Ana sayfa Diğer Fantazya Mitoloji İlyada Destanı: Mitik Dil Üstüne

İlyada Destanı: Mitik Dil Üstüne

PAYLAŞ
Ren Nehrinde Yıldızlı Bir Gece, 1888( Vincent Willem van Gogh)

Homeros’un yazdığı İlyada Destanı, Anadolu coğrafyasının Batı ile olan çatışmalarını kişilerin karakter tahlillerine geniş yer vererek anlattığı, İÖ dokuzuncu yüzyılda yazıldığı tahmin edilen bir eserdir. Akhilleus’un öfkesi ve Hektor’un mükemmel kişiliği destanın dönüm noktalarındandır. Bilindiği gibi Akhalar, Troyalılara savaş açmış ve Troyalıların ilini on yıl süreyle kuşatmışlardı. Bizim değineceğimiz nokta ise Mitik anlatımın gündelik yaşamla nasıl bağlantı kurduğudur. İlyada Destanı günlük rutinler hakkında ve nesnelerin gündelik hayatta kullanımı hakkında çokça bilgi vermektedir. Kullanılan madenlerden, giyilen giysilerden ve bunların işlemelerinden çokça bahsedilmektedir. Savaşçıların zırhları, kullandıkları silahlar, at arabalarının şekli en ince detayına kadar anlatılmaya çalışılır. Bu nesneleştirmenin mit anlatımı için ne kadar önemli olduğunu vurgulamak gerekli olabilir.

Göz ile görülen olayların anlatımı ve yazı ile aktarımı daha sonra yapılacak nesnelere örnek veya tahayyül teşkil etmiş gibidir. Yunan kabartma sanatı buna güzel örnekler sunar. Ölülerin lahdine İlyada Destanı’nın anlatımı doğrultusunda bazı sahneler işlenmiştir. Yani anlatımın ve yazı ile aktarımın kendisi nesnelliğe yön vermiştir. Bu nesnellik kendilerini onlarla bağdaşlaştırma fırsatı da sunar. Bu sebeple Yunanlıların, Tanrılar ile diyaloğu eylemlerine ve nesnelerine çokça sirayet etmiştir. Bu yüzden Tanrılar anılmamayı ve eylemlerde unutulmayı hoş karşılamaz ve müsebbibi cezalandırırlar.

“Akıllı Zeus düşündü onlar için kötü şeyler, başladı yıldırımlarını gürletmeye, sapsarı bir korku sardı insanları, döktüler şarabı taslardan yerlere; üstün güçlü Kronosoğlu’na sunmadan hiçbiri içemedi şarabı.”[1] Görüldüğü gibi hava olayından kendilerine pay çıkarıp, kendilerinin yaptığı şey yüzünden bunun olduğunu saptamış ve çözmeye çalışmışlardır. Destanın her harekette çözümü söylenecek olan sözde veya yapılacak olan eylemde araması tanrısal biçimde vuku bulur. “…Sözün, ideal bir araç, zihnin bir organonu ve tinsel gerçekliğin inşası ile gelişiminde asli bir işlev olarak anlaşılabilmesi için ilkin mitsel düşünce tarzında tözsel bir varlık ve güç olarak kavranması gerekir.”[2] Bu gücün kendisi olayın çözülmesi için bir devinim oluşturur.

Çözülmesi gereken şey bir felakete yol açacak olan fırtına veya herkesi öldürecek bir veba salgını olabilir. Bilim yaptığı gibi inceleyip sonuçlar çıkarmak ve ona göre çözüm önerileri sunmak aslında bu insanların yaptıklarından pek farklı değil gibidir. Bilimin kanıtlanabilirliği deney yolu ile oluyorsa, bu insanların da aynı eylemde aynı olayla karşılaşmaları bir kanıtlanabilirlik sunabilir.

Öyle ki kâhinlerin işi bu olayları hatırlayıp çözüm sunmak olabiliyor. “Ereğine ulaşabilmek için istencin hedefe doğru gitmek yerine ondan uzaklaşması gerekmektedir adeta; nesneyi erişilir kılmak için, hemen hemen bir refleks doğasına sahip basit bir tepki yerine, davranışın daha geniş bir nesneler sınıfını kapsayacak biçimde değişimine gerek duyar, öyle ki tüm bu edimlerin genel toplamı çeşitli “araçların” kullanımıyla en sonunda arzulanan ereği gerçekleştirsin.” Bilimin araçları ve mitin araçları farklı gibi gözükse bile amacın kendisinin “arzulanan ereği gerçekleştirmek” olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki Cassirer; parçayı görmeye odaklanmanın bütünü görmeyi engellediğini ve sürekli yaklaşmanın onu gözden kaçırmak olduğunu anlatır gibidir. Alet kullanımının kendisinin barındırdığı imgesel anlam, içinde ilk hareketi veya tanrının bir darbesini barındırabilir. Bu vesile ile ortaya çıkaracağı gücün kendisi yeni bir tanıma veya kelimeye ihtiyaç duyar. İlyada Destanı, Tanrıların ve insanların sahnelerini çok iyi harmanlamıştır.

Bazen insanların nasıl Tanrılar ile aynı güce eriştiğini(tabii ki Tanrıların izniyle) Homeros çok titiz kelimelerle anlatmıştır. Mitik anlatımın imgelem sınırını genişletmesi ve olaya çok uzaklardan bakmamızı sağlaması az önce bahsettiğimiz gibi mükemmel bir kelime açıklığı sunar. Homeros’un savaşın arzusunun ne olduğunu çokça iyi hissettiğini ve bu hislerin başkasının imgelem dünyasında yer etmesi için kelimeleri elinden geldiği kadar ehlîleştirdiğini söyleyebiliriz. “Ey can yoldaşım benim, savaştan kaçmanın sonu ne, yaşlanmadan, ölümsüz yaşamak mı? Bunu bilseydim, ne kendim savaşırdım en önde, ne de seni yollardım erlere ün veren savaşa, neylersin, ölüm tanrıçaları gözler yolumuzu, bir ölümlü kaçamaz onlardan, kurtulamaz. Hadi gidelim görelim bakalım, biz mi düşmana ün veririz, yoksa düşman mı ün verir bize?”[3] Kaçınılmaz olan savaşın, ün getirecek olan savaşın yazarıydı, Homeros. Yazıldı ve yeniden hatırlanmaya çalışılırken unutuldu.


[1] Homeros, İlyada Destanı, çev. Azra Erhat, A. Kadir( Can Yayınları; İstanbul,2008), s.206.

[2] Ernst Cassirer, Dil ve Mit, çev. Onur Kuzgun( Pinhan Yayıncılık; İstanbul,2017), s.73.

[3] Homeros, İlyada Destanı, çev. Azra Erhat, A. Kadir( Can Yayınları; İstanbul,2008), s.296.

Yorumlar