Ana sayfa Doctor Who Doktor’un Tanrı Kompleksi

Doktor’un Tanrı Kompleksi

PAYLAŞ
Picture shows - David Tennant as The Doctor in the "Dr Who" special "The Waters of Mars", TX : Sunday 15th November 2009.
Bazı hayranlar Doktor’un bir çeşit Tanrı olduğunu ileri sürecek kadar çılgın olsa da benim ele alacağım konu çok daha farklı. Fanları bunu düşünmeye iten etmenleri ele alacağım. Çünkü eğer dikkatli bir izleyiciyseniz sizin de farkedeceğiniz üzere Doktor’un bir Tanrı Kompleksi olduğu aşikar.
.
.
.
doctor-who-the-impossible-planet
 Doktor’un bu yönü birçok bölümde karşımıza çıkmış olsa da modern seride bariz olarak ilk kez The Impossible Planet’de görüldü. Doktor’un TARDIS’le uzay üssüne inmesi ve TARDIS’in çeviremediği bir yazı ile karşılaşması ile başlayan bölümde, bizi asıl ilgilendiren nokta sonradan gerçekleşenler. Doktor bu uzay üssünün bir amacı olduğunu çok geçmeden fark eder. Burada bir sondaj çalışması yapılmaktadır. Uzay aracında bulunan herbir kişinin ortak bir kanısı vardır. Kara deliğin dibinde duran uzay aracının öylece durup, kara deliği boylamamasının bir nedeni olmalıdır.  Ve onlar da bunu bulmaya niyetlidir. Peki ”Çukur açıldı.” talimatında kastedilen nedir? Çukur neyi barındırıyordur? Hizmet etmeyi görev edinmiş Ood’ları bile çıldırtan nedir? Ah, tabii ki Şeytan!
.
.
.
”Öfkeliydi, hiddetliydi ve ölümdü. O’ydu. Şeytandı.”
.
.
.
Doktor: ”Evrenin her yerinde, milyonlarca dünyanın mitoslarında, efsanelerinde Boynuzlu Canavar’ın sembolleri var. Dünya, Drakonya, Vel Consadine, Daemos, Kaled Savaş Tanrısı. Aynı görünüş. Her defasında aynı. Belki de bu kanı bir yerden geliyordur. Sezgisi olan her zihnin arkasında olan o düşünceye sızıyordur.”
+ ”Yani buradan mı yayılmış?”
Doktor: ”Olabilir.”
+ ”Eğer bu orijinalse bu onu sahici yapmaz mı? Bu onu gerçek şeytan yapmaz mı?”
Doktor: ”İnanmak istediğin buysa, inanırsın. Sonuç olarak belki de şeytan budur. Bir kanı.”

.

.

Bu konuşma sürüp giderken fark etmemiz gereken bir gerçek daha var. Doktor, dinlerde klasikleşmiş Tanrı- Şeytan olgusundan biraz uzakta. Sadece bir cümleyle bu sonuca varmak tabii ki yanlış. Bunu bana düşündüren şey konuşmanın devamı. Hatırlayalım:
.
.
.
Doktor: ”Hiç sormadım. Herhangi bir inancın falan var mı?”
+ ”Aslında yok. Neo-Klasik olarak yetiştirildim. Cemaatsel. Ama bir inancım yok.”
Doktor: ”Neo-klasiklerinde bir şeytanı var mı?”
+ ”Hayır. Buna benzer yok. Sadece insanların yaptığı şeyler var.”
Doktor: ”Sonuçta hepsi aynı şey.”
+ ”Peki ya senin?”
Doktor: ”Ben her şeyi görmediğime inanıyorum. Bilmem ki. Tuhaf değil mi? Oluşturduğun şeyler, kurallar. O şey evrenin ötesinden geldiğini söyleseydi inanırdım. Ama evrenden önce olunca… Olanaksız. Benim kurallarıma uymuyor. Belki de bu yüzden sürekli seyahat ediyorum. Gerçeğe uymadığını kanıtlamak için.”
.
.
.
Doktor bir inanca ya da Tanrı’ya inanmadığını açıkça belli ediyor. Peki Tanrı’ya inanmayan bu Zaman Lordunun bir Tanrı kompleksi olduğunu nasıl mı iddia ediyorum? O ünlü Doktor ve Şeytan karşılaşması ile.
.
.
.
”Şeytan bir fikirdi. Bütün uygarlıklarda, sadece bir fikir. Ancak ortadan kaldırılması zor bir fikir. Firar edebilen bir fikir. Bu fikir, muhteşem Canavarın kaçıp kurtulabilen fikri. ”

.

