Ana sayfa Game Of Thrones Fatih Aegon ve Fetih Savaşı

Fatih Aegon ve Fetih Savaşı

PAYLAŞ

Aegon, Ejderhakayası Lordu Aerion ile Velaryon hanesine mensup, anne tarafından yarı Targaryen kanı taşıyan Leydi Valaena’nın ikinci evladı ve ailenin tek erkek çocuğu olarak FÖ -Fetihten Önce- 27 yılında Ejderhakayası’nda dünyaya geldi. Biri kendinden büyük Visenya ve Rhaenys adlı iki kız kardeşi vardı. Valyria’nın ejderlordları arasında, damarlarındaki Valyria kanını saf tutma amacı ile kız ve erkek kardeşlerin birbirleri ile evlenmesi yaygın bir gelenekti ve bu yüzden Aegon ile büyük kardeşi Visenya’nın evlenmesi planlanmıştı ama Aegon küçük kız kardeşi Rhaenys’i de eşi olarak almıştı. Söylenene göre Aegon Visenya ile görev adına, Rhaenys ile de kalbindeki aşk adına evlenmiştir. Aegon günümüzde bize olduğu gibi zamanındaki insanlara göre de çok gizemli bir insandı. Karaalev adlı Valyria çeliğinden dövülme kılıcı ile döneminin en iyi savaşçılarından biri olarak gösterilmesine rağmen turnuvalara katılmamış ve onlardan zevk almamıştır. İleride insanlara liderlik edecek biri olmasına rağmen yakın denecek tek arkadaşı Orys olmuştur. Visenya ipek yerine zincir zırhı tercih eden, Aegon gibi savaşçı biriydi ve bu yüzden sürekli onunla kılıç talimi yapardı. İnsanlar onun ağırbaşlı ve sade biri ama asla affetmeyen bir yapısı olduğunu söylerdi. Bu yüzdendir ki ileride kardeşleri ile olan bu karakter farklılığı kendini göstermişti. Targaryenler’in en genci olan Rhaenys ise ablasına nazaran meraklı, şakacı ve müzik ve şiir tutkusuna sahip bir insandı. Bu yüzden çoğu sanatçıya destek çıkmış ve bu da etrafında erkeklerin sürekli dönmesine yol açmıştır. Bu ileride Rhaenys’in Aegon’ı aldattığı iddialarına yol açmış ancak üstadlar buna rağmen Aegon’ın onunla Visenya ile olduğundan daha çok vakit geçirdiğini söylemekten geri durmamışlardır. Gençliklerinde üç kardeş de güçlü ejderlordları olduklarını kanıtlamışlardı. Sürgün Aenar’ın Valyria’dan getirdiği beş ejderhadan sadece biri, Kara Dehşet Balerion olarak bilinen ejderha hayatta kalmış ve Aegon’ın ejderhası olmuştu. Vhagar ve Meraxes ise Ejderhakayası’nda doğmuş genç ejderhalardı ve Visenya ile Rhaenys’in ejderhası olmuşlardı. Dikkat çeken bir ayrıntı olarak Aegon ejderhası ile savaşların haricinde sadece birkaç kez uçmuştur. Buna rağmen üç kardeş içinde ejderhası ile en çok vakit geçiren Rhaenys’di. Uçmayı öyle çok seviyordu ki, ölmeden önce yapmak istediği şeylerden biri olarak ejderhası ile birlikte Günbatımı Denizi’nin ardında ne olduğuna bakmak olduğu söylenir.

Yanlış bilinen kanıya göre Aegon Westeros’u fethetme fikrini ilk olarak orada karaya çıktığı zaman değil daha öncesinde planlamıştır. Bunun en büyük kanıtı ise üzerinde Westeros’taki Yedi Krallık’ın bütün ormanlarının, nehirlerinin, şehirlerinin ve kalelerinin oyulduğu ağaçtan yapılma on beş metre boyunda Boyalı Masa’nın bu karaya çıkıştan yıllar önce tamamlanmış olmasıdır. Ayrıca Aegon ve kızkardeşi Visenya’nın gençliklerinde Eski Şehir’i ve Lord Redwyne’nin misafiri olarak Arbor’u ziyaret ettikleri bilinmektedir. Yarı doğru kaynaklara göre Lannisport’u da ziyaret ettiği söylenir. Tüm bunlara bakarak Aegon’un fetih düşüncesi çok önceden kafasında şekillenmeye başlamıştır.

Aegon’un gençliğinde Westeros ise savaş dolu bir yerdi. Krallıkların savaşmadığı çok az zaman vardı. Bunlardan Targaryenler’i en çok ilgilendireni ise en savaşkan olan iki kral, Kibirli Argilac ile Kara Harren, Ejderkayası’na en yakın iki krallığın sahipleri arasındaydı. Fırtına Burnu isimli büyük kalelerinden Westeros’un doğu kısmına mutlak bir güçle hükmeden Fırtına Kralları o zamanlarda güçten düşmüş bir haldeydi. Her ne kadar Kral Argilac Dorne istilasını kırıp, Volantis’e karşı kurulan büyük ittifakta yer almış ve Menzil Kralı Yedinci Garse’yi yenmiş olsa da artık yaşlanmış ve ünlü kapkara saçları beyazlamıştı. Hoare hanesinden Kara Harren ise zalimliği ile babası tarafından sınırları Duskandale ile Rosby’ye kadar genişletilen Karasu Nehri’nin kuzeyindeki topraklara hükmediyordu. Kırk yıllık saltanatı Tanrı Göz’ü yakınlarına yaptırdığı büyük kalesi ile tamamlamak üzereydi ve bu yeni fetihlerin habercisiydi. Ve bu da otomatik olarak varisi olarak sadece bir kızı bulunan Argilac’ı derinden endişelendiriyordu. İşte bu yüzden Argilac, Ejderkayası Lordu Aegon’a bir mesaj göndererek kızı ile evlenmesini, çeyiz olarak da Tanrı Gözü’nden Karasu Nehri’ne kadar olan bütün toprakları teklif etmiştir. Aegon bu toprakların zaten Kara Harren kontrolünden olduğunu biliyordu. Argilac’ın amacının iki krallık arasında bir tampon bölge oluşturmak ve kendisine gelecek saldırıları hafifletmeyi amaçladığını anlamıştı. Ve zaten iki eşi vardı. Buna karşılık Aegon krala, bahsettiği topraklara Massey Burnu ile Mander Nehri’nin doğduğu, Karasu Nehri’nin güneyinde kalan ormanlık ve düz araziler de eklenir ve kızının kendi çocukluk arkadaşı ve şampiyonu olan Orys ile evlenmesi kabul edilirse anlaşmanın tamamlanacağını belirtti. Argilac bu teklife çok sinirlenmişti. Çünkü Orys’in Aegon’ın piç kardeşi olduğu söyleniyordu ve kral kızını bir piçle evlendirmeyecek kadar kibirliydi. Öfkelenen kral Aegon’a elçinin ellerini kesip yollayarak “O piçin tutacağı eller ancak bunlar olur.” diye de not düştü.

