Ana sayfa Dizi / Film Bir Neslin Kabusu : ALİEN

Bir Neslin Kabusu : ALİEN

PAYLAŞ
Xenomorph

Prometheus’un devam filmi olan Alien: Covenant’ın ilk afişi geçtiğimiz günlerde yayınlandı. 2012 yılında Prometheus ile başlayan Alien evreninin kökenlerine yolculuk hikâyesi, kaldığı yerden devam edecek ve 1979’da Alien filminden beri akıllarda soru işaretleri bırakan pek çok konu böylece çözülmüş olacak. Bizde bu yazımızda bir neslin korkulu rüyası olan Xenomorph’lara yani herkesin bildiği tabir ile Alien(Yaratık)’a ve Alien evreninin geçmişine bir yolculuk gerçekleştirdik. Bu karanlık evreninin hikayesini, tasarlanışını, geçmişten günümüze geldiği noktayı ve Prometheus’a kadar olan bütün filmlerini detaylı olarak inceleyeceğiz.

HİKAYENİN DOĞUŞU
Alien denilince akla her ne kadar Ridley Scott ismi gelse de hikâyenin gerçek sahibi, o yıllarda henüz yeni yetme bir üniversite öğrencisi olan Dan O’Bannon’dur. Henüz sinema bölümünde okuyan genç bir üniversite öğrencisi olan O’Bannon, daha sonradan bilim kurgu filmlerinin en iyi yönetmenlerinden biri olacak olan yakın arkadaşı John Carpenter ile birlikte uzayda geçen korku temasına dayanan bir öğrenci filmi çekmeyi denemişlerdi. Tamamen deneme amaçlı amatör bir film olmasına rağmen, iki genç bu film ile fazlasıyla sükse yaparak birçok yapımcının dikkatini çektiler. Fazla özenmeden hazırladığı bu hikâyenin beğenilmesi üzerine Dan O’Bannon, daha karanlık ve daha detaylı bir hikâye oluşturmaya karar verdi. Bilim kurgu ve fantastik hikâyelere oldukça meraklı olan O’Bannon, sıkı bir HP.Lovecraft hayranıydı. Tıpkı Lovecraft hikayelerinde olduğu gibi karakterleri detaylı, gizemli, korkutucu, ve çaresizlik içinde yaşamm mücadelesi vermek zorunda bırakan bir hikaye tasarlamak istiyordu. Fakat hikayeye tam başlamışken, üniversite biter bitmez Dune filmi için bir teklif aldı. Bunun üzerine bütün konsantrasyonunu Dune’un öyküsüne verme kararı aldı ve oluşturmak istediği yeni hikayeyi geçici olarak askıya alma kararı aldı.

Hikayenin yazarı Dan O’Bannon

Filminin senaryosu için çalışmalarını sürdürürken, yüksek bütçesi nedeniyle film yapımcılar tarafından çekimlere başlamadan hemen önce iptal edildi. Büyük hayal kırıklığı yaşayan Dan O’Bannon, bunun üzerine yarım bıraktığı hikâyesine odaklanarak sonuçlandırmaya karar verdi. Kurguladığı hikâye uzayda geçiyordu. Hikayeye göre 6 erkek mürettebattan oluşan Nostromo isimli bir yük gemisi araştırma yapmak üzere ıssız bir gezegene iner. Gezegenin maden kaynaklarını araştırmak isteyen ekibin fark etmediği şey ise gezegende bir canlı türünün yaşıyor olmasıydı. Bu tuhaf yaratık bir şekilde gemiye girer ve gezegenden ayrılıp dünyaya doğru yola çıkan Nostoromo mürettebatını bir bir avlamaya başlar. Olaylar daha sonra bu yaratık ile mürettebatın hayatta kalma mücadelesi ekseninde ilerler. Hikaye güzeldir fakat bazı eksiklikler sebebiyle, O’Bannon’un tam olarak içine sinmez. Hikayesi ile ilgili eleştiri yaparak; mürettebatın durup dururken dünyaya dönüş yolunda bir gezegene inmesi, yaratığın gezegende insanlara saldırmayıp gemiye gelmelerini beklemesi, gemiye binişi, saldırı amacı gibi hikâyenin temelinde bir sürü eksiklik olduğunu fark eder. Bunun üzerine arkadaşı Ronald Shusset, O’Bannon’a çok farklı bir fikir sunar. Gezegende bulunan yaratığın bir lavra aracılığıyla mürettebattan birinin içine yerleşmesi ve dünyaya dönüş yolunda içinde büyüyerek, göğsünü patlatıp dışarıya çıkması. Daha önce hiçbir kurgu hikâyede görülmemiş olan bu fikir O’Bannon’u heycanlandırır ve hikayenin en büyük eksikliği böylece giderilmiş olur. Star Beast adını verdiği(sonraki adıyla Alien) hikâyesi böylece birkaç rötuşla beraber tamamlanmıştır.

