Ana sayfa Middle Earth Kitaplar Arnor Krallığı ve Aragorn’un Atalarına Dair

Arnor Krallığı ve Aragorn’un Atalarına Dair

PAYLAŞ

Ve geldik Numenor hikayemizin devamına. Önceki yazımızda sizlere Numenor halkını ve Numenore adasının batışını, Aragorn’un atası Elendil ve iki oğlu Isildur ve Anarion’un adanın batışından nasıl kaçtığını anlattık. Gelelim Arnor ve Gondor Krallıkları’nın kuruluşlarına!

Önceki yazımızın sonunda son Andunië Lordu olan Lord Amandil’i sizlere anlatmıştık. Lord Amandil, son Numenor kralı Ar-Pharazon’un Eru’ya şirk koşmasından dolayı başlarına gelecek felaketleri önceden sezmiş ve Valar’ı bu konuda uyarmak üzere tek başına Batı’ya, Ölümsüz Topraklara yelken açacağını açıklamıştır. Amandil, tek oğlu Elendil ve iki torunu Isildur ve Anarion’a, halklarından toplayabildikleri kadarını toplayıp, aile yadigarlarıyla birlikte Doğu’ya, Orta Dünya’ya gitmelerini salık vermiştir. Lord Amandil gemisiyle tek başına batıya yelken açsa da daha yolun yarısına gelmeden Numenor adasını batıracak olan korkunç fırtınaya yakalanmış ve bir daha ondan haber alınamamıştır…akallabeth_by_grrrod-deviant-art

Elendil ise babasının son arzusunu yerine getirmiş ve dokuz adet gemi toplayıp halkını bu gemilere bindirmiştir. Bunun yanında aile yadigarları olan Annúminas Yönetim Asası, Barahir’in Yüzüğü, Narsil, Isildur’un adanın batışından hemen önce çalmayı başardığı ufak bir Ak Ağaç fidesi ve Tol Eressëa elfleri tarafından hediye olarak verilen yedi adet Palantír taşını da gemilere yüklemiştir. Palantíri, Gören Taşlar demektir; kitabını okuyan ya da filmini izleyen herkes bu taşların ne işe yaradığını zaten biliyordur. Taşlardan birini elinde tutan bir kişi, diğer taşları elinde tutan kişilerle uzaktan sesli ve görüntülü iletişim kurabilmektedir. Bu taşların da bizzat Fëanor tarafından yapıldığını eklemek isterim…

30t27tu

Pekala. Adamız battı. Elendil ve oğulları yola çıktı. Ama fırtına yüzünden Elendil ve iki oğlu birbirlerinden ayrı düşmüş ve Elendil, maiyetindekiler ile birlikte Lindon Krallığı’nın kuzey batısına ayak basarken Isildur ve Anarion ise çok daha güneye, Gondor’un güneyindeki Pelargir limanlarına ayak basmıştır.

Elendil karaya ayak basar basmaz Quenya dilindeki şu meşhur cümlesini telaffuz etmiştir;

Et Eärello Endorenna utúlien. Sinome maruvan ar Hildinyar tenn’ Ambar-metta”

Büyük Deniz’in ötesinden ayak bastım Orta Dünya’ya. Ben ve varislerim dünyanın sonuna kadar burada yaşayacağız”

Geldik Isildur ve Anarion’a. Pelargir limanları önceki yazımızda da bahsettiğimiz üzere Numenor halkı tarafından yüzlerce yıl önce oluşturulan kolonilerin eseridir aslında. Buradaki koloniler zamanla yerleşik hayata geçmiş ve irili ufaklı şehirler ve limanlar kurmuşlardır. Isildur ve Anarion böylece büyük bir kalabalık tarafından karşılanmıştır.

pelargir-docks-heirs-of-numenor

Tabii ki güneydeki bu kolonilerdeki Numenor halkı zamanla diğer sıradan –Numenor olmayan- insanlarla karıştığı için tarihlerini ve geçmişlerini büyük oranda unutmuş bir halk haline gelmişlerdir. Aynı zamanda 200 küsur yıllık Numenor yaşam ömrü de yapılan evlilikler sonucunda epey bir azalmıştır. Isildur ve Anarion’un gemileriyle gelen bir avuç saf kan Numenor insanı ise bu asimile olmuş toplumla karışacak ve doğal olarak 200 yıllık ömürleri giderek düşecek ve günümüzde –Üçüncü Çağ sonu Dördüncü Çağ başları- sıradan bir insanın yaşam ömrüne ulaşmış olacaktır.

Eh, Elendil ve oğulları Orta Dünya’nın tabiri caizse iki ucunda karaya çıktıkları için birbirlerinden habersiz yerleşkeler kurmaya başlamışlardır. Üstü kapalı söylemek gerekirse Elendil; Lindon Kralı Gil-Galad ve Lindon elfleri ve daha önce Eriador bölgesine yerleşmiş olan Numenor kolonilerinin yardımıyla kısa sürede kayda değer bir topluluk oluşturmuş ve Annúminas şehrini inşa ederek Arnor krallığını kurmuştur. Türkçesiyle Kral’ın Toprakları anlamına gelen Arnor sonradan daha yaygın olan ismiyle “Kuzey Krallığı” olarak anılacaktır.

Annuminas
Annuminas

Isildur ise bugün Ithilien olarak bildiğimiz topraklarda Minas Ithil kule şehrini kurarken kardeşi Anarion ise Anórien topraklarında sonradan Minas Tirith olarak anılacak Minas Anor kule şehrini kurmuştur. Minas Ithil “Ay Kulesi” anlamına gelirken Minas Anor ise “Güneş Kulesi” anlamına gelmektedir. Isildur aynı zamanda adanın batışından önce kurtarabildiği tek Ak Ağaç fidesini Minas Ithil’e dikmiştir.

