atmasına karar vermiştir.

Yüzük Kardeşliği  Soldan Sağa: Aragorn, Sam, Gandalf, Frodo, Merry, Legolas, Pippin, Gimli ve Boromir

Yüzük’ün yoldaşları da Dokuz olacak; kötü Dokuz Süvari’ye karşı Dokuz Piyade koyuyoruz.

Elrond

Böylece Yüzük Kardeşliği’nin de Nazgûller gibi dokuz kişi olması ve gelecek herkesin Orta Dünya’dan bir ırkı temsil etmesi planlanmıştır. Elfleri Legolas ve Cüceleri Gimli temsil edecekti. İnsanlardan Boromir ve Aragorn vardı. Onların asıl amaçları Minas Tirith’e gitmekti ama diğerleri ile yolları bir yere kadar aynıydı bu yüzden onlar da Kardeşlik’te olacaktı.

Son iki kişi olarak da Merry ve Pippin seçildikten sonra Aragorn Narsil’in parçalarını tekrar dövülmesi için elflere teslim etti ve onlar da kılıcın üzerine hilal şeklindeki ay ile ışıyan güneş arasına yerleştirilmiş yedi yıldız nişanı çizerek kılıcı yeniden dövdüler. Bundan sonra Aragorn parlak kılıcına Batı’nın Alevi anlamında Andúril ismini verdi ve Kardeşlik Rivendell’den yola çıktı.

Rivendell’den yola çıkan Kardeşlik’in ilk durağı Caradhras Geçidi’ydi. En önde liderleri Gandalf ve bulundukları yolları karanlıkta bile tanıyıp yürüyebilecek Aragorn vardı. Kızılboynuz Geçidi’ne geldiklerinde bir kar fırtınası başlamıştı. Ve kısa süre sonra grubun en güçlüleri olan Aragorn ve Boromir bile yürümekte zorlanınca orada konaklamaya karar verdiler. Tepelerden aynı zamanda koca koca taşlar üstlerine yağıyor ve onları korkutuyordu. Sabah olunca karın yolu kapattığını gördüler ama ilerlemeye devam ettiler. Boromir en önde yolu aça aça ilerliyordu ama bir süre böyle devam ettikten sonra geçidin komple kapandığını gördüler ve bu yoldan vazgeçtiler.

Başka bir yoldan gitmeleri gerekiyordu. Gandalf ilk başından beri düşündüğü Moria Madenleri’nden geçme fikrini ortaya attı. Bu ilk başta tercih edilmemişti çünkü Aragorn geçidi denemeden bu yola başvurmaya karşıydı. O an yine karşı çıktı.

“Yol Moria’ya gidebilir, ama Moria’nın içinden geçip dışarıya ulaşacağını nasıl ümit edebiliriz? Gandalf, sen karda felaketin eşiğine kadar benim peşimden geldin ve beni suçlamadın bile. Ben de senin peşinden geleceğim -eğer bu son ihtar da fikrini değiştirmezse. Benim düşündüğüm ne Yüzük, ne de içimizden biri şu anda, ben seni düşünüyorum Gandalf. Ve diyorum ki: Eğer Moria kapılarından geçeceksen, kendini kolla!”

Aslında bu yoldan gitmeyi Gimli hariç kimse pek fazla istemiyordu. Boromir o sırada Rohan Geçidi’nden gitmeyi teklif etti ama Saruman o bölgede fazla güçlü olduğundan bu teklif reddedildi. Moria seçeneği de reddedilecekti ancak Wargların sesi duyulunca Moria, kaçmalarının tek yolu oldu. Kardeşlik Warglardan korunabilmek ve geceyi geçirebilmek adına bir tepenin üstüne çıktıklarında büyük bir Warg sürüsü dört bir yanlarından onlara saldırmaya başladı. Ama Gandalf bir büyü ile onları korkutmayı ve kaçırmayı başardı. Moria Kapısı önlerinde Sudaki Gözcü ile karşılaştılar ve ondan kurtuldular. Böylece 15 Ocak’ta Kardeşlik, madenlere girmeyi başardı.

