Ana sayfa Middle Earth Kitaplar Fëanor (Fëanáro Curufinwë)

Fëanor (Fëanáro Curufinwë)

PAYLAŞ

Fëanor, Ñoldor’un İkinci Yüce Kralı

Irk: Elda (Ñoldo)

Doğum Tarihi: 1169 (Ağaçların Yılı’na Göre)

Ölüm Tarihi: 1497 (Ağaçların Yılı’na Göre)

Öldüğündeki Yaşı: 328/3142 (Ağaçların Yılı’na 328, bizim hesabımıza göre 3142 yaşında)

Hüküm Sürdüğü Tarihler: 1495-1497 (Ağaçların Yılı)

Krallık Sırası: 2

 

Fëanor, Ñoldor’un Yüce Kralı Finwë ve Míriel Serindë’nin ilk oğlu olarak, Tirion’da, Ağaçlar’ın 1169. yılında dünyaya geldi. Baba adı Curufinwë’dir (Quenya’da “Yetenekli Finwë” anlamına gelir). Annesi ise ona Fëanáro adını vermiştir (Quenya’da “Ateşin Ruhu” anlamına gelmektedir. Fëa, ruh; náro ise ateş). Doğumu sırasında annesinin yaşam enerjisinin çoğunu aldığından annesi yaşam enerjisini kaybederek Lórien’e gitmiş ve isteyerek orada bedenini terk ederek hayatını kaybetmiştir. Seneler sonra babası tekrar evlenmiş ve iki oğlu ile iki kızı olmuştur; Fingolfin, Finarfin, Findis ve Írime.

Fëanor’un yetenekleri büyüdükçe açığa çıkmış ve ne kadar yetenekli olduğu anlaşılmıştır. 1250 senesinde Tengwar denilen alfabeyi geliştirmiştir (Rúmil’in çalıştırmasını ilerletmiştir). Daha sonralarda ise mücevherler üzerine yoğunlaşmayı tercih etmiştir.

Demirci Mahtan’ın kızı Nerdanel’le evlenmiştir ve yedi oğul sahibi olmuştur: Maedhros, Maglor, Celegorm, Caranthir, Curufin ve ikizler Amrod ile Amras.

Bu sırada ise Karanlıklar Efendisi Melkor üç çağ süren hapsinden kurtulmuş ve Valar tarafından affedilmişti. Aman’da serbestçe dolaşmaya ve yalanlar yaymaya başladı; ancak Fëanor ona güvenmiyordu, ki bu da Melkor’un planları arasındaydı.

1449 yılında başlayıp 1450 yılında en mükemmel işini yaptı. İki Ağaç’ın ışığını yakalayarak üç Silmaril’i dövdü. Onları tüm mücevherlerin üzerinde tuttu ve kendi eliyle yaptığı işe gönülden bağlandı; ama öyle ki, Valar bile yaptığı işe hayranlıkla bakmıştı ve elbette Melkor da bu mücevherleri derinden arzulamaya başladı.

Bu yüzden harekete geçen Melkor, Fëanor’a Fingolfin’in babasının gözündeki yerini ve veliahtlığını çalmak istediğini söyledi. Ayrıca mücevherleri de istiyordu güya, böylece Ñoldor ilk defa silah üretti ve Fëanor, Fingolfin’i babasının evinde, onunla konuşurken görünce onu tehdit etti.

“Bak üvey kardeşim, bu kılıcın ucu senin dilinden keskindir. Yerimi ve babamın sevgisini de zorla elimden almayı hele bir dene; o vakit belki Noldor halkı, esirlerin efendisi olmaya hevesli birinden kurtulur!”

Bu hareketi yüzünden Fëanor, Tirion’dan sürüldü ve Formenos’a gitti. Babası Fëanor’a duyduğu büyük sevgiden ötürü oğlunun yanında gitmişti. Fingolfin onun yerine Tirion’da kalan liderlik boşluğunu doldurdu.

Valar Fëanor’un hareketlerinin arkasında Melkor olduğunu anladı ve Tulkas’ı onu yakalaması için gönderdiler, ancak Melkor çekip gitmişti ve uzun bir süre de haber alınamadı. Ta ki Formenos’ta Fëanor’un kapısının önünde belirene kadar. Ona pek çok yalan söyledi Melkor, Fëanor az daha inanacak gibi olsa da Melkor epey ileri gittiğinden kendini kaptırmadı, asıl amacının Silmariller’i almak olduğunu anladı ve Melkor’un suratına kapıyı çarparak kapattı.

