Ana sayfa Edebiyat Atatürk ve Şiir

Atatürk ve Şiir

PAYLAŞ

Birçoğumuz ilk aşık olduğunda, çok iyi bir şiir dinlediğinde, hatta çocukluk heyecanı içinde dahi kalbinden geçenleri dizelere dökmek, bir eser yaratmak istemiştir. Böylece kitaplarla aramız iyi olsun olmasın edebiyatla bir bağ kurmuş oluruz. Ülkemizin kurucusu, ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de şiirlerle böyle bir bağı var. Ancak maalesef kopartmak zorunda kaldığı bir bağ. Gelin onun hikâyesine birlikte bakalım:

Hepimiz şu öyküyü biliriz değil mi: Gazi Mustafa Kemal Atatürk, henüz Selânik Askeri Rüştiyesi’ndeyken matematik öğretmeni ona “Benim adım Mustafa, senin de öyle. Bundan sonra senin adın Mustafa Kemal olsun.” demiştir. Ancak kimse bu Kemal adının nereden geldiğini sormaz. Atatürk’ün matematik öğretmeni olan Mustafa, ona bu ismi Türk Edebiyatı’nın modern şiire açılan kapısı Namık Kemal’den esinlenerek vermiştir. Böylece ulu önderimiz de edebiyatla ilk bağını kurmuştur.

Atatürk

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Askeri Rüştiye’yi bitirdikten sonra Manastır Askeri İdadisi’ne geçer. Onun edebiyata olan asıl ilgisi de burada başlar. Çünkü burada ömürlük arkadaşlarından Ömer Naci ile tanıştı.

Ömer Naci, cesur bir çocuktu. Kendi yazdığı şiirleri yüksek sesle okurdu ve Atatürk bunları keyifle dinlerdi. Mustafa Kemal’e okuması için kitaplar verir, onu özendirirdi.

Atatürk

Bu tavrı sahiden Mustafa Kemal’i etkiledi. Böylece Atatürk de şiire merak saldı, hatta birkaç şiir de kendisi yazdı. Ancak ne yazık ki kompozisyon öğretmeni, edebiyatın askerlikle bağdaşmayacağını söylediği için Mustafa Kemal Atatürk bu hevesinden vazgeçmek zorunda kaldı ve bunun yerine tarihe merak saldı.

Atatürk’ün yazdığı şiirler tam olarak net değildir. Ancak ona ait olduğu düşüncesinde birlik edinilen iki şiir var. Onlar:

HAKİKAT NEREDE? (OĞUZOĞULLARI)

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak
Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.
Asya’nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa’nın Alplerinde Oğuz torunları
Doğudan çıkan biz, Batıdan yine biz
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk, bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri!
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Dünya o zaman görecek hakikat nerede,
Hakikat nerede?

Mustafa Kemal Atatürk bu şiiri 1932 yılında İsmail Habib Sevük’e dikte ettirmiştir.

FİKRİYE!

Bir hüzün gibi geldi geçti vuslatımdan,
Şekvacı olmadı yorgun başımdan.
Lezzet-i şinasiydi sunduğu kahve fincanından,
İzmihlâli mümkün değil sızlayan vicdanımdan.
Varsın çeksin bu dimağ, unutmaz seni,
Kimse dolduramadı yürekteki yerini.
Bir kadeh gibi sunmuştun ölümsüz sevgini,
Çaresiz yürek nedendir, bilmedi kadrini.
Terk-i hayat ne der, bilemem amma,
Bir ümmid-i hayaldir buluşmak orada.
Dilerim sübut bulur, kanayan yara da,
Aşk-ı muhabbet biter mi cennet-i alâda.
İçsende bir kadeh hayat iksirinden,
Zamansız ayrıldım, bilinsin Fikriye’den.
Bıkmadım ki doyayım o narin ellerinden,
Ummid-i aşkım saracak onu cefakâr teninden.

Mustafa Kemâl
26 Ağustos 1926 sabahı/Çankaya

Bu şiirin Atatürk tarafından yazıldığı bilgisi ve şiirin içeriği ilk kez Eriş Ülger tarafından paylaşılmıştır. Ülger’in anlatımına göre, eski Türkçe ile kaleme alınan şiiri Atatürk, Hamideye Kruvazörü ile Giresun’dan Ordu’ya geçerken kamarasına çağırdığı yaveri Salih Bozok’a (Küçük boy cep defterine) dikte ettiriyor.

Diğer yazılarımızı okumak için:
https://fantazya.org/category/diger-fantazya/mitoloji/
https://fantazya.org/category/literature/

Bize Katılın!
https://www.facebook.com/groups/789384911227470/?ref=bookmarks

Yorumlar