Ridley Scott

Dan O’Bannon öykü tamamlanır tamamlanmaz film şirketlerine başvuruda bulunmaya başlamıştı bile. O dönemler düşük bütçesiyle dünya çapında büyük başarı yakalayan Star Wars’tan sonra, içinde uzay teması geçen her senaryoya film şirketleri adeta balıklama dalmaktadır. Brandywine yapımcılık şirketinin iki ortağı David Giller ve Walter Hill, bu genç senaristin hikâyesini çok beğendiler beğenmesine ama senaryo açısından hikâye adeta çok kötü durumdadır. Bu yüzden aynı zamanda senarist ve yönetmen olan bu ikili hikâyenin ana temasını ele alarak en baştan yeni bir senaryo yazmaya karar verirler. İlk olarak 6 kişilik erkek mürettebatın ikisini kadın, diğerini ise mürettabatın dahi insan sandığı, insansı bir robota çevirirler. Mürettebat sayısı 6’dan 7’ye çıkarılır ve mürettebata bir de kedi eklenir. Geminin apayrı bir yapay zekası ve başrol karakterinin erkek değil kadın olması gibi eklemeler de yapılır. Dan O’Bannon bu değişikliklerden hoşlanmasa da, hikayesinin filme uyarlanması için başka çaresi olmadığından dolayı değişiklikleri hoş karşılar. Bir bilim kurgu filmine göre mütevazı bir bütçe ayrıldığı için, yönetmenliği en başta yapımcı ve senaristlerden Walter Will’in yapması düşünülür. Fakat Will artık film yönetmenliği yapmak istemediğinden ötürü birkaç B-Tipi film yönetmeniyle görüştükten sonra, The Duellists filmiyle dikkat çeken genç yönetmen Ridley Scott ile anlaşma yoluna giderler. Bu seçim film için harika bir hamle olmuştur.

TASARIM AŞAMASI VE H.R.GİGER
Scott filmin senaryosunu okur okumaz heyecanlanır ve filmin storyboardını çizmeye koyulur. Hikâyenin büyük bir bölümünün geçtiği Nostromo gemisinin iç tasarımı için, hayranı olduğu 2001:A Space Odyssey’i temel alarak dizayn eder. Dünya kökenli tasarımlar için(geminin içi, silahlar, giysiler, uyuma panelleri gibi) Ron Cobb isimli çizerle anlaşır. Geminin dış görünümü için ise İngiliz illüstratör Chris Foss ismini seçer. Hikayenin başrol oyuncusu için ise Woody Allen’in Annie Hall filminde sadece 5 saniyelik bir rolü olan, tiyatro sanatçısı Sigourney Weaver’da karar kılınır. Filmin aşağı yukarı her şeyi şekillenmişken, Ridley Scott yaratık tasarımı için arayışa geçti. Bu sırada hikayenin yaratıcısı Dan O’Bannon, Scott’a İsviçreli bir grafik tasarımcısı olan Hans Rudi Giger’ın, H.P.Lovecraft’ın evreninde geçen meşhur kurgu kitabı Necronomicon’dan esinlenerek oluşturduğu çizimleri gösterir. Çizimlere bayılan Scott, H.R. Giger’ın yaratığı tasarlamasını ister. Giger’ın yaptığı korkutucu tasarım bütün ekip tarafından çok beğenilir.