Minas Ithil
Minas Ithil
Minas Anor(Tirith)
Minas Anor(Tirith)

Minas Anor ve Minas Ithil her ne kadar çok güçlü ve büyük kaleler olsalar da ikisi de Gondor’un başkenti olmamış ve krallığı gözeten iki karakol görevi görmüştür. Isildur ve Anarion bu iki kule-kalenin arasında Osgiliath şehrini kurmuşlar ve krallığı aslen buradan birlikte yönetmişlerdir. Osgiliath kısa sürede çok büyük ve harika bir şehir olmuştur. Palantir taşlarından biri de şehrin en meşhur yapılarından birine, büyük bir köprü üzerine inşa edilen Yıldız Kubbe isimli kuleye yerleştirilmiştir.

Kitaplar dışında zaten filmlerden de bu şehirlerde kullanılan beyaz mermeri ve üzerinde yapılan muhteşem işçiliği gördünüz. İşte bu yüzdendir ki bundan sonra güneydeki bu krallık Sindarin dilinde “Taş Diyar” anlamına gelen Gondor ismiyle anılmıştır.

Bu haritada Rohan olarak gösterilen topraklarda Gondor Krallığının parçasıydı. Gelecek yazımızda Gondor'dan ayrılıp nasıl ayrı bir ülke olduklarını anlatacağız.
Bu haritada Rohan olarak gösterilen topraklarda Gondor Krallığının bir parçasıydı. Gelecek yazımızda Gondor’dan ayrılıp nasıl ayrı bir ülke olduklarını anlatacağız.

Minas Anor’u –güncel ismiyle Minas Tirith- zaten biliyorsunuz. Ancak görsel açıdan Minas Ithil’in de Minas Anor’dan aşağı kalır bir tarafı yoktu. Özellikle ay ışığının huzmeleri kalenin duvarlarına çarptığında dört bir tarafa saçılır ve görenleri hayran bırakan beyaz ve gümüş rengi bir ışık şöleni oluştururdu. Her ne kadar kitaplarda ve filmde kapkara taşlardan yapılmış gibi gözükse de aslında özünde beyaz mermerden yapılmış bir kaledir. Sonradan Cadı Kral’ın eline geçecek ve lanetlenecektir…

Başlarda birbirlerinden habersiz olsalar da kısa sürede iki krallığın haberleri iki tarafa da ulaşmış ve parçalanmış ailemiz tekrar bir araya gelmiştir. İki krallık arasında haberleşmeleri sağlamak için birkaç adet kule yapılmış ve her kuleye birer Palantir taşı yerleştirilmiştir. Böylece iki krallık arasında çok hızlı bir iletişim ağı kurulmuştur. İlkel bir cep telefonu modellemesi de diyebiliriz buna…

İki krallık var dediysek iki başlılık var demedik. Elendil tabii ki Batı Halkı’nın (Dúnedain) Yüce Kralı olmuştur ve iki krallığın da Kralı konumuna gelmiştir. Bu yüzdendir ki Arnor, güneyde kurulan krallığa göre çok daha hızlı gelişmiş ve büyümüştür, öyle ki ileride Gondor Krallığı olarak bileceğimiz topraklar bir süreliğine basit bir karakoldan öteye gidememiştir.

İki krallığın hikayesi birbirine bağlı olduğu için Arnor ve Gondor’u yer yer birlikte yer yer ayırarak anlatacağım…

Isildur krallığın daha ilk yıllarında Beyaz Dağlar’daki Karakök Vadisi’nin girişindeki Erech Tepesine gitmiş ve Numenor’dan getirdiği büyük siyah bir küre olan ve sonradan Erech Taşı olarak anılacak taşı buraya yerleştirmiştir. Yine burada Isildur, dağlarda özgürce yaşayan kavimlerin lideriyle bir anlaşma yapmıştır; Isildur ne zaman yardım isterse Dağ’ın Adamları hiç düşünmeden yardımına gelecektir. Ancak ileride Sauron ile yapılacak savaşta bu insanlar savaşa gelmeyerek yeminlerini bozacak ve Isildur tarafından lanetleneceklerdir ve hepsi ölümün tatlı kucaklayışından mahrum bırakılarak sonsuza kadar dağların derinliklerinde dolaşmaya mahkum edileceklerdir. Binlerce yıl sonra Isildur’un soyundan gelen Aragorn Erech Taşı’nın önünde Ölülerin Kralı’nı çağıracak ve yeminlerine bağlı kalmalarını isteyerek Minas Tirith kuşatmasını kıracaktır…

Aragorn_and_army_of_dead

Peki Sauron bu arada ne yapıyor? Bildiğiniz üzere Numenor adasının batışından sonra Sauron fiziksel bedenini kaybetmiş ve ruh formunda Mordor’a gelerek kendini toparlamaya başlamıştır. Tabii bu sırada Arnor ve Gondor krallıkları kurulmuş ve gelişmeye başlamıştır. Sauron da bu süre zarfında boş durmamış ve ordusunu tekrar toplamaya başlamıştır. İnsanlar ise Sauron’un Mordor’da olduğundan hala bir haberdir…

İkinci Çağ’ın 3428-3429 yıllarında Sauron ani bir şekilde büyük bir orduyla birlikte saldırmış ve Isildur’un ikamet ettiği Minas Ithil kalesini ele geçirmiştir ve Ak Ağaç’ı da yaktırmıştır. Isildur yine ağaçtan alabildiği ufak bir fideyle, karısı ve üç çocuğuyla birlikte kaleden kaçmayı başarmıştır. Ardından Isildur ufak bir eşlikçi ekibiyle birlikte bir gemiye binerek Arnor krallığına, babasının yanına gitmiştir. Anarion ise Minas Ithil’i ele geçiren ork ordularının batıya, Osgiliath şehrine girmesini engellemiş ve şehri çok başarılı bir şekilde uzun bir süre savunmuştur.

Elendil bu vahim haberleri dinlemiş ve derhal Noldor’un Son Yüce Kralı Gil-Galad’a danışmıştır. İki kral anlaşmış ve İkinci Çağ’ın 3430 yılında meşhur Elflerin ve İnsanların Son İttifakı’nı kurmuşlardır. Derler ki Elendil bu ittifakı kurarken bizzat Tek Olan Eru’nun adını telaffuz ederek şahitlik etmesini istemiştir. Aynı yıl Isildur’un en genç ve dördüncü oğlu olan Valandil, Ayrıkvadi’de Elrond’un evinde doğmuştur.

