Ana sayfa Harry Potter Harry Potter Evreninde Doyamadığımız Şeyler

Harry Potter Evreninde Doyamadığımız Şeyler

PAYLAŞ

Harry Potter evreninde doyamadığımız şeyler o kadar çok ki… Mümkün değil doyamıyoruz. Hele biz, çocukluğu Harry Potter okuyarak geçmiş nesil için, Harry Potter’ın çok büyük ve farklı bir yeri var. Üzüntümüzü geçirmek için, stresimizi atmak için, yorucu bir gün sonrası dinlenmek için, bazen sadece özlediğimiz için açıp tekrar tekrar okumuyor muyuz? Bir süre okumasak eksikliğini hissetmiyor muyuz? Dedim ya, doyamıyoruz.  Ama bazı bölümlerine, bazı özelliklerine, bazı karakterlerine özellikle doyamıyoruz, daha fazlasını öğrenmek istiyoruz. Bazıları bunu fan-fiction’lar okuyarak bastırmaya çalışıyor, bazıları J. K. Rowling’e tweet’ler yağdırarak. Fantazya’daki ilk yazımda bunlardan bahsetmek istedim, gelin birlikte bir göz atalım.

Sihir

sihir

Hayır, Captain Obvious değilim. Sihir Harry Potter deyince herkesin aklına gelen ilk şey olabilir ama bu kitapları birer klasik haline getiren şey bu değil. İddia ediyorum, Harry Potter büyülü bir evrende geçmiyor olsaydı bile içimizi ısıtan, “büyülü” bir eser olacaktı. Öte yandan bütün o ilgi çekici renklerde iksirler, insana bambaşka bir ufuk açacak kadar çeşitli tılsımlar, bambaşka adetler… İnsan asla hakkında yeterince okuyabildiğini hissetmiyor, “On cilt olsa on cilt okurum ama keşke içinde yaşasaydım.” demekten başka elinden bir şey gelmiyor. Ben mesela sihirli bir dünyada yaşamanın tatlı hayali bir yana, belli başlı şeyleri merak ederim hep. Mesela Kelid Aynası’nda ne görürdüm? Mesela Çok Özlü İksir’e benim saçımdan bir tutam atılsa iksir ne renge dönerdi? Ya da bir cadı olsaydım Patronus’um ne olurdu?  Sonuncusunun cevabını Pottermore sağolsun yakın zamanda aldık gerçi hepimiz, ama daha cevaplanacak çok soru var.

Hogwarts

hogwarts

Kim Hogwarts’ta yaşamanın hayalini kurmadım diyorsa yalan söylüyordur, bence evrensel bir kural bu. Geceleri pijamanı giyip bina arkadaşlarınla şömine karşısında muhabbet edebileceğin, merdivenleri yer değiştiren, Quidditch oynayabileceğin, İhtiyaç Odası gibi başlı başına bir madde yapılması gereken bir oda barındıran, Yasak Orman gibi bir adrenalin bombasına komşu, Ortak Salon’da tavanı hava durumuna göre görüntü değiştiren ve her zaman en leziz yemeklerin olduğu, daha da önemlisi Karanlık Sanatlara Karşı Savunma veya Biçim Değiştirme gibi derslerin öğretildiği bir okuldan bahsediyoruz. Bir cumartesi sabahı kahvaltının ardından göldeki dev mürekkep balığını izleyerek yapılıyorsa eğer, ödev bile yük gelmez ki insana. Böyle düşününce Hermione’yi anlayabiliyorsunuz değil mi?

Sadece binanın kendisi değil okulun tarihi de büyük bir gizem mesela. Sadece kurucularını biliyoruz. Hermione’nin sürekli bahsettiği şu Hogwarts: Bir Tarih kitabını biz zavallı Muggle’lar için de bassalar keşke, söz kimseye anlatmayacağız. Kim bilir ne savaşlar, ne entrikalar, ne aşklar ne arkadaşlıklar yaşanmıştır yüzyıllar boyunca.