HR.Giger ve Xenomorph yumurtası tasarımı

Giger yaratığı 3 aşamalı olarak tasarlar. Birinci evrede yaratık organik bir yumurtadadır ve ilk aşamada ismi Egg olarak geçer. İkinci evrede ise örümceğe benzer bir şekildedir, kendisine bir taşıyıcı arar ve bulduğu canlı taşıyıcının yüzüne yapışarak lavrasını içine yerleştirir. Bu aşamaya facehugger adı verilir. Sonraki aşamada ise içine yerleştiği canlının DNA tabanlarını da kendisine dâhil ederek içeride gelişimini tamamlar ve kişinin göğüs kafesini yararak dışarıya çıkar. Bu aşmadaki ismi ise chestbursterdır. H.R. Giger’ın en zorlandığı tasarım chestburster olmuştur. İlk denemelerde çizdiklerini tavuğa benzeten Giger, Ridley Scott’ın yardımıyla chestburster tasarımını tamamlar. Göğüsü parçalayarak dışarıya çıkan chestburster, sadece birkaç saat içinde Xenomorph’a yani bildiğimiz dille Alien’a dönüşür. Böylece tasarlanan bu ırka Xenomorph adı verilmiş olur.

Giger’ın facehugger tasarımı
Giger’ın ilk chestbuster çizimleri
Giger’ın ilk Xenomorph tasarımı

Fakat H.R. Giger’ın çizimlerini inceleyen Scott, bununla yetinmez ve hikâyeye yeni detaylar eklemeye karar verir. Buna göre; Alien yani yeni adıyla Xenomorph, Nostromo’nun indiği LV-426 isimli gezegene ait bir ırk olmayacaktı. Xenomorph’u LV-426 isimli ıssız gezegene, bir kaza sonucu düşen başka bir ırka ait uzay gemisi getirecekti. Bu uzay gemisinin sinyalini keşfeden Nostromo isimli ticari yük gemisi, bağlı bulunduğu şirketin prosedürlerine göre farklı bir medeniyetten yaşam sinyali aldığı için geminin yapay zekâsının mecbur bırakmasıyla, zorunlu olarak iniş yapmak zorunda kalacaktı. Nostoromoya bağlı yapay zekaya The Mother adı verildi. Xenomorph’ları taşırken kaza yapan başka bir medeniyete ait yabancı uzay gemisi ve bu gemiyi süren ırkın(o dönemki adıyla Space Jockey) tasarımını da yine H.R. Ginger gerçekleştirdi. Böylece hikâyenin son rötuşları da tamamlanarak çekim aşamasına girilmiş oldu.

Giger’ın Alien filmi tasarım defterinden bir sayfa

VE EFSANE BAŞLIYOR
Serinin ilk filmi 1979 yılında “Alien” adıyla gösterime girdi. Filmin unutulmazları arasında yer alan göğüsten yaratığın ilk fırlama sahnesinde, oyuncuların hiçbirisine yaratığın göğsünden çıkacağı söylenmedi. Oyunculara anlatılan senaryoya göre göğsünden yaratık çıkan Kane, sadece atak geçirecekti ve bayılacaktı. Sahnede herkes Kane’in geçirdiği atakta onu rahatlatmaya çalışırken minik yaratık(chestbruster) Kane’in göğsünden kanlar içinde fırladı. O an şok geçiren oyuncuların, o sahnede verdikleri tepkiler bu yüzden oldukça doğaldır. Afişe herkesi ürküten “in space no one can hear you scream”(Uzayda çığlığını kimse duyamaz) sözü eklendi. Bu tarz kapsamlı bir çalışma seyircinin ilgisini çekmeye fazlasıyla yetti. Filmin afişlerinde yaratık resmi kullanılmadı. Seyirci yaratıkla ilk kez gerilimin had safhaya çıktığı sahnelerde tanıştı. Böylece tıpkı oyuncu ekibi gibi seyircide benzeri bir şoka maruz bırakıldı.