Yine aynı yıl Anarion sert ve hızlı bir şekilde ordusuyla birlikte saldırmış ve Minas Ithil kale şehrini tekrar ele geçirmeyi başarmıştır.

Bir yıl sonra yani İkinci Çağ’ın 3431 yılında Son İttifak ordusu Ayrıkvadi’de toplanmış ve savaşa yürümüştür. Isildur ve üç büyük oğlu –Elendur, Aratan ve Ciryon- onunla birlikte savaşa gitmiş, eşi ve daha kundakta bebek olan dördüncü oğlu Valandil’i ise Ayrıkvadi’de bırakmıştır.

Tam üç yıl sonra 3434 yılında Son İttifak Savaş’ı vuku bulmuş ve Dagorlad ovasında yapılan büyük savaşta Sauron’un güçleri yenilmiştir. Son İttifak ordusu Mordor’un içine kadar girmiş ve Sauron’un son kalesi Barad-dûr’u kuşatma altına girmiştir. Bu kuşatma tam yedi yıl sürmüş, pek çok elf ve insanın canına mal olmuştur. Bunların içinde –muhtemelen- Barad-dûr’daki mancınıklardan fırlatılan taşlardan birinin çarpması sonucu Isildur’un kardeşi Anarion İkinci Çağ’ın 3440 yılında can vermiştir.

En sonunda İkinci Çağ’ın 3441 yılında Sauron kalesinden bizzat çıkarak savaşa dahil olmuştur. Hüküm Dağı’nın eteklerinde Son Noldor Kralı Gil-Galad ve Elendil ile savaşmıştır. İki yüce kral Sauron’u epey yormayı başarsa da ikisi de oracıkta can vermiş ve Elendil aile yadigarı kılıcı Narsil’in üzerine düşmüş ve kılıç kırılmıştır. Isildur ise babasının kırık kılıcını yerden almış ve Tek Yüzük’ü Sauron’un parmağından kesivermiştir. Gücünün ve iradesinin büyük bir kısmını Tek Yüzük’e aktardığı için, yüzüğün gitmesiyle, Sauron’un fiziksel bedenini bir arada tutacak gücü bile kalmamış ve oracıkta yok olmuştur. Ya da biz öyle sanıyorduk…

narsil broken

Elrond Isildur’u yüzüğü ateşin içine atıp yok etmek konusunda ikna etmeye çalışsa da Isildur reddetmiştir. Burada araya girmek istiyorum. Isildur gibi zeki ve merhametli bir karakteri Yüzük’ün iradesine yenik düşmekle suçlamadan önce bir kez daha düşünmek gerekir. Yüzük o sırada her ne kadar Isildur’un aklıyla oynasa da Isildur, halkının yok olmasına sebep olan ve koca bir ulusu denizin dibine yollayan ezeli düşmanını öldürdüğünde ondan arda kalan ve her haliyle güçlü olduğu belli olan basit bir yüzüğü saklamak isteyebilir. Sonuçta o dönemde yüzüğün kendi iradesi olduğunu ve Sauron yok olduktan sonra bile aktif kalacağını Elrond dahil kimse düşünmemişti…

isildur and elrond

Isildur anılarını yazdığı günlükte Yüzük’ü eline ilk aldığı anda yaşadıklarını şöyle dile getiriyor;

“Elime ilk aldığımda sıcaktı, yanan bir kömür kadar sıcaktı ve ellerim yandı, öyle bir şiddetle yandı ki bu acının biteceğinden şüphe duymaya başladım. Ama ben bu nesneye zarar gelmesine asla izin vermeyecektim; Sauron’un yaptığı onca iş içinde tek güzel olan şeye. Benim için çok kıymetli olsa da onu büyük acılar çekerek elde etmiştim”

isildur and one ring

Isildur aynı zamanda Yüzük’ün ısındığında üzerinde bazı yazılar yazdığını ve soğuduğunda ise yazıların kaybolduğunu fark etmiş ve bu bulgularını başka bir parşömen kağıdına yazarak Minas Anor (Tirith) şehri arşivlerine bırakmıştır. Binlerce yıl sonra Gandalf bu arşivlere ulaşarak Isildur’un bulgularını okuyacak ve Bilbo’nun yüzüğünün Tek Yüzük olduğunu anlayacaktır…

Son İttifak Savaşı da bittiğinde İkinci Çağ son bulmuş ve Üçüncü Çağ’ın 1.yılı başlamıştır…

Savaşta hem kardeşi Anarion hem de babası Elendil ölünce, Isildur, Arnor ve Gondor’un Yüce Kralı makamını üstlenmiştir. Babası gibi birleşik krallığı kuzeydeki Arnor’dan yönetmeye karar vermiştir ve Gondor’un başında da Anarion’un oğlu Meneldil’i bırakmıştır. Birkaç yıl Minas Anor’da kalarak Meneldil’e ülke yönetmek konusunda dersler vermiş ve eğitmiştir. Yola çıkmadan önce de kardeşi Anarion’un anısına elindeki tek Ak Ağaç fidesini Minas Anor’a dikmiştir.

Isildur babası Elendil’in cenazesi ile yola çıkmış ve sonradan Amon Anwar, yani Ulu Tepe olarak adlandırılacak ve Gondor Krallığının en batıdaki işaret kulesine de gelecekte ev sahipliği yapacak tepeye gelmiş ve Elendil’i buraya defnetmiştir. Valar’a dua ederek onlardan bu tepeyi düşmanlara karşı korumalarını istemiş ve Elendil’in soyundan gelenler hariç bu mezara başka hiç kimsenin ulaşamaması için dua etmiştir. Valar bu dileği gerçekten de yerine getirmiş ve Elendil’in Varisleri ve sonradan Gondor’un Vekilharçları hariç hiç kimse bu mezara ayak basamamıştır…

amon anwar

Üçüncü Çağ’ın 2.yılı, 5 Eylül tarihinde Isildur, üç büyük oğlu –dördüncüsü Valandil daha çocuk olmakla birlikte Ayrıkvadi’de annesiyle yaşıyor- ve 200 atlı askeriyle Minas Anor’dan yola çıkar. Anduin Vadileri’ni geçip Dumanlı Dağlardaki Yüksek Geçit’e doğru ilerlerler.