Planları sessizce geçmekti ama orklar Moria’yı ele geçirmişti. Geri dönemeyecekleri için yine de yollarına devam ettiler ve Mazarbul Odası’na geldiler. Burada cücelerin kaçtığını öğrendikten sonra salona dönmeye karar vermişlerdi ki davul sesleri yükseldi. Orklar davetsiz misafirleri olduklarını keşfetmişti. Hemen kapıları kapatarak önlerine engeller koydular. Ancak orklar bunları kırmayı başarmıştı. Akın akın içeri girdiklerinde ise Kardeşlik onlara saldırdı. Sadece Sam’in bir sıyrık aldığı kavga sonucunda orklar kaçışmaya başlamıştı ki aralarından koca bir ork reisi çıktı. Ork reisi mızrağı ile Frodo’ya saldırdığında Sam mızrağı kırdı ve ork reisi doğrulamadan Aragorn onu öldürdü. Yanındaki orklar bununla beraber kaçmaya başlayınca Kardeşlik de dışarı çıkabildi ancak o anda Balrog’un sesini duydular. Khazad-dûm köprüsünde Gandalf onu karşılamak için durdu. Ve köprüyü kırdığında Balrog aşağı düştü ama yanında Gandalf’ı da çekti. Kardeşlik onu kurtaramayacağını anlayınca yollarına devam ettiler ve sonunda madenlerden dışarı çıktılar.

146
Galadriel ve Aragorn

Artık lider Aragorn olmuştu ve onları Lothlorien’e götürmeye karar verdi. Galadriel onları kabul etti ve ayrılma zamanları geldiğinde her birine hediyeler verdi. Aragorn’a kılıcına uygun bir kın verilmişti, gümüş ve altından kabartma çiçek ve yaprak motifleriyle bezeliydi; elf rünleriyle Anduril’in ismi ve seceresi yazıyordu. Aynı zamanda eğer Lorien topraklarından geçerse diye Arwen tarafından bırakılmış kartal şeklindeki gümüş broşu da aldı. Ve kayıklara yerleşip tekrar yola çıktılar, Ulu Nehre doğru kürek çekiyorlardı.

Planları Rohan’ı geçip Mordor’a ulaşmaktı. Gollum da peşlerindeydi. Yollarına devam ediyorlardı fakat Anduin tahmin ettiklerinden hızlı akıyordu. Aragorn bunu fark edince diğerlerine haber verdi ve küreklere daha hızlı asıldılar ama tam o anda kayıklardan biri bir kayaya sürttü ve kara oklar birden yanlarına düşmeye başladı. Biri Frodo’nun tam göğsüne denk gelmişti ama mithril zırhından geri sekmişti. Oklar onları bulmuyordu ve karanlık onlara yardım ediyordu. Bir süre sonra kürek çekmelerinin başarısı olarak nehrin ortasına geldiler, sığlıklardan kurtulmuşlardı. Batıya doğru çevirdiler başlarını ve küçük sığ bir koyda dinlenmeye çekildiler. Şafağı burada bekleyeceklerdi. Ateş yakmadan birbirlerine yakın durarak o geceyi orada geçirdiler. Gün ışıdığında tekrar yola çıktılar ve Argonath’ın Kral Sütunlarından geçip Amon Hen’de durdular.

Burada bir karar vermeleri gerekiyordu. Ya Minas Tirith’e gideceklerdi ya da direkt olarak Mordor’a. En sonunda da Yüzük Taşıyıcısı olarak kararı Frodo’ya bıraktılar. Frodo düşünmek için bir saat istedi ve o an Boromir yanına gelerek ondan Minas Tirith’e gelmesini istedi. Frodo bunu reddedince Yüzük’ü almaya çalıştı ama Frodo Yüzük’ü takarak ortadan kayboldu. Boromir hatasını anlamıştı, geri dönerek diğerlerine haber verdi ve hep birlikte Frodo’yu aramaya başladılar. Aragorn, Sam’in yanına giderek kendisiyle gelmesini istedi. Amon Hen’in tahtına çıkarak bölgeye üstten bakacaktı. Sam onun peşinden gitti ama bir süre ona ayak uyduramayıp durdu. Tam o anda aklına Frodo’nun kayıklara gitmiş olabileceği geldi ve oraya gitti. İkisi beraber bir kayığa binerek doğuya doğru gittiler.