Alien afişi

Bilgisayar teknolojisine bütçeleri yetmediğinden tasarımların tamamı el işçiliği ile yapıldı. Bu da filmin çok daha gerçekçi olmasını sağladı. Yıllar sonra Ridley Scott bu durum için; “Filmin çok kısıtlı bir bütçesi vardı ve bu da bizi, aklımızı daha fazla kullanmak zorunda bırakıyordu. Elimizden gelen bütün sanatsal gayreti tasarımlara yansıtmaya çalıştık. Bu yüzden filmin hikayesinin ve kurgusunun da iyi olması gerekliydi. Fakat günümüzde büyük bütçeli filmlerde bu kadar zahmete girmek zorunda kalmıyorlar. Konusu çok sığ ve sadece görsel efektlerle bile çekilen filmler mevcut.”
Film düşük bütçesine rağmen, çok başarılı oldu. Hatta yapım şirketinin beklemediği kadar çok başarılı. Sadece tasarımlar ve konu değil, yaratıkların nereden geldiğine, onları getiren diğer ölü uzaylıya ne olduğuna, Ripley’in geleceğine dair soru işaretleri oluştu. Böylece Dan O’Bannon’un üniversite yıllarında kabaca tasarladığı hikaye Ridley Scott, David Giller, Walter Hill, H.R. Giger ve diğer bir çok kişinin başarılı ekip çalışmasıyla bir şahesere dönüşür.

Nostromo Ekibi

JAMES CAMERON’LA EFSANE BÜYÜYOR
İlk filmin bu kadar büyük ilgi görmesi üzerine yapımcı firma ikinci film için kolları sıvar. O sırada “Legend” isimli bir filmini çeken Scott’ın, ikinci filmde bulunamaması üzerine Terminatör filmiyle büyük sükse yapan James Cameron’a teklif götürülür. Cameron teklifi hemen kabul eder ve hikâyeye bazı eklemeler yapar. Yeni filmde bu sefer bir yaratık yoktur yüzlercesi vardır. Filmin ismi Aliens(Yaratıklar) olarak belirlenir. Başrolde yine Sigourney Weaver’in canlandırdığı Ellen Ripley vardır. Nostoromo mürettebatından tek sağ kalan kişi olan Ripley, uykuya dalarak kendisini uzay boşluğuna fırlattığı yaşam kapsülünde, çalıştığı şirket Weyland-Yutani Corp tarafından bulunur. Nostoromo’dan kendini fırlatalı tam 57 yıl olmuştur. Dünyada sevdiği herkesin çoktan ölmüş olduğunu öğrenen Ripley, Dünya’ya dönerek yeni bir hayat kurmak ister. Fakat şirket temsilcisi Carter Burke’un anlattığına göre LV-426’da zengin maden yatakları bulunduğu için, bir maden kolonisi kurulduğunu ve haftalar önce koloniyle tüm irtibatlarının kesildiğini söyler. Ripley başta geri dönmek istemese de, profesyonel askeri bir gurup ile gezegende yaşayanları kurtarmak ve karşılığında yüklü bir tazminat almak için LV-426’ya tekrar dönmeyi kabul eder. Fakat şirketin LV-426’da kurtarma operasyonundan çok daha başka planları vardır. James Cameron Aliens’ta, ilk filme göre daha ters bir üslup takınmıştır.