Tam 30 gün sonra, 4 Ekim tarihinde, Isildur ve askerleri Ferah Çayırlar (Gladden Fields) bölgesinde orklar tarafından saldırıya uğrar. Orklar Yüzük’ün varlığından haberdar olmasalar da oraya bizzat Yüzük’ün iradesi tarafından çekilmişlerdir. Isildur savaş başlamadan hemen önce Narsil’in Kırık Parçaları’nı yaveri Ohtar ile birlikte gönderir. Yüzük’ü göndermez çünkü yüzüğün onu bu savaşta destekleyeceğine inanmaktadır.

Savaş başlar. Orklar her ne kadar Isildur ve adamlarının on katı çoğunluğunda olsa da saldırıyı savuşturmayı başarırlar ancak orklar gece çökünce daha büyük sayılarla tekrar saldırırlar. Isildur’un oğullarından Ciryon öldürülmüş ve Aratan da ölümcül biçimde yaralanmıştır. Isildur yüzüğü takar ancak bu ona çok büyük bir acı verir ve o anda yüzüğü kullanacak kadar güçlü olmadığını fark eder ve yüzüğü çıkartır. Yüzük’ün sadece gerçek sahibine itaat edeceğini anlamaya başlamıştır. Yani tek ve gerçek Yüzüklerin Efendisi’ne…

En büyük oğlu Elendur babasına yüzükle birlikte kaçması için şu şekilde yalvarmıştır…

“Kral’ım, Ciryon öldü, Aratan ise ölüyor. Son danışmanınız olarak size şunu salık vermeliyim, hatta sizin Ohtar’a emrettiğiniz gibi ben de size emretmeliyim! Gidin! Yükünüzü alın ve ne pahasına olursa olsun onu Koruyucu’lara götürün: beni ve adamlarımı terk etmek pahasına olsa bile!

Çünkü yüzüğün orkların eline geçmesi riskini göze alamazlardı. Isildur başta reddetse de büyük bir kederle bunu kabullenir ve oğlu Elendur’dan ayrılır. Elendur da Isildur’un kaçışını gizleyebilmek için adamlarıyla birlikte oracıkta canlarını feda eder.

Isildur_tries_to_use_One_Ring

Isildur büyük bir acı çekerek yüzüğü takar ve Anduin nehrine doğru ilerler. Ağırlık yapmaması için zırhını çıkartır ve nehre girerek karşıya geçmeye çalışır. Ancak akıntı çok güçlüdür ve Isildur her ne kadar çok güçlü olsa da akıntı onu tekrar Ferah Çayırlar bölgesine doğru sürükler. Ardından Yüzük Isildur’a ihanet ederek parmağından çıkar ve suyun içinde kaybolur. Isildur başta büyük bir kayıp acısı yaşar ancak sonra üstünden büyük bir yük kalktığını ve rahatladığını hisseder. Yavaşça nehrin yüzeyine yüzer ama tam o anda orklar onu görür ve oklarını Isildur’un kalbine ve boğazına saplarlar.

isildur_dead

Isildur’un cesedi asla bulunamamıştır. Ancak binlerce yıl sonra Saruman Tek Yüzük’ü bulmak için Anduin nehrini boydan boya taramıştır. Yüzük’ü bulamasa da Isildur’un üzerinde taşıdığı, babası Elendil’e ait olan ve Arnor Krallığı yadigarı olan Elendilmir (Elendil’in Yıldızı) mücevherini bumuştur. Söylentilere göre Saruman Isildur’dan arta kalanları da bulmuş ve büyük fırınlarında onu yakmıştır…

Elendilmir
Elendilmir

Isildur’un öldüğü sırada en küçük ve yaşayan tek oğlu Valandil daha on yaşındaydı. Yani kral olabilecek bir yaşta değildi. Doğal olarak Arnor krallığı bir süre (yaklaşık 8 yıl) kralsız kalırken Gondor krallığı Anarion’un oğlu Meneldil önderliğinde giderek büyümüştür. Böylece eskiden tek krallık olan Arnor ve Gondor arasında bir uçurum açılmış ve iki ayrı krallık olmuşlardır. Artık Gondor Anarion’un soyu tarafından yönetilirken Arnor ise Isildur’un varisleri tarafından yönetilmiştir. Gondor’un başına da bizim Aragorn gelene kadar hiçbir Isildur varisi geçemeyecektir…

Üçüncü Çağın 10.yılında Valandil aile yadigarı olan Narsil’in Parçaları’nı alıp Arnor Krallığını üstlenir. Ve yokluğunda boşluğa düşmüş krallığı büyük ölçüde toparlar ve tamı tamına 239 yıl boyunca Arnor’u yönetir ki bu yönetim süresine bugüne kadar hiçbir Arnor veya Gondor kralı ulaşamamıştır. Üçüncü Çağ’ın 249 yılında 260 yaşında ölene kadar da ülkeyi çok adil bir şekilde yönetmiştir.

Arnor Krallığı, Lindon Krallığıyla bitişik olduğu ve sürekli etkileşim halinde olduğu için elf-dostu bir krallık olmuştur. Gondor ise aynı şansa sahip olamadığı için elflerden ve elflere ait pek çok şeyden mahrum kalmıştır. Örneğin orta sınıf bir Arnor vatandaşı bile ana dilinin yanında iyi miktarda elfçe konuşabilirken, Gondor vatandaşları aynı ayrıcalığa sahip olamamışlardır…

Bundan sonra sadece Arnor Krallığını anlatacağız, zira iki krallığın hikayesi tek yazıda anlatılmayacak kadar uzun. Bundan sonraki yazıda da Gondor’u anlatacağız merak etmeyin!

Valandil’den sonra yerine Üçüncü Çağ’ın 249.yılında oğlu Eldacar geçmiş ve bundan sonra da tam altı nesil boyunca krallık barış ve huzur içinde yönetilmiştir ve hiçbir savaş yaşanmamıştır. Bu krallar döneminde kayda değer bir olay yaşanmadığı için de onları tek tek yazma gereği duymadık.