Aragorn o sırada tırmanmaya devam ediyordu ancak izlerin bir süre sonra durup tekrar aşağı indiğini fark etti. Tam o anda Boromir’in borusunu duydu. Aşağıya, sesin geldiği yere inmeye başladı ancak Boromir’in yanına vardığında çok geç kalmıştı. Boromir bir sürü kara okla deşilmiş bir şekilde bir ağacın gövdesine yaslanmış oturuyordu, dinleniyor gibiydi. Ölmeden önce Boromir Yüzük’ü almaya çalıştığını, hobbitlerin bağlanıp götürüldüğünü anlattı. Aragorn o öldükten sonra yanında bir süre ağladı.

Boromir'in son kavgası
Boromir’in son kavgası

Legolas ve Gimli onları bu halde bulmuştu. Etrafta gezerken kendilerine saldıranların Saruman’ın adamları olduklarını anladılar. Nehre indiklerinde sadece iki kayık kaldığını görünce Frodo’nun da gittiğini anladılar ve Boromir’e bir tabut yapmaya koyuldular. Boromir’in miğferini, yarılmış borusunu ve kılıcının kabzasıyla kınını yanına koydular. Ayaklarının altına da düşmanlarının kılıçlarını… Ve onu şelalelinin akışına doğru bıraktılar. Diğer kayığa da kendileri atlayıp bir süre daha kürek çektikten sonra Parth Galen’den ayrıldılar. Merry ve Pippin’in peşine düşmüşlerdi.

“Evet, hepimizin cücelerin dayanıklılığına ihtiyacı olacak. Ama haydi! Umudumuz olsun olmasın, düşmanımızın izini takip edeceğiz. Eğer biz daha hızlı çıkarsak, vay geldi başlarına! Üç Soy Elfler, Cüceler ve insanlar arasında dilden dile dolaşan bir efsaneye dönüşecek bir kovalamaca olacak bu. İleri Üç Avcılar!”

Üç Avcılar

 

Sonunda Üç Avcılar yola çıkmış ve Uruk-Hai’lerin izini sürmeye başlamışlardı. Aragorn izlerini bulduğunda ise daha da hızlandılar. Arada grubun yiyecek torbalarını, sert ve kara ekmeklerinin kırıntılarını buluyorlardı. Sonunda onları bulduklarında grup Rohan’ın güzel çimlerini ezerek büyük bir acele içerisindeydi. Tam bu sırada Aragorn birkaç hobbit izi ve Galadriel’in onlara verdiği elf broşlarından birini buldu.

      Garip bir şey dönüyor burada. Bir kötülük bu yaratıklara hız veriyor.

Böylece takibe bir gün ve bir gece daha devam ettiler ama aralarındaki mesafe bir türlü azalmıyordu çünkü Uruk-Hai’ler gece gündüz hiç durmadan seyahat ediyorlardı. Buna karşılık Aragorn ve arkadaşları da hiç durmuyor, dinlenmelerini koşmadıkları zaman yürüyerek sürdürüyorlardı. Sonunda Fangorn’a yaklaştıklarında, Entsuyu’nu gördüler. Ormandan çıkıp onları karşılarcasına akıyordu. Uruk-Hai’lerin izleri de yaylalardan dereye doğru dönmüştü. Tam o sırada Aragorn at sesleri duymaya başlamıştı, Legolas da elf gözleri sayesinde şöyle söylemiştir.

“Evet, yüzbeş atlı var. Saçları sarı, mızrakları parlak. Liderleri de çok uzun boylu.”

Böylece üçü de saklandıkları yerden atlıların geçişini izledi. Neredeyse hepsi geçmiş ve gitmişti ki Aragorn yerinden fırlayıp onlara seslendi. En uzunları geri dönüp Aragorn’un karşısına geldi ve ona bu topraklarda ne aradığını sordu. Bu uzun boylu kişi Eomer’di. Aragorn ise geldiği yeri ve Boromir’in ölümünü anlattıktan sonra kılıcını çıkarmıştı:

“Ben Arathorn oğlu Aragorn; bana Gondorlu Elendil’in oğlu Isıldur’un varisi Dunadan ve Elessar derler. İşte kırılan ve yeniden dövülen Kılıç! Bana yardım mı edeceksiniz, engel mi olacaksınız? Çabuk seçin!”