Aliens filmi oyuncuları

İlk filmde, fazla göze batmayan ve izleyenlerce ölür mantığı ile bakılan Ripley karakteri, tüm erkeklerin ölümü ile filmde yaratığa karşı hayatta kalan tek karakter olur. Yaratığı yok eder ve içindeki hayatta kalma içgüdüsünü ortaya çıkarır. İkinci filmde ise Cameron bu sefer benzer bir formülü askeri gurubun içinde fazla sivrilmemiş olan Onbaşı Dwayne Hicks için uygular. Filmin başlarında pasif bir rol üstlenen Hicks, LV-426’da düzenledikleri kurtarma operasyonu sırasında üstlerinin ölümü ile bir anda gurubun en rütbeli ismi olur. Ripley ve üstte buldukları sağ kalan tek isim olan Rebecca ile birlikte adeta bir aile portresi oluştururlar. Hicks, Ripley ile mesafeli de olsa yakınlaşır, Rebecca ve ikisine karşı korumacı davranışlarıyla adeta bir aile babası figürünü temsil eder. Keza ikinci filmdeki android karakteri bu sefer ilk filmdeki gibi kötü değil, iyi karakterdir. İki filmin en büyük ortak noktası ise Weyland-Yutani Corp şirketi eleştirisidir. İlk filmde fazla spoiler olmasın diye ismini vermediğimiz gizli androidimiz, Xenomorph’u şirketin biyolojik silah amaçlı kullanması için canlı yakalamaya çalışır. Bunun için tüm mürettebatın feda edilmesi umurunda değildir. İkinci filmde de şirketin LV-426’ya operasyon düzenlemesinin temel amacı, oradaki personeli kurtarmak değil Xenomorph’lardan canlı örnekler yakalayarak bunları biyolojik silah olarak kullanmak istemeleridir.

Cameron bununla da kalmaz filme yepyeni bir Xenomorph türü ekler; Queen Xenomorph. İlk filmde görülen yumurtaları kim oluşturmuş sorusu böylece tamamlanmış olur. Xenomorph’lar boyut olarak kendilerinin 3 katı büyüklüğünde bir kraliçe tarafından doğurulmaktadır. Yakaladıkları insanların bazılarını donör olması için yumurtaların etrafında kozalamakta, böylece çok daha fazla Xenomorph oluşmasını sağlamaktadırlar. Tıpkı arı kovanı gibi toplu halde yaşayıp, toplu halde avlanmaktadırlar. Fakat Cameron’un Aliens’ı da tüm takdirleri toplamasına rağmen hala Alien evrenine dair soruları tam olarak yanıtlamamaktadır. Çünkü Xenomorph’lar insanlarla beslenmek için, insanları avlamamaktadırlar. Peki o halde bu yaratıklar insanları ve yaşayan tüm canlıları neden öldürüyorlar sorusu ileri ki yıllarda tekrar Ridley Scott tarafından anlatılacaktır.

James Cameron ve Queen Xenomorph

YAŞAM SAVAŞI SÜRÜYOR
Alien evreninin en şansız iki filmine gelmiş bulunuyoruz. Hatta öyle ki bu iki film Ridley Scott tarafından, canon Alien evreninden dışlanmışlardır. Bunun sebebi filmlerin kötü olmaları değil(gerçi çokta iyi değillerdi), Ellen Ripley karakteri etrafında fazlaca dönmeleriydi. Ridley Scott’un hayalinde çok daha geniş kurgu bir evren vardı ve tek karakter etrafında hikaye döngüsünün sürmesini istemiyordu. Filmlere gelirsek, 3.filmde bir gemi ile sağ mürettebattan birkaç kişiyle beraber LV-426’dan kaçan Ellen Ripley, Dünya’ya doğru yolculuğa çıkar. Yolculuk aylar süreceği için uyku kapsüllerine girerler. Fakat Quenn Alien geminin içine bir yumurta bırakmıştır ve yumurtadan çıkan facehugger mürettebattan birinin yüzüne yapışır. Bu esnada asit salgılaması ile gemide yangın çıkar ve gemi uyku kapsüllerindeki mürettebatın hayatta kalabilmesi için onları uzaya fırlatır. Kapsüller ve gemiden arta kalanlar Fiorina “Fury” 161 isimli silahsız bir hapishane gezegenine düşer. Kurtarma ekipleri burada sağ kalanları kurtarmak için uyku kapsüllerini içeriye alır ve olaylar gelişir. Filmi en büyük şansızlığı yapım ekibinin riske girmeden kar yapma isteğiydi. Bu yüzden bir ve ikinci filmlerdeki gibi güzel bir hikâye ortaya konulamadı ve filmin kurgusu kendisini tekrar etti. Bu sebepten dolayı filmin ilk yönetmeni Renny Harlin, bir yıl süren hazırlıklarına rağmen kafasındakileri gerçekleştiremediği için filmi bıraktığını açıkladı. Yapım ekibi bunun üzerine, ilerleyen yıllarda Seven ve Dövüş Kulübü gibi iki efsane filminde yönetmenliğini yapacak olan David Fincher ile anlaştı. Fincher film için elinden geleni yaptı ama filme yeni bir Xenomorph türü dışında hiçbir şey katamadı. Fakat yine de izlenilebilinir bir Alien filmi ortaya çıkmış oldu. Film hakkındaki bir dipnotta daha sonra Game of Thrones’ta Tywin Lannister’ı canlandıracak olan Charles Dance’in de filmdeki ana erkek karakter(Jonathan Clemens) rolünü üstlenmesidir. Ayrıca başrol karakterimiz Ellen Ripley filmin sonunda, içine giren Xenomorph embriyosu doğmadan önce kendini yok ederek hayatını kaybeder.