Fantastik Canavarlar

hungarianhorntail

Tek boynuzlu atlar, türlü ejderhalar, hipogrifler gibi kitaplarda kısmen de olsa bahsedilenler bir yana; pek de bahsedilmemiş olanlar hele ki. Mesela şarkıları dinleyeni delirten Fuphuplar, dört bacaklı ve dört kollu minyatür insanlara benzeyen Doksiler, suda yaşayan ve Denizhalkı tarafından bacakları birbirine düğümlenerek uzaklaştırılan Tombuklar ve daha neler neler… Neyse ki ilk filminin çıkmasına üç hafta kalmış ve toplam beş film olacağı kesinleşmiş “Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?” serisi bizi bu konuda epey tatmin edecek gibi, hem de Hogwarts’ta Sihirli Yaratıkların Bakımı dersinde okutulan kılavuz kitabın yazarı Newt Scamander rehberliğinde.

Çapulcular Dönemi

capulcular

Bu madde hepimizi çok üzüyor biliyorum. Ama bütün Çapulcuların ve o dönemden kalan neredeyse herkesin yürek burkan ölümlerini bir yana bırakırsak… Dört sıkı arkadaşın birbirleriyle olan ilişkilerini, Lily’nin yavaşça aralarına katılmasını, Snape’in bir yandan sinirlendiren bir yandan iç acıtan şekilde Ölüm Yiyenlere doğru çekilmesini, dönemin McGonagall  ve Dumbledore’unu… Kısacası o yedi sene içinde olan her şeyi deliler gibi merak ediyoruz. Dahası, o dönemi anlatan bir şeyler okumaya AÇIZ. Zaten bu sebeple J. K. Rowling’in Sirius ve James hakkında yazdığı kısa hikaye bir açık arttırmada bir ev fiyatına satıldı. Yine bu sebeple J. K. Rowling ne zaman döneme ya da dönemin karakterlerine dair bir açıklama yapsa Harry Potter fandom’u çalkalanıyor. Sadece Çapulcuların günlük konuşmalarını bile okuruz biri yazsa! Ama ne yazık ki J. K. Rowling böyle bir eser olmayacağı konusunda çok net. Fikrini değiştirmesi umuduyla…

Eşitlik

esitlik

Çok soyut bir kavram olarak kaldı biliyorum. Ama kitaplarda malum bir sürü karakterin Voldemort’a karşı olmasının en büyük sebebi o ve müritlerinin  Muggle doğumlulara (ve tabii ki Muggle’lara) ikinci sınıf insan muamelesi yapması. Büyücüler ve cadılar, aralarında kimin safkan kimin Muggle doğumlu olduğunun hesabını yapmadan büyü dünyasında herkesin eşit olduğunu cesurca savundular ve hepsi bu uğurda bir şeyler kaybettiler. Bu ikinci jenerasyon olan Harry Potter ve arkadaşlarını da durdurmadı, umudunu ve cesaretini kaybetmemiş ilk jenerasyonu da. Dahası, sadece büyücüler ve cadılar için eşitlik istemediler, insan olmayan türleri bile savundular. Hermione’nin ev cinlerinin hakları ve çalışma koşullarıyla bu denli kafayı bozması tesadüf değildi. Hagrid’in yarı dev olduğu ortaya çıkınca onu savunanların Zümrüdüanka Yoldaşlığı’na mensup olanlar olması da öyle. Lucius Malfoy Şahgaga’nın öldürülmesi için elinden geleni yaparken Dumbledore, Harry, Hermione ve Ron’un masum hipogrifi kurtarmak için didinmelerini unutmayalım. Dolores Umbridge at-adamlara “melez” diye hakaretler savuracak bir insandı ama Dombledore Firenze’yi öğretmen olarak Hogwarts’a almıştı. Bu ve bunun gibi bir sürü örnek gösteriyor ki J.K. Rowling Harry Potter kitaplarıyla bize sadece dünyanın en güzel hikayesini anlatmamış, bu hikayeyi anlatırken tıpkı bilinçli bir anne gibi bizi doğru yola itelemiş.

