Ana sayfa Middle Earth Kitaplar ARDA’NIN ŞEKİLLENİŞ EVRELERİ

ARDA’NIN ŞEKİLLENİŞ EVRELERİ

PAYLAŞ

İLK OLARAK AİNUR’UN ARDA’YA İNİŞ EVRESİ

Valarr

Ne vakit ki girdi Valar Eä’ya, şaşıp kaldılar, çaresizliğe kapıldılar o anda, hayalde gözlerine görünenlerin hiçbiri yaratılmış değil gibiydi henüz ve her şey daha başlangıç noktasında, şekilsiz bir haldeydi ve karanlıktı ortalık. Zamansız Dehlizlerde düşüncenin gelişip serpilmesinden ibaretti Ulu Müzik ve gördükleri Hayal, geleceğin resmi olmaktan öteye geçmiyordu oysaki, ama şimdi, Dünya’ya ayak bastıkları şu an, başıydı Zamanın henüz ve Valar, Dünya’nın ezgisinin kendilerine önceden dinletildiğini, gelecekte var olacak olanlarınsa gözleri önüne serildiğini anladılar, onların ödevi görüp duydukları bu hayale ulaşmaktı. Böylece başladı boş ve çorak arazilerde, ıssız yerlerde ve sayısız ve bilinmedik çağlar boyunca sürecek olan emekleri ve çileleri, ta ki Zamanın Derinliklerinde ve Eä’nın uçsuz bucaksız genişliğinin orta yerinde, geldiğinde Ilûvatar Çocuklarına ait olacak yurdun inşa zamanı ve mekanı.

İşin başında Manwé, Aulé ve Ulmo bulunuyordu, ama Melkor da oradaydı, hem de en başından beri, yapılan her işe karıyordu, kendi arzularına ve emellerine söz geçirebildiğince çeviriyordu onu ve koskoca ateşler yakıyordu. Bu yüzden işte, hala gencecikken Yeryüzü, ve alevler içindeyken gıptayla bakıp ona, şöyle dedi diğer Valar’a “Burası benim krallığım olacak ve kendi adımı vereceğim ona!”
Fakat Manwé, Melkor’un kardeşiydi, Iluvatar’ın zihninde ve Melkor’un yarattığı kargaşaya karşı yarattığı ikinci ezginin de esas sesiydi. Manwé kendisine hem daha üstün hem daha mütevazı, çeşit çeşit huylar seçip çağırdığı vaktiyle ve indi her biri Arda diyarına, katılmak üzere Manwé’nin benliğine, taş koymasın diye Melkor emeklerinin zaferine ezelden ebede ve solmaması için Yeryüzünün, çiçeklenip canlanamadan daha…
Yeryüzü, tüm kargaşnın zapturapt altına alındığı, onlara zevkler vaat eden bir cennet bahçesine dönüşüyordu.

VALAR VE MELKOR’UN HAKİMİYET ÜZERİNE YAPTIĞI SAVAŞLARIN EVRESİ

ManweVeMelkor

Bu vaziyette başladı ilk muharebe Melkor’la Valar arasında, Arda’nın hakimiyeti üzerine ve bu kargaşa hakkında çok az şey öğrenebildi Elfler. Anlatılan Valar’ın bitmek tükenmez gayreti oldu, Melkor’a karşı hakimiyetini kazanmak için Yeryüzünün ve İlkdoğan için hazırlama telaşı bu diyarı. Ülkeler inşa ettiklerini anlattılar ve Melkor’un onları yıktığını ; vadiler kazdıklarını ama Melkor’un onları kapattığını; dağları oyup biçimlendirdiklerini, ama Melkor’un o kıvrımları dümdüz ettiğini; denizlere yataklar oyduklarını, ama boşalttığını Melkor’un o enginleri ve hiçbir şeyin huzur içinde yeşerip gelişemeyeceğini bu diyarda, çünkü Melkor’un her birini yıkıp yok edeceğini.