.

.

S2E9---TSP-5Muhafızlar tarafından yıllar önce Doktor’un bu gezegene inmesinin planlandığını öğreniyoruz. Hatta bunun için Doktor’a hava ve millere rağmen güvenli bir düşüş sağlanıyor. Doktor, Canavar’ı yok edecektir. Ancak bedeli Rose’u kaybetmektir. Çünkü eğer gezegeni yok ederse, yer çekimi alanı da yok olacaktır. Böylece kaçtıkları gemi doğrudan kara deliğe sürüklenecektir. İşte o can alıcı replikler:

 

 

 

”Tanrıların ve Şeytanların bu büyük, ulu planlarında o basit bir kurban. Fakat ben birçok evren gördüm. Sahte tanrılar, kötü tanrılar, yarı tanrılar ve sözde tanrılar gördüm. Tüm bunların dışında, bütün tanrıların dışında, şayet bir şeye inanacaksam, tek bir şeye Rose’a inanırım!”

.

 

Ve Rose’u feda etmeyi göze alarak Canavar’ı yok eder.
.
.
Ekran Resmi 2016-08-04 04.37.23Peki ya Doktor’un bölümün sonunda Tanrı ilan edilip, tapıldığı bölümü hatırlıyor musunuz? Tarihi dayanağı olan The Fires of Pompei bölümünde yanardağın patlaması Doctor Who yorumu ile bambaşka boyut almıştı. Ev halkının ”Tanrılar bizi korur.” sitemi ile TARDIS’e yönelen Doktor, Donna’nın ağır ısrarlarıyla karşılaşır. Doktor bu olayın sabit bir nokta olduğunda ve insanların ölmesi gerektiğinde ısrarcı olsa da Donna bu şekilde düşünmemektedir. Tüm şehri olmasa bile en azından birkaçını kurtarması için gözyaşları eşliğinde Doktor’a yalvarır.
.
.
.
”Geçmiş olması gerektiği gibi olacak. Herkes ölecek. -Doktor”

.

.

 

Donna: ”Ama senin gezegeninde yanmıştı.”
Doktor: ”İşte bu. Görmüyor musun, Donna? Anlayamıyor musun? Geri dönüp onları kurtarabilseydim dönerdim. Ama dönemem. Asla geri dönemem. Dönemem. Yapamam, yapamam. ”

.

.

 