rdP9Pz

Aegon bu harekete cevap vermek yerine tüm arkadaşlarını sancaklarını ve müttefiklerini Ejderhakayası’na çağırdı. Bu çağrıya Fırtına Burnu’na bağlı olsa da Targaryenler ile yakın ilişkiler içinde olan Keskin Nokta Lordu Bar Emmon ile Taşlıoyun Lordu, Lord Massey de gelmişti. Aegon onlardan tavsiyeler alıp dindar olmamalarına rağmen kale içinde bulunan Yedi Tanrı için inşa edilmiş kilise de dua ettiler. Yedinci günün sonunda Ejderhakayası’ndan bir kuzgun bulutu havalandı. Ve Yedi Krallığın her bir yerine aynı mesajı ilettiler; “Bugünden itibaren Westeros’un sadece ve sadece tek bir kralı vardır. Targaryen hanesinden Aegon önünde diz çöküp sadakat yemini edenler, sahip oldukları ünvanları ve toprakları muhafaza edeceklerdir. Kim ki Aegon’a karşı silahlanır ise yakalanacak, aşağılanacak ve yok edilecektir.”

 

JEP20E

Aegon’un bundan sonra Ejderhakayası’ndan kaç askerle çıktığı tartışmalı bir konudur. Emin olduğumuz üzere çok da büyük olmayan Targaryen ordusu Karasu Nehri ağzında gemilerini demirledi ve oradaki tepenin kuzey yamacındaki ormanlık araziye yerleşti. Nehri çevreleyen üç büyük tepe vardı ve o zamanlarda Westeros’da yedi krallıktan fazlası vardı. Her ne kadar küçük olsa da bunlardan o yörede bulunan bazıları Nehir üzerinde hak iddia ediyordu. Zaman içinde üç tepenin üstünde kuleler ve kaleler yükselmeye başlasa bile savaş nedeniyle çok uzun süre ayakta kalmıyorlardı. Nehrin ağzından Harrenhall ve Fırtına Burnu’nun hakkı da olsa, savunmasızdı ve nehre yakın yerlerde askeri yönden zayıf lordlar vardı. Güçlü olanlar ise bağlı oldukları Kara Harren’den hazzetmiyorlardı. Karaya çıktıktan sonra üç tepeyi de çitlerle çevirten Aegon ilk iş olarak kızkardeşlerine yakınlardaki kaleleri almalarını emretmişti. Ejderhaları ile gelen kızkardeşler için bu görev hiç de zor olmamıştı. Aegon ise ilk olarak Duskandale’li Lord Darklyn ile Bakirehavuzu’ndan Lord Mooton ile karşılaşmıştır. İki lord ordularını birleştirip Aegon’un ordularını denize dökmek üzere güneye inmişlerdi. Aegon bu duruma ordularının komutasını Orys’e verip kendisi ejderhası ile havadan saldırarak karşılık vermiştir. Savaş sonunda iki lord da öldürülmüş ve sonrasında hanelerinin liderliğini devralan Darklyn’in oğlu ve Mooton’un kardeşi, Aegon’un önünde diz çökerek emrindeki askerlerini Targaryen komutasına vermiştir. O zamanlar Duskandale önemli ve ticaret açısından gelişmiş bir liman kentiydi. Bu yüzden Visenya oranın yağmalanmasını yasaklamış ve hazinesini Targaryen hazinesine geçirmiştir.

Aegon o zamanlar kendine isyan eden lordlara karşı acımasız ama diz çökenlere karşı merhametli davranmıştır. Bunun kanıtı olarak, Aegon Tepesi olarak bilinen, o zamanlar toprak ve çitle kaplı Aegon Kalesi’nde, düzinelerce kaleyi ele geçirip Karasu Nehri ağzının iki yakasını da kontrolü altına aldıktan sonra Aegon, yendği lordları çağırarak diz çökmelerini istemiş ve hepsi kılıçlarını onun önüne attığında onlara topraklarını ve ünvanlarını koruyacağını söylemiştir. Burada eski destekçilerini de yeni ünvanlar ile onurlandırmıştır. Kraliyet donanmasının başına Daemon Valeryon’u geçirmiş, Kanun Başı olarak Triston Massey’i, Hazine Başı olarak da Crispian Celtigar’ı atamıştır. Orys ise Aegon’un “Benim koruyucum, korkusuz ve güçlü sağ elim olacaktır.” sözüyle onun ilk Kral Eli olmuştur. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer konu ise Targaryen hanesinin sancağıdır. Hanedan sancakları Westeros lordları tarafından uzun süredir kullanılan bir gelenek olmasına rağmen o zamana kadar Valyria’nın ejderhalordları için bu hiç kullanılmayan bir gelenekti. Aegon’un şovalyeleri bugün de bildiğimiz üzere siyah zemin üstüne işlenmiş, ateş soluyan üç başlı ejderha motifli sancağı açtığında orada bulunan lordlar Aegon’un onları yönetmeye layık biri olarak görmüş ve bunun üstüne Visenya, Valyria çeliğinden yapılma etrafı yakutlarla çevrili tacı Aegon’un başına takıp, “Bütün Westeros’un Kralı ve halkının koruyusu olan Targaryen Hanesi’nden Aegon.”demiştir. Söylenene göre ejderhalar kükremiş, lordlar ve şövalyeler tezahürat yapmalarına rağmen, aralarında en çok bağıranlar alt tabakadan olanlar, balıkçılar ve köylüler olmuştur.