Yine de emekleri boşa gitmiyordu ve hiçbir yerde ve el attıkları hiçbir işte içlerine sinmese de ortaya çıkan ya da kafalarındakini vardıramasalar da gerçekliğe bütünüyle, her şeyin rengi ve biçimi farklı olsa da Valar’ın niyet ettiklerinden en başta, yine de ağır ağır biçimlenip oturuyordu Yeryüzü dedikleri yerli yerine. Ve böylece kuruldu Iluvatar Çocuklarının yurdu sonunda, Zamanın Derinliklerinde ve sayısız yıldızın orta yerinde.

VALAR LAMBALARI ORMAL VE ILLUIN’İN YAPILIŞ VE YIKILIŞ EVRESİ

Illuin

Bu devirde derleyip düzenledi Valar denizi ve toprakları ve dağları ve Yavanna sonunda ekti nicedir tasarlayıp da toprağa kavuşturamadığı tohumları. Ve ateşler soğutulduğundan ya ya ilk yaratılan tepelerin altına gömüldüğünden itibaren ışığa hasret kaldı Arda. Aulé, Yavanna’nın yakarışına kulak verip, Ortadünya’yı ışıklandırsın diye iki kuvvetli lamba inşa etti dünyayı kuşatan denizlerin orta yerine. Varda yaktı bu lambaları, Manwé ise kutsadı onları ve Valar da alıp uzun uzun sütunların üzerine yerleştirdiler, sonraki devirlerde ortaya çıkan dağlardan katbekat yükseklere. Ortadünya’nın kuzeyine yakın bir yerde kurulan lambanın adı Illuin oldu ve diğeri kuruldu güneye, Ormal dendi bunun adına ve Valar’ın lambalarının ışığı taştı gitti Yeryüzünün üzerinden, her köşe ve her canlı bitimsiz bir günün aydınlığında yaşasın diye.
Ardından, Yavanna’nın ektiği tohumlar hızla sürgün vermeye ve tomurcuklanmaya başladı ve irili ufaklı bitkilerin cümbüşü etrafı sardı; yosunlarla çimenler ve koca koca eğreltiotları ve ulu ağaçların başları canlı dağlar misali bulutlarla harelendi, fakat ayakları yeşil bir alaca karanlıkla sarılıp sarmalandı. Ve hayvanlar çıktılar ortaya, yayıldılar çayır çimenli ovalara ya da yerleştiler nehirlere, göllere, yahut süzüldüler ormanların kuytularında. Yavanna’nın koynunda beklediler zamanları gelene dek.
Böylece Melkor Yeryüzünün derinliklerinde, Illuin’in ışığının soğuk ve donuk olduğu karanlık dağların altında temelini kazıp, koskocaman bir kale inşa etmeye başladı. Bu kaleye ve etrafına Utumno dendi. Gerçi Valar’ın haberleri yoktu kaleden, ama yine de Melkor’un şerri ve garezinin illeti dışarı taşıp o delikten Arda Baharı’nı kuşattı ve bozdu dirliğini. Yeşillikler hastalanıp çürüdü, yabani otlar ve balçık içinde boğuldu; ırmaklar ve bataklıklar çıktı ortaya, çirkin ve zehirli; ancak sineklerin ürediği yerler oldular ve ormanların rengi karardı, korkunun kol gezdiği tekinsiz köşeler haline geldi.

Anladı Valar o vakit gerçekten Melkor’un yeniden kötülüklerine giriştiğini ve yuvalandığı deliğin peşine düştüler. Ama Melkor çok güveniyordu Utumno’nun gücüne ve hizmetkarlarının kuvvetine. Bu kibirle saldırıverdi aniden, Valar hazır değilken hiçbir şeye ve ilk darbeyi indirmeyi başardı. Saldırıp Illuin ile Ormal’ın kaidelerini parçaladı ve lambalarını kırdı. Dağılan sütunların döküldüğü topraklar parçalandı ve denizler karıştı ve lambalardan kavurucu bir ateş sızıp Yeryüzünün dört bir yanına yayıldı. İşte bu felaketle Arda’nın biçimi, denizlerin topraklarla olan o uyumu bozuldu ve hiçbir zaman, Valar’ın emek döküp verdikleri o şekiller yeniden yapılamadı.