“Defol git kapımdan seni Mandos’un hapishane kargası seni!”

Melkor utanç içinde uzaklaştı.

Daha sonra Valar bir şölen tertip etti ve Fëanor da davet edildi. Finwë; “Oğlum Fëanor’un Tirion’a gidememe cezası sürdükçe, ben de el çekiyorum krallıktan ve görüşmüyorum kendi halkımla.” diyerek gelmeyeceğini belirtti. Burada Fingolfin, Fëanor’a elini uzattı ve kardeşi olarak sonuna kadar onu takip edeceğinin sözünü verdi, Fëanor kabul etse de “Duydum sözlerini, öyle olsun.” demesindeki anlam çok derindi. Bu sayede birnevi barıştıkları söylenebilecek olsa da bir anda Ağaçlar’ın Işığı’nın kaybolması koskoca bir devrin kapandığını gösteriyordu.

Açağlar yok olmuştu, Manwë Fëanor’dan Silmariller’i istedi, Ağaçlar bu sayede kurtarılabilirdi. Ancak Fëanor reddetti, asla kendi iradesiyle Silmariller’ini vermeyecekti, eğer Valar onu zorlarsa Melkor’dan farklarının kalmayacağını beyan etti. Gerekirse Elfler arasında ilk katledilen olacağını söyledi. Mandos’un “İlk değil.” sözleri havada asılı kalmışken ulaklar Formenos’ta yaşanan kötü havadisleri getirdiler. Yüce Kral Finwë Melkor tarafından katledilmişti ve Silmariller çalınmıştı. Fëanor bunu duyunca çıldırdı, Melkor’u lanetledi ve ona Karanlık Düşman anlamına gelen Morgoth adını verdi. Aynı zamanda Melkor’un davranışlarından Valar’ı da suçladı. Sonra karanlığa karıştı ve kederiyle başbaşa kaldı. Silmarillion’da Finwë’nin Fëanor için Silmariller’den bile değerli oluşundan bahsedilmiştir.

Ardından Fëanor Túna’da ortaya çıkar ve Tirion’a döndüğünden ötürü Valar’a artık başkaldırmıştır ve o akıllardan çıkmayan konuşmasını yapar:

“Neden, ey Noldor halkı, neden bizi ve hatta kendi ülkesini bile düşmandan koruyamayan garezli Valar’a hizmet emliymişiz? Hem, şimdi düşmanları olan, onlarla aynı soydan gelmiyor mu? Bundan böyle intikam saatidir benim için ama öyle olmasaydı da babamın katilinin ve hazinemin hırsızının sülalesiyle aynı topraklar üzerinde yaşamazdım. Zaten bu yiğit halkın tek yiğidi ben değilim. Hepiniz birden Kralınızı kaybetmediniz mi? Dağlarla denizler arasındaki bu daracık topraklarda hapsolmuşken, kaybetmediğimiz ne kaldı geride?”

“Bir vakitler burada Valar’ın Orta Dünya’ya çok gördüğü ışık parıldıyordu, oysa artık karanlık her şeyi örtmüş vaziyette. Nankör denize beyhude yaşlar döken, sisler altında kalıp gölgelerle boğulmuş bir halk olup, elimiz kolumuz bağlı yas mı tutacağız ebediyen? Yoksa kalkıp dönecek miyiz yurdumuza? Özgür bir halkın gezinip dolaşabileceği Cuiviénen’de, apaçık gökyüzündeki yıldızların altında tatlı tatlı aksıyor sular ve geniş topraklar yayılıyor alabildiğine. Orada duruyor hala; bir çılgınlığa kapılıp terk ettiğimiz her şey bekliyor bizi. Kalkın gidelim! Bırakalım bu şehir korkakların olsun!”

“Uzun ve zorlu bir yol olsa da, sonu hayırlı olacak! Tutsaklığa veda edin! Acizlere veda edin! Hazinelerinize veda edin! Daha çok şey yapacağız! Yolculuk rahat geçecek, fakat kılıçlarınızda takın belinize! Çünkü Oromë’nin ayak bastığından ötesine gideceğiz ve Tulkas’tan çok dayanacağız: Takibi bırakmayacağız asla. Dünya’nın sonuna kadar kovalayacağız Morgoth’u! Savaş ve ölümsüz bir nefret olacak onun için. Ama fetihlerimizi yapıp Silmarilleri geri aldığımızda, pirupak ışığın efendileri ve Arda’nın güzelliği ile saadetinin hâkimleri biz, ama yalnız biz olacağız. Başka hiçbir ırk kovamayacak bizi oradan!”