Alien 3

Serinin son filmi Alien Resurrection’da ise daha sonra Amelie filmiyle popüler olacak olan Fransız yönetmen Jan Pierre Jeunnet ile çalışılma kararı alındı. Fransız yönetmen filme bir çok yenilik ve farklılık getirmeye çalışmasına rağmen bu filmde ilk iki filmin gölgesinde kalarak Ellen Ripley’in hikayesini sonlandırdı. Dördüncü filmde en son kendini içindeki embriyo ile beraber yok eden Ripley klonlanmıştır. Fakat dna’sı Xenomorph ile karıştığı için insanüstü fiziksel güçlere sahip olmuştur. Bu filmde Newborn adı verilen yeni bir Xenomorph türü yer alsa da maalesef serinin hayranları tarafından benimsenmedi. Aslında bakarsanız gerçekten de çok kötü bir Xenomorph tasarımıydı.

Alien: Resurrection filminde yeni Xenomorph türü Newborn

PREDATOR’LU YILLAR
Bir uçak seyahati sırasında James Cameron’un rastgele çizdiği bir uzaylı yaratık motifinden etkilenen yakın arkadaşı Stan Winston, 1987 yılında dünyaya spor olsun diye avlanmaya gelen bir uzaylı ırkın hikayesinin anlatıldığı Predator filminde bu motifi kullanarak yeni bir uzaylı türü sinema dünyasına kazandırdı. Predator’ün hikayesine başka bir yazıda detaylı olarak değineceğiz. Şimdilik biz bu uzaylı ırkın, Alien yani Xenomorph ile buluşmasıyla devam edelim. Predator’un devam filmi olan Predator 2’nin son sahnesinde, dünyaya avlanmaya gelen avcının uzay gemisinde mahsur kalan filmdeki ana kahramanımız, geminin bir bölümünde Predator’un avladığı tüm avlarına ait bir koleksiyon görür. Bu koleksiyonun içinde insan kuru kafaları dışında, bir çok farklı uzaylı ırkın kafatasları mevcuttur. Bu kafataslarından biri ise hiç yabancı değildir; Xenomorph(Alien) kafa tası. Klişelerle dolu ikinci filmde, bu son sahne iki serinin hayranları arasında inanılmaz bir heyecan yaratmaya yetti.

Prdator 2 filminde hazırlanan kafatasları

Bunun üzerine bu iki ayrı fan kitlesine sahip iki gizemli dünya dışı varlık, ilk olarak 1993 yılında Dark Horse yayınları tarafından Deadliest of the Species adıyla çizgi roman evreninde karşı karşıya geldi. Chris Claremont tarafından yazılan ilk çizgi roman iki türün hayranları tarafından çok beğenilince, arka arkaya çıkan yeni çizgi romanlarla yepyeni bir seri oluşturuldu. Çizgi roman dünyasında bu iki türün kapışmasının, başarısını gören 20th Century Fox iki serinin yapımlarında görev almış kişileri bir araya getirerek bir ekip oluşturdu ve bu savaşı beyazperdeye taşıdı. Alien vs Predator ismiyle 2004 yılında beyaz perdeye uyarlanan hikaye, dünyada geçen ilk Alien filmi olma özelliğini de taşımaktadır. Gişe hasılatı başarılı olan film bu başarının üzerine, Alien vs Predator: Requiem isminde devam filmiyle 2007 yılında beyaz perdede hayranlarıyla buluştu. Her ne kadar iki serinin gölgesi altında ezilse de iki türün savaşını izlemek çokta kötü değildi. Bu arada merak edenler için Predator olarak bilinen ırkın gerçek adı Yautja’dır.