Üçüncü Çağ’ın 602.yılında Arnor’un Sekinci Kralı Valandur’un bir savaş ya da arbedede öldürüldüğünü bilsek de bunun dışında büyük bir olay yaşanmamıştır ve yerine oğlu Elendur geçmiştir. Asıl büyük olay Elendur’un oğlu Eärendur tahta geçtiğinde vuku bulmuştur. Başlarda Eärendur’un yönetim yılları huzurlu geçse de zamanla üç oğlu arasında taht çekişmeleri başlamıştır. Bu çekişmelerin asıl sebebini hiçbir zaman öğrenemedik tabii. Hatta en büyük oğlu Amlaith dışında diğer iki oğlunun adını dahi bilmiyoruz.

Eärendur’un ölmesiyle Arnor krallığında bir iç savaş yaşanmış ve Arnor üç krallığa bölünmüştür; Arthedain, Cardolan ve Rhudaur. En büyük oğul Amlaith Arthedain’in Kralı olurken ikinci oğul Cardolan, üçüncü oğul ise Rhudaur Kralı olmuştur. Üç krallık arasındaki bu çekişme daha uzun yıllar devam edecektir. Arthedain Sindarin dilinde “Edain(İkinci Halk, İnsan) Diyarı”, Cardolan “Kızıl Tepe Toprakları”, Rhudaur ise “Doğu Ormanları” demektir.

arnor 3 kingdoms

Üç krallık arasındaki çekişme zamanla yön değiştirmiştir. Cardolan, Arthedain Krallığı ile güzel ilişkiler kurmaya başlamış ancak Rhudaur diğer iki krallığa daima düşmanca yaklaşmış ve sık sık toprak kavgaları başlatmıştır.

Bundan sonra Arthedain üzerinden gideceğiz çünkü Cardolan ve Rhudaur hakkında detaylı bilgiye sahip olmamakla birlikte bu iki krallıkla ilgili bildiğimiz her şey Arthedain krallığıyla bağlantılı. O yüzden buyurun Arthedain ile devam edelim.

Kral Amlaith’in başka bir lakabı da Fornost’lu Amlaith’tir. Bunun sebebi onun zamanında başkentin Annûminas şehrinden Fornost’a taşınmasıdır (gerçi tam tarihi ve nedeni hala bilinememektedir)

Zamanla Fornost çok hızlı bir şekilde gelişirken Annûminas giderek boşaltılmış, görmezden gelinmiş ve harabeye dönüşmeye başlamıştır.

Amlaith zamanında kayda değer bir olay olmamıştır ve Amlaith Quenya (Yüce Elf Dili)’nde isim almayan ilk Arnor kralıdır. Amlaith Sindarin dilinde bir isimdir ve bundan sonra gelecek kralların büyük bir çoğunluğu da Sindarin dilindeki isimlerini kullanmaya devam etmişlerdir.

Amlaith ölünce yerine Üçüncü Çağ’ın 946 yılında oğlu Beleg geçmiştir. Onun döneminde hobbitler ilk kez Dumanlı Dağların batısına geçip Eriador topraklarına ayak basmışlardır. Ayrıca Sauron yok oluşundan sonra ilk kez ortaya çıkmış ve Kuyutorman’a yerleşmiştir. Beleg  83 yıl hüküm sürmüş ve Üçüncü Çağ’ın 1029 yılında 218 yaşında vefat etmiştir. Yerine oğlu Mallor geçmiştir.

Mallor’un zamanında meydana gelen en büyük olay Istari olarak bildiğimiz Büyücü Birliği’nin Valinor’dan Orta Dünya’ya ayak basmalarıdır. Yine Mallor zamanında Kuyutorman’a çöken gölgenin kaynağının Dol Guldur kalesi olduğu ortaya çıkmıştır ama bunun sebebinin Sauron olduğunu henüz çözememişlerdir. Üçüncü Çağ 1110 yılında vefat etmiş ve yerine oğlu Celepharn geçmiştir.

Celepharn döneminde hobbitlerin göçü giderek hızlanmış ve Dumanlı Dağları’n doğusundaki hobbitlerin neredeyse tamamı batıya göçmüştür. Celepharn döneminde Gondor Krallığı en güçlü konumuna Kral Atanatar II Alcarin ile birlikte ulaşmıştır. Celepharn Üçüncü Çağ’ın 1191 yılında ölmüş ve yerine oğlu Celebrindor geçmiştir. Celebrindor döneminde önemli bir gelişme olmamıştır.

Celebrindor’dan sonra Üçüncü Çağ’ın 1272 yılında oğlu Malvegil tahta geçmiştir. Malvegil döneminde Cadı Kral kuzeyde Angmar krallığını kurmuş ve Arnor topraklarında ilk kez yoğun sayıda ork, troll, barbar insanlar ve daha garip namevt yaratıklar boy göstermeye başlamıştır. Bu dönemde üç krallık arasında geçici bir barış süreci yaşanmıştır ancak bu barış dışarıdan Angmar’ın etkisiyle bozulmuştur. Cadı Kral büyük bir orduyla hızlı ve ani bir şekilde saldırmış ve Rhudaur krallığını fethetmiş, Rhudaur’da Elendil soyundan gelen herkesi öldürmüş ve krallığın başına kendi emrindeki barbar insanlardan birinin liderini oturtmuştur. Bu sıralarda Cardolan Krallığı’nda da zaten kral soyu tükenmek üzeredir ve oldukça zayıflamış durumdadır.

Böylece Üçüncü Çağ’ın 1349 yılında tahta geçen Malvegil oğlu I.Arveleg sadece Arthedain’in değil, tüm Arnor’un kralı konumuna yükselmiştir. Cardolan bunu kabul etmiş ama tabii ki barbarların kontrolündeki Rhudaur kabul etmemiştir.