Bu konuşmasının ardından Fëanor’un Yemini olarak adlandırılan bir Yemin eder ve oğulları da kılıçlarını çekerek ona eşlik eder. Hatta kılıcını çekip ilk öne atılanın Maedhros olduğunu söylenir:

“Dost ya da düşman olsa, aydınlık Vala

Temiz ya da kokuşmuş, Morgoth soyu

Elda, Maia ya da Sonradan Doğan

-Orta Dünya’ya daha doğmamış- bile olsa

Ne kanun, ne sevgi, ne de çatılmış kılıçlar

Dehşet, yaralar, felaketin kendisi bile olsa

Koruyamayacaktır Fëanor ve Fëanor’un soyundan

Saklayan, sahabetine alan, ellerinde tutan,

Bulan ya da kaçıran kişiyi, bir Silmaril’i.

Böylece hepimiz yemin ediyoruz ki;

Ölüm getireceğiz ona, gün bitmeden daha,

Ve ızdırap, dünyanın sonunda.

Sözlerimizi duy, Eru Ilúvatar!

Sonsuz karanlık alın yazımız olsun,

Yeminimiz kırılır ve boşa çıkarsa.

Kutsal dağda şehadetimizi duyun,

Ve yeminimizi hatırlayın o vakit,

ey Manwë ile Varda!”

Bu korkunç Yemin artık Fëanor’u ve oğullarını bu yola bağlamıştır. Ardından Ñoldor’un kalpleri bu konuşmalarla titreşir ve harekete geçerler. Fëanor gitmeye hazırlanır, evine döner, karısı Nerdanel onunla gelmeyeceğini söyler. Ayrıca, en azından son doğan iki oğlunun, yani Amrod’la Amras’ın da onlarla kalmasını ister. En azından birinin kalması için yalvarır. Fëanor onu Valar’la işbriliği yapmakla ve kendisine ihanet etmekle suçlar. Nerdanel keder içinde babası Mahtan’ın yanına döner. Karı, koca böylelikle kötü bir biçimde birbirlerinden ayrılmış olurlar.

Ardından Ñoldor’un büyük yürüyüşleri başlar, yolculuğun belli bir kısmında Valar’dan bir ulak gelmiştir. Onlara durun demiştir. Fëanor’un cevabı ise –haberciye değil halkına dönerek- şöyle olmuştur:

“Demek öyle! O halde, bu yiğit halk, Krallarının varisini, yanında oğullarından başkası olmaksızın sürgüne gönderecek ve kendi köleliğine geri dönecek. Ama benimle gelecek olan varsa eğer, soruyorum ona: İçine doğuyor mu keder ve elem? Zaten Aman’da gördük biz keder dediğini. Aman’da saadet içindeyken acılara gömüldük. Tam tersini deneyeceğiz şimdi: Kederden geçireceğiz yolumuzu neşeye kavuşmak için, en azından özgürlüğe ulaşacağız.”

Ve haberciye dönüp şöyle bağırdı:

“Arda’nın Yüce Kralı Súlimo Manwë’ye şöyle söyle: Fëanor, Morgoth’u alt edemeyecek dahi olsa, ona saldırmak için daha fazla beklemeyecek ve acılar içinde kıvranarak boş yere harcamayacak ömrünü. Ve belki de Eru senin bildiğinden daha büyük bir ateş yakmıştır benim gönlümde. Valar’ın düşmanına en azından böyle bir darbe indirdiğimi, Hüküm Çemberi’indeki en kudretliler bile duymak isteyecektir. Evet, nihayetinde onlar da peşimden gelecekler benim. Elveda!”

Bunun arından yolcukları devam etmiştir ve bir sorun patlak vermiştir: Orta-Dünya’ya nasıl gideceklerdir? Fëanor bunun için Teleri’nin yanına gitmeye ve eski dostlarından yardım istemeye karar verdi. Hem onları da yanına katarak daha çok güçlenmeyi kafasına koydu, ancak Teleri yardım etmeyi reddetti ve Fëanor gemileri zorla almaya kalktı. Bunun sonucunda Birinci Akraba Kıyımı denen elem olay gerçekleşti. Başta Fëanor sadece öncü kuvvetle olduğundan Teleri onları üç defa püskürtse de Ñoldor’un belkemiği Finarfin ve Fingolfin’le birlikte gelerek Teleri’ye üstünlük kurulmuş ve gemiler ele geçirilmiştir.