O an bu kadar reddedilişin nedenini Doktor’un içsel hesaplaşmaları olduğunun farkındaydık. Yapmamalıydı. Ama yapabilecek olsa, yapardı. Zaman’ın Lordları artık yoktu. Onların koyduğu kuralların bir önemi de yoktu. Zamana meydan okuyup Donna’nın dediği gibi yalnızca birkaçını kurtarabilirdi. Yaptı da. Ve o ünlü sahne… Yıkılan ev, korku içinde ölümü bekleyen aile ve Tanrı’nın yardımını dileyen o kazazedeler. TARDIS’in sesi… Bad Wolf’un çok sonradan söyleyeceği gibi o uğultulu ses gittiği her yere umut götürüyordu. Şüphesiz ki hepinizin dikkatini çekmesi gereken noktalardan biri de TARDIS’in belirdiği andır. Odanın içine nasıl ışık dEkran Resmi 2016-08-04 04.34.05olduğunu, korkudan titreyen aile üyelerinin gözlerinin o ışıktan nasıl kamaştığını ve her seferinden farklı olarak açılan kapıdan dışarıya nasıl ışık dolduğunu hatırlayın. Bu ışık o kadar parlaktı ki oyuncu David’i çok zor seçebiliyorduk. Ve Doktor elini uzatıp ”Benimle gelin.” dediğinde ailenin dualarının yanıt bulduğunu düşündüklerini söylemek yanlış olmaz. Eğer aksi olsaydı sonradan ona tapmazlardı. Burada senaristler tarafından kasıtlı olarak inançlarındaki İsa profilinin çizildiğine inanıyorum. Ve Doktor’un ölüme, kadere nasıl meydan okuduğunu izlettiklerini!
.
.
.
Doktor’un bu yönünü The Doctor’s Daughter bölümünde de görmek mümkün. Gayet masumca akıp giden  repliklerin arasında Doktor’a dikkat edin. Geçmişi mit haline getirmiş, birlik olmayı beceremeyen iki ırkın sürdürdüğü bir savaşın ortasına indi Doktor. Tek bireyden, genetik makine sayesinde istemeden bir çocuğa sahip oldu. Ne istediklerini tam olarak bilmeden sahip olmayı diledikleri Kaynak için savaşıp duran İnsanlar ve Hathler yapıcı bir dilek uğrunda yıkım getiriyorlardı. Ta ki Doktor ”Dünyalaştırıcı”yı bulana kadar. Bir gezegenin ekosistemini canlandıran cihaz için Doktor. ”Bir yaratıcının ürünü değil, laboratuvardan geliyor.” diyor.
.
.
.
”Gaz kabarcıklarından ibaret. Evrimi hızlandırmaya yarayan maddeler karışımı. Verimsiz gezegenleri yaşanabilir kılar. Etrafınıza bir bakın. Öldürmek için değil, hayat vermek için yaratılmış. Karşı koymazsanız sizi o karanlık tünellerden, ışıl ışıl parlayan gün ışığına çıkarabilir.”

.

.

.

Doctor-Who-The-Doctors-Daughter-JennyVe Jenny Doktor’u korumak için kurşunun önüne atlayıp, can verdikten sonra – öyle olduğu sanıldı. – Doktor’un yerden aldığı silahı, kurşunu sıkan liderin kafasına dayadığı anı hatırlayın. Öfkeyle, acıyla, bir kez daha evlat kaybetmenin üzüntüsüyle ağzından dökülen kelimeler:

 

.

.

”Tetiği asla çekmem! Asla! Anladın mı? İnsanlara ve Hathlere ait bu yeni dünyayı kurduğunuzda bunu hatırlayın. Bu toplumun temelini kuran tetiği çekmeyen bir adam!”

.

.

.

Waters-of-Mars-Screencaps-Changed-Doctor-doctor-who-9076433-539-304Gayet masumca sözler olsa da altında Doktor’un bu yönünü beslediğine inandığım şeyler yatıyor. Sırada bu kadar masum olmayan bir bölüm var. Doktor’un Zamanın Kurallarına gerçek anlamda karşı çıktığı ilk bölüm! Doktor, 2059’da Mars’da görev yapan uzay aracına iniş yapar. Şansa bakın ki iniş yaptığı gün yıllar sonra bile hatırlanacak Mars Felaketinin yaşandığı gündür. Doktor durumu fark ettiği an gitmeye karar verir. Çünkü bu olay zamanda sabit noktadır ve her ne kadar Doktor, yardım etmek istese de bunu yapmamalıdır.
.
.
.
”Gitmeliyim. Gerçekten üzgünüm. Ancak başka seçeneğimin olmadığı o ender zamanlardan biri şu an.”

.

.

.

Herkesle tokalaşıp gitmek için davrandığı an garip sesler duyulmaya başlar. Doktor, gitmeliyim diye fısıldar. Ancak gitmeyecektir. Buna rağmen dizinin son on dakikasına kadar bir izleyiciden farkı olmadığını da söyleyebiliriz. Oradadır ancak gerçek anlamda yardım etmez.
.
.
.
”Yalnızca bir Zaman Lordu değil. Zaman Lordlarının sonuncusuyum da. Asla geri dönmeyecekler. TARDIS’im var. Son Zaman Lordu olarak eski hayatıma dönerim. Öldüler ve herkesi beraberinde götürdüler. Duvarlar veya gerçeklik kapandı, dünyalar mühürlendi. Ebediyen yok oldu. Zaman Lordları her şeye göz kulak oldular. Ama artık yoklar. Zaman Lordları öldü. Hepsi yok oldu.  Zaman Lordlarının sonuncusuyum. ”

.