Aegon Kalesi’nde bunlar olurken Westeros’un geri kalanında krallar bu durumdan pek hoşnut değillerdi. Kara Harren ve Kibirli Argilac sancaktarlarını savaşa çağırmıştı. Menzil Kralı Mern ise Casterly Kayası’na gidip Lannister hanesinden Kral Lorren ile görüşmüştü. Dorne prensesi Aegon’a bir mektup yollamış, denk seviyede olmalarına karşın ona yardım edeceğini bildirmiştir. Vadi’nin çok kralı Ronnel Arryn ise annesinin yazdığı mektupta toprak vaad edilmesine karşılık Aegon’a yardım edeceğini belirtmiştir. Kuzey’de ise Kral Torrhen sancaktarlarını çağırıp konu ile ilgili akıl ve fikir danışmıştır. Böylece tüm Westeros bir an için Aegon’un bir sonraki hamlesini beklemeye başlamıştır.

Aegon Kalesi’ndeki taç giyme töreninden sonra yola çıkan üç ana Targaryen ordusu vardı. Ordusunun asıl büyük kısmı Orys komutasında Fırtına Burnu’na ilerlemeye başladı. Onlara Rhaenys ve ejderhası Meraxes eşilk ediyordu. Ordunun donanma kısmı ise Visenya ve ejderhası Vhagar ve Daemon Valeryon’un komutasında Vadi’ye ve Maartı Kasabası’na yol aldı. Aegon ise ejderhası ile Harrenhall’a ilerledi. Harrenhal, Kara Harren’in en büyük gurur kaynağıydı ve Aegon Westeros’ta karaya ayak bastığı gün tamamlanmıştı. Aegon’un kendisi direkt olarak Tanrı Gözü’ne saldırmış ve Sazlık Savaşı olarak adlandırılan savaşı kazanmıştır. Ancak İnleyen Söğüler’den geçip orduya gizlice saldıran Kara Harren’ın iki oğlu Aegon’a büyük kayıplar vermiştir. Buna rağmen Aegon’un düşmanlarının ejderhalara karşı bir önlemleri yoktu. İki oğul kalelerine dönerken Balerion’un saldırısı ile can vermiştir böylece. Bu sırada aynı düşmanlar kendilerine Aegon’dan başka düşmanlarda bulmuştu. Sancaktarlarını çağıran Kibirli Argilac’ın kıyıları korsan saldırılarına uğruyorken, Vadi’de ise Ronnel, bir isyan ile başbaşaydı. Ancak bunlar Kara Harren’ın başına gelenlere kıyasla çok küçük şeylerdi. Üç Dişli Mızrak halkı onu sevmiyordu ve bunun için yeterli sebepleri de vardı. Harenhall’ın yapımında öldürdüğü insanlar başlı başına bir nedendi. Aynı zamanda kalenin yapımı için gereken malzemeleri Nehirova topraklarından toplayarak onları yoksullaştırmıştı. Bunlar yüzünden Lord Edwyn Tully isyan bayrağını çekip kalesinin burçlarına Targaryen sancağını dikti ve askerlerini alarak ona katıldı. Bu hareket diğer lordlara da cesaret vermiş ve hepsi birer birer Targaryen saflarına katılmıştır. Hepsi birden Harrenhall kapılarına dayandığında Kara Harren sayıca az olduğunu fark etmiş ve kendini yaşayan oğulları ile birlikte kalesine kapatmıştır. Harrenhall, aşılmaz duvarları, koçbaşı ile kırılmaz kapısı, inanılmaz büyük beş kulesi ve yiyecek dolu kilerleriyle birlikte aşılmaz bir kaleydi. Aegon bu duruma karşılık beyaz bayrak göstererek kaleye bir üstad yollamış ve görüşme talep etmiştir. Kabul eden Kara Harren siyah zırhı içinde kalesinden çıkıp Aegon’un yanına gelmiştir. Her ikisinin yanında da sancaklarını taşıyan bir asker ve üstad bulunduğundan konuşmaları kayıt  altına alınabilmiştir.

“Diz çök.” demiş Aegon. “Diz çök ki, Demir Adalar’ın lordu olarak yaşamaya devam edebilesin. Diz çök ki, evlatların senden sonra senin hükmünü devam ettirebilsin. Kalenin dışında bekleyen sekiz bin askerim var.” Harren ise, “Kalemin surları dışında olanların hiçbiri beni alakadar etmiyor, bu surlar aşılmayacak kadar kalın ve güçlü.”demiştir.

“Ancak ejderhaları uzak tutacak kadar yüksek değil. Ejderhalar uçar, bilirsin.” diyince“Kalemi taşlardan yaptırdım.” der Harren. “Taş alev almaz.”

Bunun üzerine Aegon, “Güneş battığında damarlarında senin kanın akan tek bir kişi bile hayatta kalmayacak.” dedikten sonra Harren yere tükürür ve kalesine geri döner. İçeri girdiğinde ise askerlerine ejderhayı öldürene ödüller vaad ettiğini bildiren bir konuşma yapar. “Ejderhayı her kim öldürürse, kızımla evlenmeye hak kazanır. Hatta isterse Tullylerden veya Blackwoodlardan veya Stronglardan, Üç Dişli Mızrak’tan gelen o hainlerin kızlarından istediği kadarını kendisine alabilir.” Bundan sonra Kara Harren korumaları ile birlikte kalesinin içine çekilir. Güneş battığında askerler ejderhayı görmek için gökyüzüne bakmaya başlarlar. Bir süre sonra çoğu Aegon’un boş konuştuğuna ikna olur ama Aegon ejderhası ile çoktan bulutların üstüne çıkmıştır. Kuleler kanatları altında gözüktüğünde ise alçalmış ve kara alevi ile etrafı yakıp kavurmuştur. Harren’ın dediği gibi taş alev almamıştı ama kale sadece taştan oluşmuyordu. Samanlar, odunlar ve yiyecekler… Harren’ın askerleri de taştan değildi ve zırhlarının içinde kavruldular. Bir süre sonra Harren’ın sözleri de boş çıkmıştı çünkü Balerion’un alevi o kadar sıcaktı ki taşlar çatlayıp erimeye başlamıştı. Dışardan seyreden Targaryen ordusu o gece beş kulenin mum gibi eriyip büküldüğünü söylemişti. Harren ve evlatları kalelerinin içinde yanarak can verdiler, Hoare hanesi yokolmuştu ve ertesi sabah kalenin önünde Edwyn Tully ve diğer lordlar Aegon’a bağlılık bildirdiler. Buna karşılık Aegon, Edwyn Tully’e Nehirova lordluğu ve Üç Dişli Mızrak’ın Koruyucusu ünvanlarını verdi. Bundan sonra kale içine girilebilecek bir hal aldığında içeride bulunan ateş yüzünden yamulmuş ve kırılmış olan kılıçları toplayıp Aegon Kalesi’ne gönderdiler.