İşte o sırada Mandos ortaya çıkmış ve Ñoldor’un Hükmü’nü bildirerek korkunç şeyler söylemiştir. Bunun arından Finarfin yolculuktan ayrılmış ve bir kısım Ñoldo ile beraber Valar tarafından geri kabul edilmiş ve Aman’daki Ñoldor’un Yüce Kralı olmuştur.

Bu sözlerin ağırlığına rağmen kalan Ñoldor yoluna devam etmiş ve kuzeye gitmişlerdir. Ancak başlarına gelenlerden Fëanor’u sorumlu tutmuşlar ve onu suçlamışlardır. Fëanor bu sözler üzerine bir gece kendi halkını karşıya geçirmiş ve Dengrist Körfezi’nde karaya çıkmıştır. Ñoldor böylece Beleriand’a gitmiş ve Sürgünler adını almıştır.

Maedhros ona şimdi kimlerin karşıdan getirtileceğini sorduğunda, Fëanor kahkaha atmış ve ona; “Hiçbiri ve hiç kimseyi!” diye cevap vermiştir. “Arkamda bıraktıklarımı kayıptan saymıyorum. Ne kadar gereksiz yük olduklarını gördük yol boyu. Adıma lanet okuyanları ve hala daha lanetleyenleri bırakalım gitsinler, ahlaya vahlaya dönsünler Valar’ın kafeslerine! Yakın şu gemileri!” diye emretmiştir. Böylece Fingolfin ve halkı geride bırakılmıştır.

Ancak gemilerin ateşi Aman’dan görülmüştür ve Fingolfin ağabeyi tarafından terk edildiğini anlamıştır ancak pes etmemiş ve peşinden gitmeye karar vererek halkını Gıcırdayan Buzul’a götürmüştür.

Gemilerin ateşi sadece Aman’dan değil, Melkor’un kalesi Angband’dan da görülmektedir. Melkor düşmanlarını gafil avlamak amacıyla doksan bin kadar orku üzerlerine göndermiştir.

Fëanor’un halkı en başta gafil avlansalar da Fëanor’un ve Maedhros’un komutanlık becerileri, Ñoldor’un içinde ve Aman’dan geldiklerini belli eden gözlerinde yanan ateş sayesinde, on beş bin kişi olmalarına rağmen orkların büyük çoğunluğunu oracıkta imha etmişlerdir. Bu savaşa Beleriand Savaşları’nın ikincisi olan Dagor-nuin-Giliath denir, yani Yıldızlar Altında Savaş. Henüz ay ya da güneş gökyüzünde olmadığından bu savaşa bu isim uygun görülmüştür.

Savaşın devamında Fëanor birkaç dostuyla beraber kaçan orkların peşinden gitmiştir. İntikam saatinin yaklaştığını düşünmekte ve kahkahalar atmaktaydı. Deliliğin sınırındaydı belki de, oğullarının ordularıyla arasını açtıkça açtı ve en sonunda orkların çığlıkları sayesinde Balroglar çıkageldiler ve Fëanor böylece sarpasarıldı. Fëanor’un destansı bir dövüş çıkardığı söylenir, hatta Balrog öldürmüş olma ihtimali dahi vardır, ancak en sonunda Balrogların lordu Gothmog tarafından yere çalınır ve ölümcül yaralar alır, ancak henüz işi bitirilemeden Fëanor Oğulları gelirler ve babalarını kurtarırlar.

Ered Weithrin’e kadar taşıdılar Fëanor’u, ancak; Fëanor vaktinin yaklaştığını hissetti ve onlara durmalarını söyledi. Thangorodrim’in kulelerine baktı ve oraların Ñoldor’un gücüyle yıkılamayacağını anladı. Ama yine de oğullarına intikamını almalarını vasiyet etti ve içinde yanan ateşle bedeni alev aldı ve kül oldu. Böyle bir ölüm ne görülmüş, ne de duyulmuştu Arda’da.

Böylece geldi Ñoldor’un en kudretlisinin sonu, o ki yapıp ettikleriyle Ñoldor’un dillere destan işlerini de başardı, en büyük acıları da tattırdı onlara.

Yorumlar