Ana sayfa Dizi / Film Diziler Bir Dönüşüm Hikayesi; Breaking Bad

Bir Dönüşüm Hikayesi; Breaking Bad

PAYLAŞ

Her insan içinde iki varlık barındırır,

Biri karanlıkta uyanık, öbürü ışıkta uyuyan…

Kahlil Gibran

Breaking Bad’ten ve tabi ana karakteri Walter White’tan ne zaman bahsedilse aklıma Kahlil Gibran’ın bu sözü geliyor. Gerçekten de Walter White gibi bir karakteri, daha iyi tarif eden başka bir söz olamazdı sanırım.

Geçtiğimiz günlerde final sezonuyla yoğun eleştiriye maruz kalan Game of Thrones’un, IMDB sıralamasındaki son konumunu incelerken, listede Breaking Bad’i görmemle birlikte, yıllar sonra eski bir dostu tekrar gördüğünüzde kapıldığınız hisse benzer bir duygu yoğunluğuna kapıldım diyebilirim. 2008’de yayınlanan ilk bölümü ve 2013’teki finaliyle birlikte, hayatımda bu kadar güzel kurgulanmış, karakterlerinden, konusuna kadar her detayı ilmik ilmik işlenen bir başka yapım daha izlediğimi sanmıyorum. Onca bütçesine rağmen Game of Thrones’un bile, sollayamadığı bir yapımdan söz ediyoruz.

Peki Breaking Bad’i bu kadar özel yapan neydi? Breaking Bad seyirciye “bir dönüşüm hikayesini” muazzam şekilde sunuyor. Şöyle tarif etmeye çalışayım; Kafanızda bir skala canlandırın. Bu skalanın bir ucu iyi, diğer ucu ise kötü olsun. Bu zamana kadar izlediğimiz bütün yapımlarda, karakterlerimiz bu skalanın arasında bir yerde olur ve hikaye de çok fazla yer değiştirmeden tamamlarlar. Hikaye içinde çok nadir örnekler dışında, büyük değişimler geçirmezler. Eğer bir karakteri bu skalanın bir ucundan, diğerine götürmek isterseniz bunu çok iyi işlemeniz gerekir. Yani bir hikayedeki karakteri iyiyken-kötü, kötüyken-iyi yapmak çok zahmetli ve riskli bir iştir. Karakterdeki bu değişimin alt metni iyi işlenmez ise, hikaye bambaşka bir yapıya bürünür ve hayranlarını bir anda kendinden soğutabilir. Son zamanlarda yaşanan Game of Thrones örneğinde olduğu gibi. Tabi sadece senaryo değil, karakterin dönüşüm sürecindeki oyunculukta çok önemli ki bu vesile ile, Bryan Cranston’a bir kez daha şapka çıkarıyorum.

Dizimize dönersek; hikayenin ana karakteri Walter White 50 yaşına yeni girmiş, engelli bir çocuk babası, hamile bir eşi olan, hala aldığı evin taksitlerini ödemeye çalışan, bu uğurda iki işte koşturan bir lise öğretmenidir. Walter White karakterine ilk baktığımızda, hikaye bize normal bir orta sınıf mensubunu tanımlıyor gibi görünse de aslında durum hiçte öyle değil. Walter, IQ ortalaması çok yüksek ve kimya dalında Nobel ödülü bulunan biri. Fakat hayatta yaşadığı şansızlıklar ve bir nevi içine kapanık bir karakter olması sebebiyle, üniversiteden arkadaşları ve meslektaşları çok rahat bir yaşam sürerken, yaptığı tercihler kendisini böyle bir hayata sürüklemiş. Örneğin üniversite yıllarında 2 arkadaşıyla birlikte kurdukları hatta kendisinin fikir babası olduğu kimya şirketi, Walter hissesini satıp çekildikten kısa bir süre sonra milyar dolarlar kazanmış, Walter ise bu hisseden sadece 500 dolar gibi bir meblağ ile ayrılarak hayatının en büyük hatalarından birini yapmış talihsizlikte bir karakter. Hayatı arkadaşlarının başarılarını uzaktan izlemekle geçen Walter White, eşi, çocuğu, baldızı ve kendisinin tam zıttı konuşkan ve girişken bir karaktere sahip polis bacanağı ile birlikte küçük ama mutlu bir aileye sahiptir.

50.yaşına gireceği gün, ek işi olan araba yıkama servisinde çalışırken baygınlık geçirir. Ambulansla hastaneye kaldırılır ve yapılan tetkikler sonucu akciğer kanseri olduğu anlaşılır. Üstelik kanser o kadar ilerlemiştir ki artık geri döndürülemez bir noktaya gelmiştir. Doktorların söylediğine göre 1 yıldan az bir yaşam süresi kalan Walter, bunu ailesinden gizleyerek, ailesinin geleceği için ne yapabileceği hakkında düşüncelere dalmaktadır. Genç yaşta engelli bir oğlu, hamile bir eşi ve arkasında dağ gibi biriken ev taksiti vardır. 50.doğum günü partisi sırasında, narkotikte çalışan bacanağı Hank’in teşvikiyle küçük çapta bir uyuşturucu operasyonunu uzaktan izlemeye gider. Bu operasyon kendisinin hayatını değiştirecektir. Çalıştığı liseden eski öğrencisi Jesse Pinkman’ın, Metamfetamin denilen yapay bir uyuşturucu yaparak para kazanmaya çalıştığını öğrenir. Ailesine kısa zamanda, bir birikim bırakma niyetinde olan Walter, kendisinin kanser olduğunu saklayarak Jesse’ye bir iş teklif eder.