UTUMNO SAVAŞI VE SONUÇLARI EVRESİ

Utumno

Melkor, Valar’ın Lambaları olan Illuin ve Ormal’ı yıkalı çok olmamıştı ki Enya(Orta Dünya) zifiri karanlığa bürünmüştü. O ıssız ve bitmek bilmeyen geceleri aydınlatan tek şey Utumno’dan yükselen, alevler halinde havaya karışan zehirdi.

Ağaçların Yılı 1050’yi gösterdiğinde Eru, Cuiviénen adında, Helcar Denizi’nin doğusunda bulunan bölgeye indirdi çocuklarını. Onlara elf denirdi, onlar ise yaratıcılarına Illuvatar. Lakin henüz daha kendilerinden başka bir şey ile karşılaşmamış elf kolonileri bariz ve kolay birer yemdi Karanlıklar Efendisi Melkor için.

Melkor önceleri onlar ile dostane geçinip kendisi kadar pis ve karanlık olan fikirlerini benimsetecekti onlara. Lakin batıdan, Nahar’ın altın toynaklarından gelen ses öylesine şiddetliydi ki bütün Enya gürlemişti. Şafak kadar parlak, deniz kadar kaypak saçları ile Oromë gelmişti. Valar’ın avcısı ve savaşçısı. Geçtiği her bölge onun kudreti sayesinde ışıldamış ve önüne çıkan her türlü veba ondan korkup kaçmıştı. Oromë bu yollardan geçerken buldu kötülüğün merkezi Utumno adlı kaleyi. Kale, bütün Enya’yı kaplayan Demir Dağlar’ın en yoğun bölgesinin hemen arkasındaki uçsuz bucaksız araziye inşa edilmişti. Oromë o zamandan anlamıştı büyük savaşın geldiğini. Ancak şimdiki görevi o değildi. Elfleri kurtarmak zorundaydı ve onlara yoldaşlık edip, öğüt vermeliydi. Belkide böylece Tek Olan’ın da istediği gibi gerçek yurtlarına dönebilirdi elfler.

Nihayet Oromë elfleri ikna ettiğinde elfler büyük yolculuğa başlamıştı. Elfer Ulmo sayesindeyde zorlu yolculuğu atlattığında Valar için vakit gelmişti. Melkor’a en büyük darbeyi indirmek için Enya’ya ayak bastılar. İkiside Melkor’un kalesi olan Utumno ve Angband’a bütün güçleri ile saldırdılar ve Valar’ın Yılları ile 3400’lerde kurulan bu iki kaleyi un ufak ettiler ve Melkor esir düştü. Ancak en önemli hizmetkârı, sağ kolu Sauron bulunamadı. Sauron, Angband’da hükûm sürüyordu ve Utumno ile aralarında çok ama çok sayıda bağlantı vardı. Bu yüzden pek çok karanlık yaratık saklanmış ve bu yolları bilmeyen Valar sayesinde kurtulmuşlardı. Denir ki bu yaratıklar o upuzun Demir Dağlar boyunca yol almış ve Enya’nın en bilinmedik noktalarında yaşamına devam etmiş. Bunlardan bazıları da Moria’daki mücadelede Gandalf ve Balrog’un karşılaştığı İsimsizler.