R6d3mo

 

Fırtına Burnu’nda ise işler daha farklıydı. Kral Argilac’ın sancaktarları Harren’ınkilere göre daha sadıktı ve Kral büyük bir ordu toplamıştı. Durrandonlar’ın kalesi Harrenhall’dan daha kalın duvarlara sahipti, aşılamaz gözüyle bakılıyordu ama Argilac, Harrenhall’a olanları öğrendikten sonra Rhaenys’e, Harren gibi kalesinde oturarak sonunu beklemeyeceğine, açık alanda onlarla karşılaşacağına dair bir mektup yolladı. Böylece kalesinden çıkıp düşmanı ile meydan savaşına girmek için yola çıktı. Argilac’ın bu hareketi Rhaenys ve ejderhası tarafından izlenmiş ve Orys’e ordu hakkında bilgilerle birlikte söylenmiştir. Bunun üzerine Orys ordusunu Bronz Geçit’in güneyindeki yüksek tepeye yerleştirdi ve fırtına diyarı askerlerini beklemeye başladı. Orduların birbirine yaklaştığı sabahın ilk ışıklarında yağmur başladı ve öğlene doğru toprakların isminin hakkını vererek bir fırtına başladı. Sancaktarları Argilac’a fırtınanın dinmesini beklemenin daha iyi olduğunu söyledi ama o kendi topraklarında Targaryen sancaklarının dalgalanmasına sinirlenmiş ve bu öneriyi reddetmiştir. Ayrıca Argilac’ın ordusunun büyüklüğü de yakınlaşma ile gözler önüne serilmiştir. Argilac’ın ordusu Orys’in ordusunun neredeyse iki katıydı ve dört katı kadar ağır süvari ve şovalye birliğine sahipti. Böylece Argilac emrini verdi ve Son Fırtına olarak bilinen savaş başlamış oldu. Savaş gece boyunca sürdü ve Argilac üç kez saldırdı. Üçüncü saldırısında Targaryen ordusunun orta kanadını kırmıştı ki ejderhası Meraxes ile Rhaenys geldi. Ejderhaların karada bile ne kadar tehlikeli olduğunu göterircesine savaşa katıldı ve Argilac’ın kişisel korumalarını öldürerek atların korkmasına ve binicilerini üzerinden atıp karmaşaya sebep olmasına yol açmıştır. Hatta Argilac bile atından düşmüştür. Ancak savaşa devam etti ve sonunda iki komutan karşı karşıya geldi. Orys son kez ondan diz çökmesini istedi ama Argilac sadece lanetlerle cevap verdi. İkisi de birbirini yaralamasına rağmen sonunda Argilac istediği gibi elinde kılıcı ile öldü. Krallarının öldüğünü duyan askerleri ise arkalarında kılıçlarını bırakarak kaçtılar. Bundan sonra Fırtına Burnu kalesinin sonu da Harrenhall gibi olacağı söyleniyordu çünkü Argilac’ın kızı kendini Fırtına Kraliçe’si ilan etmişti ve teslim olmak istemiyordu. Ancak kaledeki askerler korkmuştu ve ölmek istemiyorlardı. Bu yüzden Kraliçe Argella’yı zincirleyerek kaleye beyaz bayraklarını çektiler. Orys’e getirilen Argella ise çıplak ve ağzı bağlanmıştı. Orys onu çözüp sırtındaki pelerini kızın üstüne sarmış ona babasının nasıl cesurca öldüğünü anlatmıştır. Böylece onu onurlandırmak adına Durrandonlar’ın hane mottosu ve armasını kendine alarak Argella ile evlenmiştir. Taçlı geyik kendi arması, Fırtına Burnu kendi kalesi olmuştur.

Orys Baratheon
Orys Baratheon

 

Westeros’ta gerçekleşen fetihleri duyan diğer krallar ise gittikçe endişelenmeye başlamıştı. Kral Torrhen sancaktarlarını çağırmasına rağmen Targaryen ordusunun kuzeye gelmesinin uzun süreceği düşüncesi ile beklemeye kararlıydı. Vadi’de ise Ronnel’in annesi olan Sharra savunmasını güçlendirdikten sonra, “Dağ Gelinciği”, Westeros’un en güzel bakiresi olarak adlandırılmasından kuvvetle Aegon’a portresini yollamış ve oğlunun varis olması kabulüyle onunla evleneceğini bildirmiştir. Aegon’un buna bir cevap verip vermediği bilinmemektedir ama zaten halihazırda iki eşi vardı ve Sharra ondan yaşlı ve yakın zamanda solacak olan bir gelincikti. Tüm bunlar olurken batıda ise iki kralın ordusu toplanmaktaydı. Gardener hanesinden Menzil Kralı Dokuzuncu Mern arkasında devasa bir ordu ile Yüksekbahçe’den yola çıktı. Altınkoru Kalesi’nde Batı Diyarından askerleri ile birlikte gelen Kaya Kralı Loren ile buluştu. İki kralın ordusu şu ana kadar Westeros’un gördüğü en büyük ordu olmuştu. Yüzlerce büyüklü küçüklü lorddan ve beş binden fazla atlı şövalyenin olduğu elli beş bin askerden oluşan ordu kuzeydoğudaki geniş ve düz buğday tarlalarına gitmek üzere ordularını kuzeye sürdüler. Çünkü bu kadar büyük bir ordu tam bir tüketim makinesiydi. Bulundukları yörenin tüm besinlerini tüketmemeleri için hareket halinde olmaları gerekiyordu. Kral Mern ordusu için “Bizim demir yumruğumuz.” diyordu. Dört oğlu ve iki torunu da onunla birlikteydi. Tanrı Gözü yakınındaki kampında bu demir yumruğun haberini alan Aegon ordusunu topladı ve düşmana karşı yürüdü. Aegon’ın ordusu düşmanınkinden beş altı kat küçüktü ve askerleri de daha ona yeni bağlılık bildirmiş olan lordların askerleriydi. Yine bunun bir avantajı olarak ordusu daha hızlı hareket ediyordu. Bir süre sonra iki kız kardeşinin de ona katılması ile üç Targaryen ejderhalarının sırtında ordularının Karasu Nehri’nden güneye geçmelerine seyirci oldular.