Amatör bir uyuşturucu satıcısı ve üreticisi olan Jesse, maddi imkânsızlıklarından dolayı bu işi yapmaktadır. Bir parça istemeyerek de olsa eski öğretmeni Walter White’ın teklifini kabul eder ve ortaklık ilişkileri böylece başlamış olur. Metamfetamin denilen bu yapay uyuşturucunun, kimyevi yapısını büyük bir ustalıkla yeniden dizayn eden Walter, piyasanın en kaliteli uyuşturucusunu imal etmeye başlar. Heisenberg takma ismiyle piyasada yer etmesi uzun sürmeyecektir. İlk başta amacı kesindir. Evinin taksitlerini ödemek, çocuklarının üniversite masraflarını karşılamak ve gelecek 30 yıllık süreç için, bütün ev masrafları ve faturaları ödemek için toplam 737.000 dolar kazanması ailesi için yeterlidir. Daha sonra bu iğrenç işi bırakacak ve huzur içinde ölebilecektir. Fakat bu süreç kendilerini adım adım suç dünyasına sürüklerken, aynı zamanda iyi bir aile babası olan Walter White’ın, Heisenberg isimli bir uyuşturucu baronuna dönüşümünün fitilini ateşleyecektir. Zaman içinde Walter White, bu işi bir takıntı haline getirecek ve ailesine bakmak için girdiği bu işte, yaptığı işten zevk alan, gerektiğinde acımasızca kararlar verebilen bir suç baronuna dönüşecektir.

Walter White karakterinin; hayatta beklediği pozisyonlara gelememişken, bir anda kimyagerlik yeteneklerini gösterebileceği, hayatı boyunca takdir toplayamamış bir yapıda iken suç dünyasında bile olsa herkesin saygısını kazanan biri haline gelebileceği ve tabiri caizse pısırık bir adamken herkesin korktuğu tehlikeli birine dönüşebileceği bir dünyaya adım atması onun Heisenberg’e dönüşümünü sağlayan gerçeklerin başında geliyor. Walter’ın giderek karanlık birine dönüşmesi, izleyicinin ona bağlılığını yer yer sorgulasa da, karakterin geçirdiği her evreyle birlikte izleyicinin karaktere olan sadakati artıyor diyebiliriz. Çünkü karakterle empati yapıldığı sırada, karakterin yaptıklarını tavsif etmesek bile dönüşümündeki motivasyonuna bir yere kadar hak verebiliyoruz. Hayatı boyunca iyi ve yasalara saygılı olmuş birinin, bir yıl içinde öleceğini anlaması ve buna karşı çizdiği yol bir parça kabul edilebilir noktada iken zaman içinde büründüğü karanlık kişi tam manasıyla korkutucu diyebiliriz. Dizi bize bir dehanın, suç dünyasında ne kadar tehlikeli birisi olabileceğini de gayet güzel bir biçimde sunuyor.

Breaking Bad sadece ana karakterleriyle değil, yardımcı karakterleri ile de göz dolduran bir yapım. Dediğim gibi dizide her detay en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Özellikle dizideki sosyopat Gustavo Fring karakteri ile Walter’ın psikolojik savaşını izlemek tek kelimeyle muazzam. Hikayede hiçbir kişi, konu veya karakter geçiştirilmeden, hepsinin alt metni kaliteli bir biçimde işlenmiş. Dizi daha önce de söylediğim gibi bir dönüşüm hikayesi. Fakat bu dönüşüm Walter ile sınırlı kalmıyor. Walter’ın ortağı Jesse’nin de çocuksu ruhundan, yaşadıkları yüzünden acı çeken ve psikolojik yıkıntıya uğrayan birine dönüşümü de dizinin ana dinamiklerinden biri. Keza Walter’ın aile yapısındaki değişimler, Gustavo Fring karakterinin geçmişine yapılan yolculuk, eski bir polis memuru olan Mike Ehrmantraut‘un suç dünyasına girişi, mafya avukatı Saul Goodman‘ın yaşadıkları ve tabi ki dizinin finalinde Walter’ın kendisine yaptığı öz eleştiri de bu dönüşüm hikayesinin bir parçası.

Yönetmen Vince Gilligan’ın harika bir iş çıkardığı yapım, diğer dizilere göre daha mütevazi bütçesine rağmen elde ettiği başarılarla efsane olarak lansedilmeyi kesinlikle hak ediyor. Lafı daha fazla uzatmadan size tek tavsiyem  var; Breaking Bad’i eğer hala izlemediyseniz, kesinlikle daha fazla beklemeyin derim. Son olarak bu efsane yapımın jeneriğini paylaşarak veda ediyorum. Şimdiden iyi seyirler…

PAYLAŞ
Önceki makaleTolkien Filmi Nasıldı? (Spoilersız)
Eleştirmeyi seven, bilim-kurgu ve fantastik evrenlere hayran amatör yazar. Star Wars aşığı, hayalperest, tarih tutkunu, filmkolik öylesine biri.