Bunun üzerine Eomer ona Boromir’i ve Kuzey’de olanları sordu. Aragorn kısaca anlatıp takip ettiği Uruk-Hai’leri söylemişti. Ama Eomer ve adamları onları öldürmüştü. Yine de onlara iki at verip yollarına devam ettiler. Üç Avcı da atlarıyla beraber tekrar yola çıkıp yok edilen Uruk-Hai kampına varmışlardı. O gece kamp yapmaya karar verdiler, sabah izlere daha iyi bakacaklardı. Lakin gece gelen yaşlı bir adam atlarını korkutup kaçırdı. Hem hobbitleri bulamamışları hem de atlarını kaybetmişleridi. Sabah olduğunda ise Aragorn izleri inceleyerek hobbitlerin ölmediğini ve ormana kaçtıklarını anladı.

Böylece üçü de ormana girip izleri takip etmeye başladılar ancak bir süre sonra izlendiklerini fark ettiler. Onları izleyen kişinin Saruman olduğunu düşünüyorlardı. Ancak bu kişi Gandalf’tı ve beyazlara bürünmüştü. Onlara hobbitlerin akıbetini anlattı ve dördü hep beraber bu sefer Théoden’i görmeye yola çıktılar. Çünkü söylenene göre Kral Théoden hastaydı. 2 Mart tarihinde Edoras’a vardıklarında Théoden’in Saruman’ın etkisinde olduğunu gördüler. Gandalf onu bu etkiden kurtardıktan sonra Théoden’i kötülüğe karşı savaşması için ikna ettiler. Böylece Rohirrim Miğfer Dibi’ne at sürdü. Aragorn da onlarla birlikteydi, Eomer’e onunla yanyana savaşma sözü vermişti. Orduyu Gamling karşılamıştı ve yeşeren umutlarla birlikte savaş hazırlıkları başladı.

aragorn_by_jow3ew0l-d6oud7a

Miğfer Dibi Savaşı, hepsi için zorlu ve kanlı geçmişti ama kazanılmıştı. Aragorn kılıcı ile her can alışında yanındakileri yüreklendirdi. Çünkü Elendil’in kılıcı tekrar savaşa dönmüştü. Kılıçların çarpışması bittiğinde Saruman’ın askerleri Fangorn’un gölgeleri altına sığınmak için kaçmıştı ama o gölgelerden biri bile sağ çıkamamıştı. Bunun üzerine Théoden, Gandalf, Eomer ve Üç Avcılar birlikte Saruman ile görüşmek için yola çıktılar. Geldiklerinde onları Merry ve Pippin karşıladı. Isengard’ı nasıl ele geçirdiklerini anlattıktan sonra Saruman’ın karşısına çıktılar. Saruman onları kandırmaya çalışınca Gandalf onun asasını kırdı ve bir muharebeyi tam olarak kazanmış oldular. Ancak savaş bitmemişti. Sauron’un yeni hedefi Minas Tirith’ti. Bunun üzerine Gandalf ve Pippin şehri uyarmak üzere yola çıktılar.

Aragorn ise Gandalf’ın ayrıldığını öğrendikten sonra Rohan Süvarileri ile beraber Edoras’a yola çıktı. Edoras’ta askeri olarak toplanıp Minas Tirith’e gideceklerdi. Yolda büyük bir sürpriz olarak Halbarad ve kolcuları ile karşılaştılar. Onlar da zaten Aragorn’u arıyorlardı. İçlerinde bulunan Elrond’un oğullarının ise ona babalarından bir haberleri vardı. “Günler kısaldı. Eğer acelen var ise Ölülerin Yolunu hatırla.” Miğfer Dibi’ne geri döndüklerinde Aragorn bununla ilgili kralla konuşmuştu.