.

.

Asıl kendini bulduğu an yukarıdaki replikle birlikte bir içsel hesaplaşma sonucu olur. Benzer sahne… Doktor, uzay aracına girdiği vakit etrafı göz kamaştırıcı bir aydınlıktadır. Onu çok zor seçebiliyoruzdur. Heybetli bir şekilde içeri girer ve herkese komutlar yağdırmaya başlar. The Waters of Mars bölümünde The Fires of Pompei’de olduğu sahnenin bir benzerini görürüz.
.
.
.
+”Ama öleceğimizi söylemiştin. Gelecek için, insan ırkı için öleceğimizi.”
Doktor: ”Evet çünkü yasalar var. Zaman’ın Yasaları var. Bir zamanlar bu yasaları idare edenler vardı ama hepsi öldü. Hiçbiri hayatta değil. Kim kaldı biliyor musun? Ben! Zamanın Yasalarının ben olduğumu fark etmem uzun yıllarımı aldı. O YASALAR BANA İTAAT EDECEKLER!”

.

.

.

Ve, Doktor Zaman’ın Yasalarına karşı çıkar. O gün Doktor, Mars Felaketinde ölmesi gereken üç kişiyi kurtarıp, Dünya’ya getirir. Dibine kadar haklı olduğumu düşündüren bölüm budur. Peki bu bir mutlu son sayılabilir mi? Doktor’un bu kadar yükselmesinin bir sonucu olmayacak mıdır?
.
.
”Ama ölmem gerekiyordu.”
”Artık gerekmiyor.”
.
.
Ve Adelaide ona Doktor’un unuttuğu bir gerçeği hatırlatır. Doktor’un daha önceden anlattığı hikayede Adelaide’nin torunu Susie ondan ilham alarak birçok şeye öncü olacaktır. Ama ölümü değişirse, bu bir kahramanlık hikayesi olmayacaksa, Susie bu kişiye dönüşemeyebilir. Bu da tüm insanlık tarihini değiştirebilir. Ve ekler:
.
.
”Kimse de bu kadar güç olmamalı.”
Doktor’un cevabı gariptir: ”Zor biraz.”
.
.
”Bizi orada bırakmalıydın.”
”Adelaide, daha önce de böyle şeyler yaptım. Sıradan yollarla önemsiz insanlar kurtardım. Kimse senin kadar mühim değildi. Bu işte iyiyim.”
”Önemsiz insanlar mı dedin? Buna kim karar veriyor? Sen mi?”
”Uzun zamandır kendimi hayatta kalan biri sanıyordum ama değilim. BEN KAZANANIM. İşte bu benim. GALİP ZAMAN LORDU. ”
”Sana engel olacak kimse yok mu peki?”
”Yok.”
”Bunda bir terslik var Doktor. Galip Zaman Lordu olman yanlış.”
”Karar verme sırası bende.”
”Yapamayacağın şey yok mu?”
”Artık yok.”

.

.

Waters-of-MarsVe sanırım Doktor’a en büyük ders yine Adelaide’den gelecektir. Zamana meydan okuyan ve yapamayacağı bir şey olmadığını iddia eden Doktor bir silah sesiyle irkilir. Adelaide intihar etmiştir. Susie yine babaanesinin izinden gidecektir. Silah sesi Doktor’un birçok şeyi farketmesini sağladı. Çok fazla ileri gittiğini anladı. Sonuçta Doktor, Zamana hükmeden bir gezegenin son üyesi olsa bile kaderin de kendince bir oyunu vardı. Ve Doktor’un ona engel olacak kimse olmadığını söylemesi, yapamayacağı bir şey olmadığını iddia etmesi bir bakıma yanlıştır. Adailede’nin de dediği gibi Galip Zaman Lordu olman yanlış Doktor!
Yorumlar