Ve o geçişten sonra güneyde açık bir düzlükte iki ordu karşı karşıya geldi. Aegon’un ordusu hakkındaki rapolar Mern ve Loren’i sevindirmişti. Orduları Aegon’un ordusundan beş kat büyüktü ve atlı askerler arasındaki oran bundan da büyüktü. Açıklık arazi ise atlı askerler için vardı ve bu işi daha kolay gösteriyordu. Kral Mern, Loren’den iki kat fazla adam getirdiği için ortaya yerleşmişti. Sol kanada Lord Oakheart ve sağ kanada ise şovalyeleri ile Kral Loren geçti. Planları basitti. Ordunun kanatları Aegon’ın ordusunu iki yandan saracak ve Kral Mern’in “demir yumruğu” onları ezecekti. Aegon ise kanatlara atlı askerlerini koymuş, ortaya mızraklılarını dizerek aralarına okçularını yerleştirmişti. Ordusunun komutasını ise ilk düşmanlarından Bakirehavuzu Lordu Jon Mooton’a verdi. Çünkü kendisi kız kardeşleri ile havadan savaşma niyetindeydi. Aegon, bölgedeki buğdayların toplanmaya yetecek kadar yetiştiğini gözünden kaçırmamıştı. İki kralın ordusu ilerlemeye başladığında ve Aegon’un ordusunu menzillerine aldıklarında ok yağmuru başlamıştı. Bu sırada üç ejderha sırtlarında binicileri ile havadaydı ve iki kralın hüküm saati geliyordu. Orduya sadece Aegon, ejderhası Balerion ile saldırdı. Kız kardeşleri ordunun arkasındaki tarlaları yakıyordu. Kuru çimenler ve buğday başakları anında alev aldı ve esen rüzgar, ilerleyen iki kralın ordusunu alevlerin çıkardığı dumana boğdu. Koku atları ürküttü ve duman askerlerin görüşünü engelledi. Ordunun düzeni bozulunca her taraftan Balerion’un kara ateşi belirdi. Aegon’un askerleri ise ellerinde mızrakları ve okları ile cehenneme dönmüş manzaradan kaçmaya çalışan askerleri beklediler. Dört binden fazla asker ateşlerin içinde kül oldu. Bin kadarı ise Aegon’un askerleri tarafından katledildi. On binlercesi ise hayatlarının sonuna kadar taşıyacakları yanıklar edindiler. Kral Dokuzuncu Mern, oğulları, torunları, kardeşleri, kuzenleri ve diğer bütün akrabaları ile bu savaşta, “Ateş Tarlası Savaşı”nda hayatını kaybetti. Gardener hanesinin son üyesi üç gün dayandı sadece ve yanıklarının sebebiyle öldü, onunla beraber hanesi de öldü. Kral Loren ise kaçmış ve bu sayede hayatta kalmıştı. Targaryenler ise sadece birkaç yüz asker kaybetmiş, Kraliçe Visenya omzundan bir okla vurulmuş ama kısa sürede iyileşmişti. Aegon yenilen düşmanlarının kılıçlarını toplatıp Aegon Kalesi’ne göndertti. Ertesi gün kaçan Kral Loren Lannister yakalandı. Kılıcını ve tacını Aegon’un dibine koyup bağlılık bildirdi. Aegon ise verdiği sözü tutup yenilmiş ve kaçmış olan kralı ayağa kaldırarak topraklarını muhafaza edeceğini söyledi ve onu Casterly Kayası Lordu ve Batının Muhafızı ilan etti. Loren’e bağlı lordlar ve yenilen Menzil lordları da Loren’i izleyerek bağlılıklarını bildirdiler. Aegon fethin tamamlanması adına başka birisinin gidip kaleyi kendisi için almadığını umarak Yüksekbahçe’ye ilerledi. Vardıklarında, kalenin Gardener hanesi için yüzyıllardır çalışan Tyrell hanesinden kahya Harlan Tyrell’in elinde olduğunu gördüler. Harlan savaşma arzusunun olmadığını bildirerek diz çöktüğünde Aegon, ona ödül olarak Gardener hanesine bağlı olan bütün lordlar ve topraklar ile birlikte Yüksekbahçe’yi bahşedip kendisini Güneyin Muhafızı ve Mander’in Koruyucu Lordu ilan etti.