Kolcularla beraber Ölülerin Yoluna gideceklerdi. Ve böylece Üç Avcılar bir daha görmemek üzere Théoden’in yanından ayrıldılar. Bunun öncesinde ise Aragorn arkadaşlarına Palantir’e baktığını ve Güney’den Gondor’a yelken açmış bir tehlike gördüğünü söylemişti. Yollarının üzerinde olan Edoras’a uğrayıp Eowyn ile de görüştüler. Böylece tüm işlerini halledip tekrar yola koyuldular ve Dunharrow’dan geçip Ölüler Yolu’nun kapılarına vardılar. O an için hepsi kapılardan geçmek ile ilgili tereddüt etmişti ama Aragorn’un öyle kararlı bir şekilde hareket etmişti ki huzursuz olan atlar bile peşinden içeri girebilmişti.

En önde Dunharrow’dan aldığı meşale ile başı çeken Aragorn ve arkasında Elrond’un oğlu Elladan ile yollarına devam ettiler. Durduklarında duydukları tek şey bilmedikleri dillerde mırıltılar ve fısıldaşmalar olmuştu. Aragorn’un önünde ise kudretli bir adamın kemikleri vardı. Uzun süre dokunmayıp o manzaraya baktıktan sonra konuştu. Ölüleri Erech Taşı’na çağırmıştı. Bölük ile beraber kendileri Erech Taşı’na vardıklarında Elrohir Aragorn’a bir boru verdi ve Aragorn boruyu öttürüp Ölüleri tekrar çağırdı. Sancağını açtırıp onlardan yeminlerini yerine getirmelerini istedi ve böylece Minas Tirith’e doğru yola çıktılar.

Yemininizi yerine getirmeniz için çağırıyorum sizi.

Dört gün üç gecelik bir yolculuktan sonra Ölüler Ordusu ve Gri Bölük Lamedon’a vardılar. Orada halkın, Umbar ve Harad’ın zalim askerleri ile nehir geçitlerini korumak adına çekiştiğini gördüler. Lakin Gri Bölüğü gören Harad ve Umbar askerleri kaçtılar. Gri Bölük ise hızla Lebennin ovasını geçip Pelargir’e vardı. Orada önceden ulaşan bazı düşmanların gemilerine binip kaçtığını gördüler. Bazı gemiler de tutuşturulmuştu. Bu yüzden Haradrim’in çoğu limanda kalmıştı. Ölüler Ordusu ve Gri Bölük hepsini katletti ve gemilerindeki tutsakları kurtardı. Bundan sonra Aragorn her gemiye bir kolcu koydurdu ve huzur bulmaları için Ölüler’i serbest bıraktı. Böylece Pelennor Çayırları’na doğru yola çıktılar. Vardıklarında herkes Umbar korsanlarını bekliyordu. Ama Eomer en öndeki gemide dalgalanan sancağı görmüştü. Elendil’in sancağı, ondan sonraki çoğu kralın kullanmadığı sancak şimdi Gondor’a geri dönmüştü ve yanında Anduril’i de getirmişti. Aragorn’un gelişi büyük umut getirse de güneyden gelen savaşçılar güçlüydü. Akşama kadar direnmeyi başardılar ancak orklar gibi onlar da sonlarını buldular.

aragorn_by_rodrigo_sanches_a-d2o6a7w

Savaş birçok ölünün ve yaralının olduğu bir şekilde bitti. Başta Kral Théoden olmak üzere Cadı Kral, Halbarad, Grimbold ve zarif Hirluin ölmüşlerdi. Yaralılar hemen Şifa Evleri’ne taşındı. Aragorn ve Gandalf oraya vardıklarında Eowyn ve Merry’nin Cadı Kralı öldürdüğünü anladılar. Aragorn önce Faramir’in yanına gidip athelas ile onu iyileştirdi. Daha sonra Eowyn’in yanına gidip onun yaralarına şifa verdi. Ve oradan ayrıldı. Çünkü kötülüğe karşı son plan yapılmalıydı.