Bu konuda böyle düşünen sadece ben değilim, belli araştırmalar bile yapılmış. Modena ve Reggio Emilia Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre Harry Potter’ın önyargıyla ilgili belli kısımları okutulan çocukların altı haftanın sonunda kitapların nötr kısımları okutulan çocuklara göre empati yetenekleri ölçülmüş ve İtalya’ya gelen mülteciler konusunda daha ılımlı görüşleri olduğu görülmüş. Yine bir başka çalışmada, Harry Potter hayranlarının, kendisi bir ırkçı olan ve bizzat J. K. Rowling’in hakkında “Voldemort asla bu kadar kötü olamazdı.” dediği ABD başkan adayı Donald Trump’ı okumayanlara kıyasla daha az oranlarda desteklediği öğrenilmiş. Gel de 125387623. kez aşık olma şimdi bu kitaplara.

Göndermeler

Harry Potter’ı ilk okuduğumda sadece hikayesine odaklanmıştım çünkü bir çocuktum. Sonra lisede, ergenliğimin en agresif döneminde, kitapları okumaya ve sevmeye devam ettim ama yeni yeni okumaya başladım klasik romanlarla kıyaslayıp “edebi değeri olmadığına” karar verdim. Üniversiteye geçip mitoloji dersleri almaya başlayınca ve alt metin okuma konusunda kendimi geliştirdikçe tükürdüğümü milyonlarca kez yaladım. Neden mi? Çünkü kitaplardaki en rastgele görünen isim ve kelime seçimleri bile bir şeyler ifade ediyor. Birkaç basit örnek vereyim, mesela Sybill Trelawney’nin ismi Yunan mitolojisinde kahin oldukları düşünülen “sybil”lerden geliyor. Remus Lupin’in ismiyse Roma mitolojisinde, bir kurt tarafından emzirilen ikizler Remus ve Romulus’tan. Ve karısı Nymphadora’nınki ise şekil değiştirme özelliği bahşedilen Yunan nemflerinden. Felsefe Taşı’na giden yolu koruyan Fluffy, belli ki Yunan mitolojisinde cehennemin girişini koruyan üç başlı köpek Kerberos’tan esinlenilmiş.

Sadece mitolojik değil, dikkatli okunduğunda anlaşılacak normal göndermeler de var tabii ki. Bir örnek… Herkes Azkaban Tutsağı’ndaki Noel yemeği sahnesini hatırlıyordur eminim. Yemeğe biraz gecikmeli olarak katılan Sybill Trelawney, masada on iki kişi oturduğunu görünce büyük bir panik yaşayarak kendisi de oturursa on üç kişi olacaklarını, ve on üç kişilik masalardan ilk kalkan kişinin ilk ölecek olduğunu söylüyor malum sahnede. Fakat sonra Dumbledore ayağa kalkıyor ve kaçık Kehanet öğretmenini masaya davet ediyor. İlk görüşte boş yere kehanetler uydurmasına alışık olduğumuz Trelawney’nin bir başka numarası sanıyoruz ama unuttuğumuz bir şey var… O sırada Ron’un cebinde oturmakta olan Kılkıyruk, nam-ı diğer Peter Pettigrew. Peki Trelawney gelmeden önce halihazırda on üç kişilik olan masadan ilk kalkan kim? Dumbledore. İlk ölen kim? Evet, bildiniz, Dumbledore. Sizi bilmem ama ben kitaplarda henüz fark etmediğim onlarca benzer detay olduğuna eminim ve en azından internette birine denk gelmek için sabırsızlanıyorum.

Yorumlar