Aegon buraya kadar gelmişken fetihlerine güneyde devam etmek istiyordu. Ancak kuzeyden gelen haberler buna engel oldu. Torrhen Stark kuzeyden kalkmış ve otuz bin askeri ile Nehirova’ya girmişti. Aegon bunun üzerine kuzeye yöneldi ve kız kardeşleri ile Ateş Tarlası Savaşı’nda yendiği lordlara haber gönderdi. Kral Torrhen Üç Dişli Mızrak’a geldiğinde kendi ordusunun yarısı kadar güçte bir ordu ile karşılaştı. Menzilli adamlar, Fırtına Diyarı’ndan askerler ve Nehirova askerleri üstlerinde dönerek daireler çizen üç ejderha, Balerion, Vhagar ve Meraxes ile kamp kurmuşlardı. Torrhen’in gözcüleri ona Harrenhal’ın yanıp tüten harabelerinin ve Ateş Tarlası’nda olanların haberini getirdiğinde, nehri geçmeye yeltenirse aynı sonun kendini de beklediğinden emindi. Lordlarından bazıları ona tüm kuvveti ile birden saldırmayı önermişti, bazıları ise geri çekilip onları kuzeyde karşılamayı önermişti. Kral’ın piç kardeşi Brandon ise gece vakti gizlice kampa girerek ejderhaları uykularında öldürebileceğini söyledi. Torrhen, Brandon’ın nehri geçmesine izin verdi ancak suikast için değildi. Yanına üç tane üstat vererek anlaşma yapması için izin vermişti. Mesajlaşmalar gece boyu devam etti ve sabah olduğunda bu sefer karşıya kralın kendisi geçti. Orada nehrin güney kuzey kısında Aegon’ın önünde diz çökerek antik tacını ve kılıcını ona sundu ve onun hükmü altında olduğunu bildirdi. Ayağa kalktığında artık Kışyarı Lordu ve Kuzeyin Muhafızı’ydı. Bu hareketi ile Torrhen hep “Diz Çöken Kral” olarak anıldı. Ancak bu hareketi ile bir tek kuzeyli asker bile ejderha ateşi ile o gün orada yanmadı. Ve Aegon’ın toplattığı kılıçlar ateş yüzünden eğilmiş ve bükülmüş değil, sapasağlam olarak Aegon Kalesi’ne gitmişti.

G1Lzqy

 

Ve bu olaydan sonra Aegon, kardeşleri ile yolunu bir kez daha ayırdı ve üçü de farklı yerlere gitti. Batıya, Eski Şehir’e yönelmişti. Menzil’in en eski, en zengin ve en güçlü hanelerinden biri olan Hightowerlar tarafından sıcak bir karşılama onu bekliyordu. Bunun sebebi büyük ölçüde Yüksek Septon’du. Bilindiği gibi Eski Şehir aynı zamanda Yedi inancının da merkeziydi. Aegon’un fetihlerine başladığı haberi Eski Şehir’e geldiğinde Yüksek Septon, Yıldızlı Sept’de yedi gün ve gece dua etmiş ve sadece ekmek yeyip su içerek oruç tutmuştu. Yedi sunağı da tek tek dolaşıp dualarına cevap aramıştı. İnzivası bittiğinde herkese Aegon’a karşı silahlanmanın sonucunun yanan bir şehir olduğunu söylemişti. Hightower Lordu Manfred ise inançlı ve tedbirli bir adamdı. Yedi inancına değer verirdi, oğullarından biri Savaşçı’nın Evlatları’ndaydı. Bu yüzden Aegon ordusu ile Eski Şehir’e yaklaştığında şehrin kapılarını açık ve Hightower Lordu’nu diz çökmeye hazır görmüştür. Aegon ise onun bağlılığını kabul etmiştir çünkü Menzil Lordu olmasına rağmen Ateş Tarlası’nda bir tane bile Hightower askeri yanmamıştı. Bazı kaynaklar aynı zamanda Lord Manfred’in kızını Aegon’a teklif ettiğini ama onun bu teklifi nazikçe geri çevirdiğini söyler.

Bundan üç gün sonra ise Aegon’ın ikinci taç giyme töreni Yıldızlı Sept’de gerçekleşmiştir. Yüksek Septon, tacı Aegon’un başına koyup, “Andallar’ın ve Rhoynar’ın ve İlk İnsanların Kralı, Yedi Krallık’ın Lordu ve Diyarın Koruyucusu olan Targaryen hanesinden Aegon” diye bildirmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, henüz Dorne fethedilmemişken Targaryen Kralları’nın “Yedi Krallık’ın Lordu” ifadesini birçok kez kullanmış olmasıdır. İkinci taç giyme töreni haliyle Karasu’da gerçekleştirilenden daha kalabalık olmuştu. Aegon’un taç giymesine yüzlercesi tanık olmuş, ejderhası Balerion sırtında Eski Şehir üzerinde uçarken binlercesi adını haykırmıştı. Bu yüzdendir ki üstadlar, Aegon’un saltanatının başlangıcı bu tarih kabul edilmiştir.

dqYXzZ

 

Aegon batıda taç giyerken kardeşi Visenya ise ejderhası ile Arryn Vadisi’ne yönelmişti. O zamana kadar Naip Kraliçe Sharra, Kanlı Geçit’ten birçok kaleye kadar savunmasını askerlerle güçlendirmişti. Ancak ejderhası sırtında hepsini geçip Eyrie avlusuna inen Visenya için bunların hepsi önemsizdi. Asıl önemli nokta ise Ronnel’in hareketiydi. Naip Kraliçe haber alır almaz arkasında bir düzine asker ile avluya çıktığında oğlunu Visenya’nın dizinde oturmuş ejderhaya bakarken bulmuştu. Ronnel ise annesine “Bu leydi ile uçabilir miyim?” diye sormuştu. Bu sorudan sonra iki kraliçe birbirine gülümsemiş ve birbirlerini nazikçe selamlamıştı. Söylenene göre de küçük kral üç kez Dev Mızrağı’na ejderha sırtında uçmuş ve bir lord olarak avluya konmuştu. Annesi Sharra ise kendisinde olan üç tacı (kendi naiplik tacını, oğlunun başındaki küçük tacı ve Arryn krallarının binlerce yıldır taktıkları Dağın ve Vadi’nin Kartal Tacı’nı) emrindeki askerlerin kılıçları ile Visenya’ya sunmuş ve böylece Arryn Vadisi’nin fethi de tamamlanmış olur.