I.Arveleg
I.Arveleg

I.Arveleg yiğit bir kraldı. Onun döneminde pek çok irili ufaklı çatışmalar yaşanmış ve büyük zaiyatlar verilmeden bunlar kazanılmıştır. Ancak Cadı Kral Üçüncü Çağ’ın 1409 yılında Arthedain toprakları içinde bulunan ve stratejik açıdan çok büyük bir önem arz eden Amon Sûl gözcü kulesine saldırmış –hani 2000 yıl kadar sonra Frodo’nun Cadı Kral tarafından lanetli Morgul hançeriyle bıçaklanacağı harabe- ve I.Arveleg o kuleyi savunurken can vermiştir. Kulede bulunan palantir taşını zar zor kurtaran askerler geri çekilmiştir. Cadı Kral ise kuleyi yerle yeksan etmiştir. Cadı Kral istilasını yarıda bırakmamış ve Arthedain’in içlerine girerek başkent Fornost’a kadar ilerlemiştir.

I.Arveleg ölünce yerine daha 18 yaşında olan oğlu Araphor geçmiştir. Araphor genç ama oldukça cesur ve zeki bir prensti. Derhal Lindon’da ki gemi yapımcısı Cirdan’dan yardım istemiş ve birleşik elf-insan orduları Cadı Kral’ın ordularını geri püskürterek Fornost’a girmelerini engellemiştir. Cardolan krallığındaki arta kalan Dúnedain halkı da bu savaşta Arthedain’e yardım etmiştir.

Araphor dönemindeki savaşların yoğunluğu sebebiyle, daha önce Dumanlı Dağlar’ın doğusundan batıya, ileride Shire olarak bilinecek topraklara gelen hobbitlerin bir kısmı tekrar Dumanlı Dağların doğusuna göç etmiştir ve büyük bir kısmı Ferah Çayırlar bölgesine yerleşmiştir. Buraya yerleşen hobbitlerin içinde sonradan Gollum olarak bilinecek Sméagol ve arkadaşı Déagol’un ataları da bulunmaktaydı.

Yine Araphor döneminde Gondor Krallığı, tarihinin en sıkıntılı zamanlarından birini yaşamaktaydı. Gondor yazımızda her şeyi ayrıntısıyla anlatacağız merak etmeyin ama kısa bir özet geçmek gerekirse o dönemde Gondor’da iç savaş çıkmış, Osgiliath yakılmış ve şehirdeki palantir taşı kaybolmuş, ayrıca güneyden Umbar korsanları ve Haradrim orduları Gondor’a yoğun bir şekilde vur kaç yapmaya başlamıştır.

Araphor tam 180 yıl boyunca ülkeyi yönetmiştir –ilk Arnor Kralı Valandil’den sonra yönetim süresi en uzun olan Arnor kralıdır- ve Üçüncü Çağ’ın 1589 yılında öldüğünde yerine oğlu II.Argeleb geçmiştir.

II.Argeleb’in yönetiminin 12.yılında yani Üçüncü Çağ’ın 1601 yılında hobbitlerin büyük bir kısmı savaşlar nedeniyle Bree yerleşkesinden göç etmeye başlamış ve II.Argeleb de onlara sonradan Shire olarak bilinecek toprakları vermiştir. Bu ana kadar Shire toprakları bomboş çayırlardan oluşmakla birlikte sadece kralların av toprakları olarak kullanılmaktaydı.

II.Argeleb
II.Argeleb

35 yıl sonra, Üçüncü Çağ’ın 1636 yılında Orta Dünya tarihinin en büyük salgını Büyük Veba Gondor’u vurmuş, Gondor halkının büyük bir kısmıyla birlikte Gondor kralı,eşi, çocukları ve hatta Ak Ağaç bile bu vebada ölmüştür ve bu veba gücünü kaybede kaybede Arnor topraklarına doğru ilerlemiştir. Gücünü kaybetmiş olsa bile yine de Eriador topraklarına, özellikle en doğudaki Cardolan Krallığına sert bir şekilde vurmuş ve halkın çok büyük bir çoğunluğunu öldürmüştür ki bunun içinde Cardolan’da bulunan ve Elendil’in soyundan gelen son Cardolan prensi de vardı. Son prensimiz Höyük Mezarlar’a gömülmüştür. Aynı dönemde Cadı Kral kötü ruhlarını ve tayflarını da o bölgeye göndererek ölüleri hortlatmış ve zaten bir avuç kalmış Cardolan halkını da oradan göç etmeye zorlamıştır ve Cardolan krallığı fiilen yok olmuştur.

Höyük Mezarlar
Höyük Mezarlar

II.Argeleb Üçüncü Çağ’ın 1670 yılında tam 197 yaşında vefat etmiş ve yerine oğlu Arvegil geçmiştir. Fark ettiyseniz Numenor Krallarının ortalama 450 yıllık ömrü geçen onca nesil boyunca ve yapılan evlilikler sonucu giderek düşmeye başlamıştır.

Arvegil’in icraatları hakkında fazla bir bilgi sahibi olmamakla birlikte kendisi 190 yıl yaşamıştır ve bundan sonra soyundan gelecek bir kişi hariç hiç kimse ondan daha uzun süre yaşayamamıştır. O bir kişi de tabii ki II.Aragorn’dur (bizim Aragorn) ve tam 210 yıl yaşayacaktır. Arvegil Üçüncü Çağ’ın 1743 yılında ölmüş ve yerine oğlu II.Arveleg geçmiştir. II.Arveleg’in döneminde kayda değer bir olay yaşanmamış ve 180 yaşında öldüğünde Üçüncü Çağ’ın 1813 yılında yerine oğlu Araval geçmiştir.