Savaş bittiğinde Melkor Aulë’nin hüneri ile yapılmış demir ile zincirlenmiş ve Tulkas tarafından acı içinde bırakılarak Mandos’un Salonları’na gönderilmişti. Savaşın tahribatı çok büyüktü. Yer şekilleri değişmiş, levhalar ayrılmıştı. Cuiviénen gibi pek çok kuzey ve doğu bölgesi sular altında kalmıştı. Buna Utumno’da dahildi. Ve böylece son mücadeleye kadar yapılmış en yüce savaş son bulmuştu. O kadim günlerden elflerin eline hiçbir bilgi düşmemişti. Bildikleri tek şey Melkor’un büyük yenilgisiydi…

VALİNOR’UN GİZLENİŞİ VE GÜNEŞ İLE AY’IN YÜKSELİŞİ

Pelori

Nihayet Telperion yapraksız bir dalın üzerinde tek bir tane, muhteşem gümüşten bir çiçek açtı; Laurelin ise altından bir meyve verdi. Yavanna bunları aldı ve ardından ağaçlar öldüler. Bu kez Yavanna çiçekle meyveyi Aulé’ye verdi; Manwé ikisini de kutsadı ve Aulé ile halkı, meyveyle çiçeğin içine konulup parlaklıklarını yitiremeyecekleri korunaklı taşıyıcılar yaptılar; tıpkı Güneş’in ve Ay’ın şarkısında yani Narsilion’da anlatıldığı gibi. Valar bu kapları, kadim yıldızları gölgede bırakırcasına parlayarak Arda’ya daha yakın bir yerde dursunlar ve göklerin lambaları olabilsinler diye Varda’ya iletti. Varda onlara Ilmen’in daha aşağı bölgelerini geçecek gücü verdi ve onları Dünya’nın batısından doğusuna uzanan kuşağın üzerinde saptanmış istikametlere gidip dönecekleri bir yolculuğa çıkardı.
Valar o dönemde ülkelerini yeniden güçlendirdiler ve Pelori’nin yamaçlarını o kadar yükselttiler ki bu duvarlar doğuda, kuzeyde ve güneyde dimdik ve korkunç bir görünüme büründü. Bu duvarların dış yüzeyi karanlık ve pürüzsüzdü, tırmanmak için ayak basacak, tutunacak tek bir çıkıntı dahi yoktu; cam kadar sert yüzeyleriyle korkunç uçurumları aşağılara uzanıyor; buzlarla taçlanmış kulelere doğru da yükseliyordu. Bunların üzerine kurulan gözetleme noktaları bir saniye boş bırakılmıyordu; Calacirya dışında tek bir geçit bırakılmadı içeriye açılan; Valar’ın geçidinin bırakılmasının nedeni ise sadık Eldar’ı ve dağların derin vadilerindeki Noldor’dan geriye kalanları yeşil tepenin üzerindeki Tirion şehrinde yönetmeyi sürdüren Finarfin idi. Çünkü bütün bu Elf ırkları, hatta Vanyar ve onların hükümdarı Ingwé dahi zaman zaman dışarıya çıkıp hava almaya ve doğdukları yerden çıkıp denizden esen rüzgarı içlerine çekmeye muhtaçlardı; ayrıca Valar, Teleri’yi akrabalarından bütünüyle ayırmadılar. Ama Calacirya’ya da güçlü kuleler dikip bir sürü nöbetçi bıraktılar ve Valmar düzlüklerindeki yol üzerinden kurdu kuşu, insanı hayvanı, Ortadünya sakinleri haricinde hiçbir canlıyı kuşatan arazilerden geçirmeyecek bir ordu kampı kurdular.
Ayrıca, şarkıların Nurtalé Valinoreva, yani Valinor’un saklanışı olarak andığı bu devirde Büyülü Adalar inşa edildi ve etraflarını çeviren denizler gölgeler ve sanrılarla dolduruldu. Kuzeyden güneye doğru Gölgeli Denizlerde bir ağ gibi dizili olan bu adalar, Tol Eresséa, Issız Ada’ya uzanan yolu kapatıyordu. Pusla kaplı karanlık kayaların üzerinde daima korkunç sesler çıkarak uğuldayan dalgalar yüzünden bu adaların arasında gemilerin yol alması çok güçtü. O alacakaranlıkta denizciler canlarından bezer, denizden ürker hale gelirlerdi; bu adalara ayak basan her kim olursa olsun buralarda tutsak düşer, Dünya’nın Değişimi’ne dek ayrılmayacağı upuzun bir uykuya dalardı. İşte böylece, tam Mandos’un haber verdiği şekilde, Kutlu Ülke’nin kapıları Araman’da Noldor’a kapandı ve bundan sonra Batı’ya yelken açan habercilerin biri hariç hiçbiri Valinor’a ayak basamadı; o tek haberci ise şarkıda bahsi geçen en güçlü denizci idi.