Rhaenys ise ejderhası ile görevi zorlu geçecek Dorne çöllerine uçtu. Prens Geçidi ile Kızıl Dağlar’ın üzerinde olan birliklerle savaşa girmek yerine doğrudan teslim olmalarını istemek üzere Vaith’e indi ama kale boştu. Surların altındaki kasabada ise sadece kadınlar, yaşlılar ve çocuklar vardı. Rhaenys onlara lordlarının nereye gittiğini sorduğunda cevapları, “Uzaklara.” olmuştu. Bunun gibi geçtiği kalelerde sadece yaşlılar ve genç çocukları bulan Rhaenys en sonunda yönünü Güneş Mızrağı’na çevirdi. Orada da kale terk edilmişti. Ancak Dorne Prensesi hâlâ oradaydı. Kibirli Argilac’ın ona taktığı isimle, “Dorne’un Sarı Kurbağası” ile anılan Meria Martell, üstatlara göre altmış yıldır yöneten, seksen yaşında kör ve şişman bir kadındı ancak zekasından bir şey kaybetmemişti. Meria Martell Rhaenys’e, “Ne seninle savaşacağım, ne de sana diz çökeceğim. Dorne kral tanımaz. Kardeşine bunu söyle.” diyerek durumunu anlatmıştır. Rhaenys ise “Söyleyeceğim, ancak tekrar geleceğiz. Ama bu sefer ateş ve kanla geleceğiz.” diye cevap vermiştir. Prenses ise buna sadece kendi hanelerinin sözlerini hatırlatarak cevap vermiştir. “Bizi yakalabilirsiniz leydim, ancak bizi ne eğebilirsiniz, ne bükebilirsiniz ne de kırabilirsiniz. Burası Dorne ve sen burada hoş karşılanmıyorsun. Şimdi, hayatın tehlikeye girmeden burayı terk et.”

Z1Gdr0

 

Böylece Aegon’ın Yedi Krallık’ı fethi Dorne hariç gerçekleşmiş ve tek bir krallık altında toplanmış oldu. Genel kanı bu yeni birleşmiş krallığın başkenti olarak Eski Şehir’in seçileceği yönündeydi, kimi de kendi evleri olan Ejderhakayası’nın başkent olacağı yönünde konuşuyordu. Ama Aegon hepsini şaşırtarak başkent olarak Westeros’da ilk ayak bastığı yer olan Karasu Nehri’nin altındaki üç tepenin üzerinde kurulu küçük şehri seçti. Daha sonra Kral’ın Şehri olarak bilinecek bu küçük şehirde Aegon yirmi yedi yaşında, düşmanlarının kılıçlarından yaptığı korkunç ve devasa “Demir Taht”a oturup Westeros’u yönetmeye başladı.

Genç yaşında fethini tamamlayan Aegon için karşısında, fethetmesinden daha zor bir görev duruyordu artık. Birleştirdiği, savaşmaya yatkın bu krallıkları bir arada tutmak. Ki bunun için olağanüstü yeteneklere sahip biri gerekiyordu. Aegon’un ise böyle bir adam oluşu o zaman için bulunmaz bir talihti. Her ne kadar fetih, masraflı ve gereğinden zor geçmiş olsa bile yüzyılları değiştirmişti ve değiştirmeye de devam edecekti. Basit bir örneği olarak, Lannisport ve Eski Şehir’i geçecek olan kraliyet şehrinin, henüz basit yapıda olan Aegon Kalesi’nin çevresinde yükselmesi olmuştu. Önce Visenya Tepesi’ne, Yüksek Septon tarafından gönderilen para ile daha büyük, yeni bir sept yapıldı. Liman zamanla balıkçı tekneleri yerine, Lannisport’tan, Eski Şehir’den ve hatta Yaz Adaları’ndan gelen ticaret gemileri ile doldu. Bu durum elbette ticaret rotasını da değiştirdi. Dunskendale ile Bakire Havuzu’ndan Kral’ın Şehri’ne kaymıştı. Bu yeniliklerin ışığında Aegon Kalesi’de büyüyüp genişledi. On beş metre uzunluğunda yeni bir tahtadan kale inşa edildi. Bu, daha sonra Kızıl Kale’nin yapılması emri üzerine yıkılacak olan kaleydi.

R6dQLG

 

Yıllar ilerledikçe şehir gelişti ve 25 FS’de Beyaz Liman ile Martı Kasabası’nı geçip diyarın en büyük üçüncü şehri konumuna geldi. Ancak yine de şehir bir sura sahip değildi. Belki de Aegon ve kardeşleri kimsenin ejderhası olan bir şehri kuşatmaya cesaret etmeyeceğini düşünmüşlerdi. Sebebi her neyse, Yaz Adaları içindeki Uzun Ağaç Kasabası’ndaki binlerce kişinin korsanlar tarafından köleleştirilip şehrin bütün zenginliğinin yağmalandığı haberi ile durum değişmişti. Aegon ve Visenya her zaman şehirde olmuyorlardı. Bu yüzden Aegon, Baş Üstad Gaven ve Kral Eli Osmund Strong’u inşa edilmesi için emir verdiği sur projesinin başına getirdi. Sur, şehrin ilerde olabilecek genişlemesine uygun yapılacak ve Yedi inancına hürmeten yedi giriş inşa edilecekti.

 

Şehir böyle büyümeye devam ettikçe, refah seviyesi de arttı ve bu diyarın refah seviyesinin de artmasına sebep oldu. Bunda elbette Aegon’un, alt tabakandan insanların ve kendine yeminli olanların saygısını kazanmasının payı büyüktü. Kral ara ara Rhaenys ile görüşür ve bu insanların ihtiyaçları ve dertleri hakkında fikir alırdı. Çünkü Rhaenys, kardeşi Visenya’ya nazaran şarkıcılar ve şairler ile arası iyi olduğu için ona her yerden haberler getirirlerdi. Bu aynı zamanda onların Targaryenları öven şiirler, şarkılar yazmasına ve bu şarkıları diyarın her bir ucuna taşımasına sebep olmuştur. Aegon ve kız kardeşlerini övme amacı ile yalanlarla dolu olsa dahi Rhaenys bu durumdan şikayetçi olmamıştır. Ayrıca Rhaenys diyarı sağlamlaştırmak adına, uzak haneler arası evlilikler ayarlamıştır. Bu yüzden Rhaeyns halk tarafından kardeşlerine nazaran daha çok sevilmiştir. Bu yüzden Rhaenys’in 10 FS’da Dorne sınırları içinde vefat etmesi, iyi kalpli ve güzel kraliçeye hayran olan bütün diyarda bir öfke selinin oluşmasına neden olmuştur. Zaferler ve şan içinde başlayan bir saltanatla yaşamasına rağmen Aegon da büyük yenilgilerden nasibini almıştı. Bunlardan ilki de Birinci Dorne Savaşı oldu. 4 FS’de başlayan savaş,yıllarca süren trajediler ve dökülen kanlar sonunda 13 FS’de sona erdi. Rhaenys’in vefatı yanında, Ejderha Öfkesi’nde geçen yıllar, birçok lordun kaybı ve Kral’ın Şehri’nde, hatta Kızıl Kale’de gezen suikastçiler bu savaşın diğer felaketleri oldu. Ancak kimsenin tahmin etmediği şekilde tüm bunlar mükemmel bir durumun yolunu açmıştı.Kraliyet Muhafızlarının Yeminli Kardeşliği…