Gandalf’ın öğütleri ile ortak bir karara varıldı. Yüzük Taşıyıcısı’na bir şans vermek için Kara Kapılar’a gideceklerdi. İki gün sonra Pelennor’da orduları topladılar. Rohirrim’den, Dol Amroth süvarilerinden ve güneyden bir sürü kişi gelmişti ancak sayıları çok azdı ve korkanlar da çoktu. Aragorn onların gitmesine izin verdi ve Kara Kapılar’a vardıklarında altı bin kişi kadar kalmışlardı. Geldikleri halde meydan okumalarına bir karşılık bulamamışlardı. Bu yüzden Aragorn ve Gandalf, sancak açıp Kara Kapılar’a yaklaşıp isteklerini bildirdiler. Bunun üzerine Sauron’un Ağzı çıkıp onlarla konuştu. Onlara Sam’in kılıcını, broşunu, pelerinini ve Frodo’nun mithril zırhını verdi. Pippin bunları gördüğünde acıyla çığlık atmıştı. Sauron’un Ağzı isteklerini belirttikten sonra Gandalf tarafından reddedilip kovuldu.

Böylece Kara Kapılar açıldı ve savaş başladı. Kartalların gelmesiyle bir süre daha umut canlı kalsa da sonları yaklaşıyordu. Tam o sırada Gollum ve Frodo’nun Yüzük için çekişmesinin sonucunda Yüzük Ateş Dağı’nın lavlarına düşmüş ve yok edilmiş oldu. Bu da düşmanların bir an için korkuya kapılıp şaşırmasına yol açtı. Bu açıktan yararlanan Batı’nın Ordusu tüm gücüyle saldırdı. Kimi kaçtı kimi de öldürüldü ama sonunda Sauron’un Krallığı son bulmuştu. Gandalf ise Gwaihir ile birlikte Sam ve Frodo’yu kurtarmış. Aragorn da onların yaralarını iyileştirmişti.

Tarih 1 Mayıs’ı gösterdiğinde Aragorn, Minas Tirith’e geri dönmüştü. Onu da Vekilharç Faramir karşılamıştı. Kral Eärnur’un tacı da yanındaydı. Ama Aragorn tacı Frodo’nun getirip, Gandalf tarafından başına takılmasını istediğini söyledi. Ve böylece Gondor’un 35. Kralı, Arnor’un 26. Kralı ve Yeniden Birleşmiş Krallık’ın ilk Kralı, diz çöküp Gandalf’ın ellerinden tacını giydi. Yaz ortası arefesinde elfler de Minas Tirith’e geldiler. Elrond Annuminas asasını getirmişti ve onunla beraber Galadriel ile Celeborn ve en önemlisi Arwen de gelmişti. Kral onları karşıladı ve Elrond’dan saltanat asasını aldı. Ve orada Kralların Şehri’nde Arwen Undomiel ile evlendi.

Aragorn ve Arwen

Yüz yirmi yıl süren barış dönemi içinde Aragorn Arnor krallığını kurup Gondor ile birleştirdi ve Yeniden Birleşmiş Krallık’ın Kralı olarak hüküm sürdü. Ama sonunda ömrünün sonuna geldiğini anladı. Bu yüzden oğlu Eldarion’a tacını ve kılıcını teslim edip, görevini ona devretti ve çok sevdiği eşinin yanında son uykusuna daldı.

Aragorn’un Vedası:

“İşte devşirdik ve devşirdiklerimizi harcadık. Artık hesap günüm geliyor. Gerçekten çok zor bir saat; ama yine de artık kimsenin yürümediği Elrond‘un bahçesindeki ak huş ağaçlarının altında karşılaştığımız gün yaratılmıştı. Bugün ve Cerin Amroth Tepesinde hem gölge hem de alacakaranlıktan vazgeçtiğimiz gün, bu hükmü kabul etmiştik.

Seni teselli etmek için konuşmuyorum; çünkü dünyanın döngüsü içinde böyle bir acı için teselli yoktur. Lakin hem Gölge’yi hem Yüzük’ü reddettikten sonra son sınavda yıkılmayalım. Hüzünle gitmeliyiz; ama yeisle değil. Bak! Sonsuza kadar Dünya’nın döngülerine bağlı değiliz ve ötesinde hatıradan fazlası var. Elveda!”

Kral Aragorn'un mezarı.
Kral Aragorn’un mezarı.

“Sonra içinden çok büyük bir güzellik çıktı ortaya, öyle ki sonradan gelen herkes hayretle baktı; çünkü gençliğinin zarafetinin, olgunluğunun, yiğitliğinin ve yaşlılığının bilgeliği ve haşmetinin hep birbirine karıştığını gördüler.”

Yorumlar