ÖFKE SAVAŞI VE BELERİAND’IN ÇÖKÜŞÜ

ÖfkeSavaşı
Güneş doğmadan evvel Earendil, ejder ordusunun en güçlüsü olan Kara Ancalagon’u alt etti ve gökyüzünden aşağıya fırlattı; ejderin cesedi Thangorodrim kulelerinin üzerine düştü ve onları yerlebir etti. Morgoth’un bütün çukurları parçalanıp çatısız bırakıldı; Valar’ın kudreti yeryüzünün derinlerine kadar indi. Düşmanların hasedi öylesine büyüktü ki, batı dünyasının kuzey bölgeleri parçalanarak ayrıldı ve deniz, bir sürü derin yarıkta gürüldedi; etrafı bir kargaşa ve korkunç bir ses sardı; nehirler ise ya yok olup gitti, ya da başka yataklarda aktılar ve vadiler yükselirken, tepeler dümdüz edildi; Sirion artık yoktu.
NUMENOR ADASININ YÜKSELTİLİŞİ

Numenor
Edain için, her iki tarafından büyük bir denizle ayrıldığı için Ortadünya’dan da, Valinor’dan da bağımsız, yeni bir ülke meydana getirildi; gerçi yine de Valinor’a daha yakındı. Bu toprakları Ossé, Yüce Su’yun dibinden çıkartıp yükseltti; Aulé gelip ülkeyi kurdu ve Yavanna da güzelliklerle bezedi; Eldar’da Tol Eresséa’dan çiçekler ve pınarlar getirip buraya taşıdılar. Bu topraklara Valar, Armağan Diyar, Andor dedi; Eârendil Yıldızı, artık her şeyin yerli yerinde olduğunun bir işareti gibi ve denizin üzerinde bir rehber olarak bu toprakların üzerinde parladı ve İnsanlar, Güneş’in yolu üzerindeki bu gümüş alevi görüp hayran kaldılar.

NUMENOR ADASININ ÇÖKÜŞÜ

FallNumenor
Numenor ile Ölümsüz Topraklar arasında derin bir yarık açıldı; sular bu yarığa dolarken oluşan şelalelerin sesi ve dumanı göğe yükseldi ve dünya sarsıldı. Ve Numenoreanların donanması uçuruma yuvarlandı ve gemiler batıp sonsuza dek suyun altında kaldılar. Ama Aman’a ayak basmış olan Kral Ar-Pharazôn ve fani savaşçıları, yıkılan tepelerin altına gömüldüler: Son Muharebe’ye ve Hüküm Günü’ne kadar, o tepelerin altındaki Unutulanların Mağarası’nda hapsoldukları söylenir.
Aman toprakları ve Eldar’ın yurdu olan Eresséa ise, alınıp, İnsanların bir daha asla erişemeyecekleri bir yere taşındı. Armağan Diyar, Andor; Kralların Numenor’u ve Earendil’in Yıldızı, Elenna yerlebir edildi. Burası, büyük yarığın doğusuna yakın bir yerde bulunduğu ve temelleri alabora olduğu için karanlığın içine yuvarlandı ve geriye hiçbir iz kalmadı. Artık yeryüzünde, kötülüğün hüküm sürdüğü herhangi bir zamanın hatırasının yaşadığı hiçbir yer kalmamıştı. Bu yüzden Ilûvatar Ulu Denizleri yeniden yaratıp doğusunda Boş Toprakları yerleştirdi; yeni diyarlar ve yeni denizler yaratıldı ve Valinor ile Eresséa, oradan alınıp saklı şeylerin ülkesine taşındığı için, dünya küçüldü.

Ulaş Özbent&Sadettin Ata

Yorumlar