Alien vs Predator

RİDLEY SCOTT OLAYA EL ATIYOR
Alien evreninin gerek filmler, gerekse bilgisayar oyunlarıyla karman çorman bir hale gelmesi üzerine Ridley Scott, hikayeye tekrar sahip çıkmaya karar vererek ilk filmin öncesini ve Xenomorphların geçmişini anlatan bir prequel üçleme çekmeye karar verdi. Öncesinde ise Alien evrenine çeki düzen vermek amacıyla, serinin üç ve dördüncü filmleri canon evrenden çıkarıldı. Yani şu an canon olarak bilinen Alien evreni ikinci filmin sonu ile sınırlandırıldı. Alien’ın, Predator ile kaşılaşması kısmı ise halen belirsizliğini koruyor. Çekmek istediği yeni prequelin hikayesi için 2010 yılında kolları sıvayan Scott, Alien’ın babası olan Dan O’Bannon’un ölümü üzerine hikayenin tüm yükümlülüğünü üstlendi. İlk filmde beraber çalıştığı, David Giller ve Walter Hill ile birlikte, Alien evreninin köklerine yolculuk yapan yepyeni bir hikaye ortaya çıkardılar.

Prometheus setinde Ridley Scott

Yeni hikayede Xenomorphların kökenini anlatma vaadiyle ortaya çıkan film, daha da ileriye giderek insanlığın kökeni hakkında da kurgusal bir açıklama getirir. İlk filmde cesedini gördüğümüz Space Jockey’in ırkıyla da Prometheus filminde kanlı canlı olarak tanışmış oluruz. Fakat Xenomorphlar hakkında birçok soru işaretini ortadan kaldırma vaadiyle ortaya çıkan film, olayların gizemini daha da arttırarak yepyeni sorular ortaya çıkardı. Gişe başarısı ve müzikleri son derece başarılı olan filmde son dönemlerin yükselen yıldızları Noomi Repace ve Michael Fassbender ile birlikte, Guy Pearce, Idris Elba ve Charlize Theron eşlik etti. Filmde Alien serisi ile özdeşleşmiş olan Ginger tasarımları yeniden hayat buldu. Xenomorphların nereden geldiğine dair genel bilgi veren filmde, ilk kez son ana kadar hiçbir Xenomorph türüyle karşılaşılmayan tek filmdir.

Prometheus filminden

2012’de gösterime giren filmin hikayesine gelirsek; dünyanın çok farklı çeşitli bölgelerinde, birbirinden farklı dönem ve uygarlıklara ait mağara çizimlerini araştıran bir bilim ekibi bu çizimlerin birbirine benzediğini fark eder. Birbirine teması imkansız olan bu uygarlıkların nasıl aynı şeyi çizdiğine anlam veremeyen ekip, çizimleri detaylı olarak araştırdıklarında bir yıldız haritasını işaret ettiğini keşfederler. Bunun üzerine Weyland-Yutani şirketinin patronu Peter Weyland’ın desteğiyle, Prometheus isimli son derece gelişmiş bir keşif gemisiyle işaret edilen yıldız kümesine giderek bölgeyi araştırmaya başlarlar. Buldukları şey ise dünyanın sonunu getirebilecek türde bir felakettir. Filmle birlikte Space Jockey olarak tanıdığımız esrarengiz uzaylı ırkına Engineer(yani mühendisler) ismi verilir.

2017’de Alien: Covenant ile kaldığı yerden devam edecek olan Prometheus, Xenomorphlar hakkındaki sır perdesini tamamen aralayarak, insanlık ve engineer’lar arasındaki ilişkiyi de ekrana taşıyacak. Filme aylar kala Alien hayranları olarak efsane serinin tamamlanışını iple çekmekteyiz diyebiliriz.

Alien Covenant
Yorumlar