Aegon ve Visenya, Dornelu lordların kellelerine para ödülü koyduğunda, bir çoğu öldürüldü ve bu yüzden onlar da katiller ve casuslar kiraladılar. Aegon ve Visenya, 10 FS’de Kral’ın Şehri sokaklarında saldırıya uğradı ki, eğer Visenya ve kılıcı Dark Sister olmasaydı kralın kendisi bu saldırıdan kurtulamayabilirdi. Bu da her uğraşın boşa gitmesi anlamına gelirdi. Ancak buna rağmen kral etrafındaki korumaları yeterli buluyordu. Visenya ise farklı düşünüyordu. Söylenenlere göre Aegon korumalarını işaret ettiğinde Visenya belindeki kılcını çeker ve korumalar adım bile atamadan Aegon’un yanağına bir çizik atar ve sonu yeni bir oluşuma gidecek olan sözlerini söyler. “Korumaların yavaş ve tembel.” Böylece kuralları ile birlikte Kral Muhafızları’nı kuran Visenya oldu. Yedi Krallık’ın Lordu’nu koruyacak olan yedi şampiyon şövalye.Gece Gözcüleri’nin yeminini model alarak onlara bir yemin oluşturdu.Bu yüzden şampiyonlar krallarını koruma adına hayatlarındaki bütün her şeyden vazgeçmeyi göze alacaklardı. Aegon bu şövalyelerin seçimi için bir turnuva düzenlemeyi düşündü ancak Visenya bu şövalyelerin sadece kılıç kullanmada iyi değil aynı zamanda koşulsuz bir sadakat içinde olmalarını istiyordu. Bu yüzden kral bu seçim işini Visenya’ya bıraktı ki, tarih gösteriyor, kralın bu tercihi bilgece bir seçim oldu. İlk Lord Kumandan Sör Corlys Velaryon, Sör Richard Roote, Mısır Tarlası Piçi Sör Addison Hill, Sör Gregor Goode ile Sör Griffith Goode kardeşler, gezici şövalye Sör Kuklacı Humfrey ve beyaz pelerini sırtına geçirecek birçok Darklyn’den ilk olan Sör Robin Darklyn, nam-ı diğer Kara Robin. Seçilenlerden ikisi bizzat kralı korurken can verdi ve diğerleri de hayatlarının sonuna kadar onurlu bir şekilde krala hizmet ettiler.

Danışmanları olan insanları çok önceden belirlediği için Aegon, sıklıkla diyarın günlük yönetim işlerini kız kardeşlerine ve güvendiği danışmanlarına bırakıyordu (Bu durum daha sonra Küçük Konsey’in temelleri olacaktı.). Böylece Fatih, kalan zamanını diyarı birleştirmeye ve düşmanlarına korku salmaya harcamıştı. Altı ayda bir Kral’ın Şehri’nden çıkar ve sülfür, kükürt ve deniz tuzu kokan o çok sevdiği Ejderkayası’na uçardı. Kalan zamanını ise diyarın gelişimine harcardı. 35 FS tarihinde yaptığı son gezisine kadar diyarı karış karış gezdi. Eski Şehir’e gidip Yüksek Septon’un Yıldızlı Sept’inde hürmetlerini ve saygısını sundu. Birçok büyük hanenin kalelerini ziyaret etti vebirçok alt sınıf lordun, şövalyenin ve hatta hanın çatısı altında uyudu. Bu gezilerine onunla beraber birçok kişi de katılıyordu. Hatta bir gezisinde bin kadar şövalye kralın peşinden gelmiş, birçok lord ve leydi gezisinde ona eşlik etmişti. Aynı zamanda rahipler ve üstadlar da katılıyordu. Ki kralın yanında sıklıkla altı adet üstad olurdu. Bunun amacı, vereceği kararlarda daha adil olması için ona yörenin yerel kanunları ve geçmiş krallıkların gelenekleri hakkında bilgi almak içindi. Aegon bütün diyarı tek bir kanunla yönetmek yerine, farklı bölgelerdeki farklı geleneklere ve dinlere saygı gösterip onlara göre bir yargılama şekli getirdi. Ve böylece Birinci Dorne Savaşı’ndan ölümüne kadar diyarı barış içinde yönetti.

Wrl0DQ

 

37 FS yılında, çok sevdiği Ejderhakayası’nda gözlerini yumduğundan arkasında iki evladını, Rhaenys’ten olma Prens Aenys’i varisi olarak ve Visenya’dan olma genç Prens Maegor’u varis yedeği olarak bıraktı. Doğrulanan söylentilere göre büyük Fatih, Boyalı Masa Salonu’nda torunları Aegon ve Viserys’e yaptığı fetihlerle ilgili şeyler anlatırken dili sürçer ve yere düşer. Üstadlara göre felç geçirmiştir ve hızlı ve acısız bir ölüm olmuştur. Bedeni de tıpkı ondan öncekilere yapıldığı gibi Ejderkayası’nın avlusunda ateşe verildi ve Prens Aenys bu haberle beraber babasının tacını almak için ejderhasıyla beraber Ejderhakaya’sına uçtu. Ancak ondan sonra hiçbiri diyarı onun kadar iyi ve etkili yönetemedi.

Yorumlar