Araval da ataları gibi cesur ve idealist bir kraldı ve Angmar ile süren 400 yıllık savaştan artık usanmıştı ve geçen yıllar boyunca Dúnedain halkı bu savaşta çok az bir başarı elde edebilmişti. Araval, Lindon ve Ayrıkvadi elflerinden yardım alarak Üçüncü Çağ’ın 1851 yılında Angmar’la doğrudan çarpışmıştır ve onları ciddi anlamda geri çekilmeye zorlamıştır. Ardından boşalan Cardolan topraklarını da ele geçirmek istemiş ama Cadı Kral’ın gönderdiği kötü ruhlar ve tayflar yüzünden orada fazla tutunamamıştır. Lakin Araval’ın bu zaferleri uzun soluklu olmayacaktır…

Üçüncü Çağ’ın 1891 yılında yerine oğlu Araphant geçer. Babası Araval’ın başarısına rağmen Cadı Kral ordularını tekrar toplar, gücüne güç katar ve Arthedain’e saldırmaya devam eder. 500 küsur yıllık bu savaş artık ister istemez Dúnedain halkını oldukça yormuş ve Dúnedain savunmaları bir bir düşmeye yüz tutmuştur. Araphant bu savaşı tek başına kazanamayacağını anlayınca dönemin Gondor Kralı Ondoher’den yardım ister ve iki krallık arasındaki yüzyıllarca sürmüş olan kopukluk sonunda ortadan kalkar ve ittifak kurarlar. Bu ittifakı bağlamak için de Araphant’ın oğlu prens Arvedui ile Ondoher’ın kızı prenses Firiel evlendirilir. Böylece Dúnedain tarihinde ilk kez Isildur’un ve kardeşi Anarion’un soyu birleşmiş olur. Bu soy böylece devam edecek ve en son Arathorn’un oğlu Aragorn doğacaktır. Yani bizim Aragorn aslında sadece Isildur’un değil, Anarion’un da varisidir…

Ancak bu ittifak hiçbir işe yaramamıştır çünkü iki krallığında başı ciddi dertteydi. Arnor’un başında Angmar ve Cadı Kral belası varken Gondor’un başında da doğudaki Araba Sürücüleri olarak bilinen yağmacı barbar kavimleri belası vardı. Zaten dört yıl sonra da Araba Sürücüleri’nin doğudan, Haradrim’in ise güneyden aniden saldırmasıyla çıkan savaşlarda Kral Ondoher ve büyük oğlu Artamir öldürülmüştür. Ölmeleri ihtimaline karşı küçük oğlu Faramir’i geri de bırakmış olsa da Faramir savaşma arzusuyla kılık değiştirerek savaşa katılmış ve o da aynı savaşta can vermiştir. Ondoher’in kız kardeşinin oğlu Minohtar da bu savaşta ölmüştür.

Dolayısıyla Ondoher’in 1.derece yakınları içinde yerine geçecek kimse kalmadığı için Arnor Kralı Araphant’ın oğlu Prens Arvedui, Ondeher’in kızı Firiel ile yaptığı evliliği bahane ederek hem Arnor hem Gondor krallıkları üzerinde hak iddia eder. Ancak dönemin Gondor Vekilharcı Pelendur, Gondor Konseyi’ni toplayıp onları ikna eder ve kral olarak Ondoher’in birkaç kuşak öteden kuzeni ve yaşayan tek akrabası II.Eärnil’i tahta oturturlar.

Arnor Kralı Araphant Üçüncü Çağ’ın 1964 yılında 175 yaşında vefat eder ve yerine oğlu Arvedui geçer, diğer lakabıyla Son Arnor Kralı…

Arvedui
Arvedui

Arvedui’nin ismi zaten Sindarin dilinde Son Kral demektir. Çünkü doğumu sırasında dönemin meşhur kahini Malbeth, Araphant’a şu sözleri telaffuz etmişti…

“Ona Arvedui diyeceksin çünkü Arthedain’in son kralı o olacak. Ama Dúnedain halkına bir seçim hakkı da sunulacak;  eğer umutsuz gözüken yolu seçebilirlerse o zaman oğlun ismini değiştirecek ve büyük bir ülkenin kralı olacak. Eğer seçmezlerse nice keder yaşanacak ve nice nesiller geçecek Dúnedain halkı tekrar dirilip birleşene kadar…”

Tabii bu kehanet gerçekleşecek ve gerçekten de II.Aragorn (bizim Aragorn) doğup krallıkları birleştirene kadar 1000 yıl kadar bir süre geçecektir.

Arvedui Üçüncü Çağ’ın 1964 yılında kral olduğunda krallık zaten çok kötü bir durumdaydı. 10 yıl sonra Cadı Kral tüm gücüyle kuzeyden iner ve en sonunda Arthedain’in başkenti ve son kalesi Fornost’u ele geçirir. Ama Arvedui, tek oğlu ve varisi Aranarth’ı Lindon’a, Cirdan’ın yanına, Fornost kuşatması başlamadan hemen önce göndermeyi başarır. Olur da ben ölürsem bir varisim hayatta kalsın diye…

 

Cadı-Kral trolleri

Arvedui ve adamları bir süre şehri savunsalar da sonrasında kurtarabildikleri birkaç aile yadigarıyla birlikte Fornost’tan kaçmayı başarırlar ve Cadı Kral’ın orduları tarafından Lhûn nehrinin ötesine sürülürler. Bu yadigarların içinde Barahir’in Yüzüğü, Amon Sûl’dan ve Annûminas’tan kurtarılan iki palantir de bulunmaktaydı. Arvedui ve adamları Mavi Dağlardaki eski cüce madenlerine sığınmış ama sonra Forochel’in buz körfezindeki kar-adamlarından yardım dilenmek zorunda kalmışlardır çünkü açlıktan ölecek duruma gelmişlerdir ve ellerinde kesip yiyecek at bile kalmamıştır. Neden kuzeye değil de güneye ya da doğuya gitmiyorlar diyebilirsiniz; Cadı Kral her yerde Arvedui’yi aradığı için tüm kaçış yollarını kapatmıştır ve Arvedui ile adamları kuzeyde mahsur kalmışlardır.

Kar-adamları olarak bildiğimiz kişiler –Lossoth kavmi- kuzeydeki soğuk iklimlerde yaşayan barbar insanlardır ancak kalpleri de bir o kadar merhametli ve sıcaktır. Lossoth halkı Arvedui ve adamlarına yardım etmiş, onlara kardan sığınaklar yapıp yiyecek vermişlerdir. Tabii bunda Arvedui ve adamlarının silahlı ve korkutucu gözükmelerinin de etkisi vardır diyebiliriz…

Arvedui’nin oğlu Aranarath ise Cirdan’a babasının durumundan bahsetmiş ve Cirdan da Forochel buz körfezine bir gemi göndermiştir. Kar adamları hayatlarında ilk kez bir gemi gördükleri için korkmuş ve kar-adamların lideri Arvedui’ye şu sözleri söylemiştir;

“Sakın o deniz canavarına binme! Ama o deniz adamları bize yiyecek ve ihtiyacımız olan diğer şeyleri getiriyorsa onları kabul et ve gönder. Siz de Cadı Kral evine gidene kadar burada kalabilirsiniz. Çünkü yaz geldiğinde gücü zayıflıyor, ama şimdi nefesi ölümcül ve soğuk kolu çok uzaklara erişiyor”…

Arvedui bu tavsiyeye uymaz ve gemiye biner. Ama binmeden önce Barahir’ün Yüzüğünü hediye olarak kar-adamların liderine verir. Gemi yelken alır almaz büyük bir rüzgar çıkar ve gemiyi bir buz kütlesine vurarak batırır.

arvedui's ship

Böylece Arthedain’in ve Arnor’un Son Kralı Arvedui ölür ve yanında iki palantir taşını da denizin dibine götürür. Ve Kahin Malbeth’in kehaneti gerçekleşmiş olur çünkü Arvedui gerçekten de Arnor’un Son Kralı olacaktır ta ki Dúnedain halkı tekrar birleşene kadar…

Bu haberleri duyan Gondor Kralı II.Eärnil, Üçüncü Çağ’ın 1973 yılında tüm zamanların en büyük donanmalarından birini kurup, başına da oğlu Prens Eärnur’u koyarak Lindon’a göndermiştir. Bu o kadar büyük bir donanmaydı ki gemiler Lindon’un üç büyük limanını ağzına kadar doldurmuştur. Ama ordu geldiğinde Arnor krallığı çoktan yıkılmış ve tarihin tozlu sayfalarına karışmıştır.

Arvedui’nin tek oğlu Aranarath önderliğinde Dúnedain halkı, Eärnur önderliğinde Gondor ve Glorfindel önderliğinde Lindon ve Ayrıkvadi elflerinden oluşan muazzam büyüklükteki bir ordu Lindon’dan ve Ayrıkvadi’den yola çıkarak Eriador’u silip süpürür. Öyle bir hızla ve öfkeyle saldırırlar ki Dumanlı Dağların batısında tek bir orkun bile canlı çıkmadığı söylenir. Son olarak başkent Fornost’a ulaşırlar. Eärnur Cadı Kral’ı dışarı çağırır. Cadı Kral tüm haşmetiyle karalar içinde öne çıkar. Eärnur’un atı da dahil olmak üzere tüm atlar korkudan delirir. Cadı Kral hepsine gülerek küçümser ama tam o sırada altından zırhı içinde Glorfindel ve elf ordusu gelir. Glorfindel’in gücünden ve ışığından ödü patlayan Cadı Kral gerisin geri Angmar’a kaçmaya çalışır. Prens Eärnur onu kovalamak ister ama Glorfindel onu durdurarak şu meşhur kehanetini söyler…

Glorfindel_Elrond_and_King_Earnur_unite_against_the_Witch-King_of_Angmar

“Sakın peşinden gitme! Bir daha bu topraklara dönmeyecek. Onun sonu yakın bir zamanda vuku bulmayacak ve sonu bir erkeğin elinden de olmayacak”

Savaş bittikten sonra Arvedui’nin tek oğlu Aranarath krallık makamını üstlenemez çünkü ortada tamiri mümkün olmayacak derecede harap olmuş bir krallık ve sayıca azalmış ve dağılmış bir halk bulunmaktadır. Bu yüzden Aranarath ve halkı bundan sonra yaban elleri gezen ve göçebe bir hayat yaşayan bir halk olmuş ve diğerleri tarafından “Kuzeyli Kolcular” olarak bilinmiştir. Aranarath’da böylece İlk Dúnedain Şefi olmuş ve onun soyundan gelenlerde şeflik makamını üstlenmişlerdir. Ve bir gelenek olarak bütün şefler veliahtlarını yetiştirmek üzere Ayrıkvadi Lordu Elrond’a vermişlerdir. Elrond böylece nesiller boyunca Dúnedain Şefleri’ni yetiştirmiş ve eğitmiştir.

 

Rangers_dg2

Aranarath’ın soyundan yaklaşık 15 nesil sonra Üçüncü Çağ’ın 2933 yılında 16.Dúnedain Şefi II.Aragorn (bizim Aragorn) doğacak, Arnor krallığını tekrar kuracak ve Arnor ve Gondor Krallıklarını birleştirerek Yeniden Birleşmiş Krallıkların Yüce Kralı olacaktır ve bu birleşik krallığı da bilinenin aksine Minas Tirith’ten değil, Arnor topraklarında tekrar inşa ettiği Annûminas başkentinden yönetecektir.

Barahir’in Yüzüğü kar adamlarına verildiyse Aragorn’da ne işi vardı diyebilirsiniz. Yıllar sonra Kuzeyli Kolcular kuzeye gitmiş ve kar adamlarından yüzüğü takas yoluyla almışlardır. Ardından yüzük Ayrıkvadi Lordu Elrond’a verilmiş ve Elrond da yüzüğü II.Aragorn doğup yeterli yaşa ulaşana kadar saklamıştır. Sonra Aragorn’a soyunu anlatarak yüzüğü ve Narsil’in kırık parçalarını vermiştir. Aragorn ise Üçüncü Çağ’ın 2980 yılında Lothlorien ormanlarında Arwen ile nişanlanmış ve yüzüğü Arwen’e takmıştır. Arwen öldükten sonra yüzüğe ne olduğu bilinmese de muhtemelen oğlu Eldarion’a geçtiği ve ondan sonrada soyundan gelenlerin taktığı tahmin edilmektedir.

İşte böyle Arnor’un hikayesi. Sıradaki yazımızda Gondor’un tarihini geniş kapsamlı bir şekilde inceleyeceğiz. Merak etmeyin çok beklemek zorunda kalmayacaksınız. O zamana kadar takipte kalın!

 

Yorumlar