Ana sayfa Diğer Fantazya Çizgi Roman Joker Karakteri Neden Seviliyor ?

Joker Karakteri Neden Seviliyor ?

PAYLAŞ

Bir tek kötü gün bile insanı delirtmeye yeter. -Joker

İşte bu okuduğunuz cümle Joker’in en büyük mottosuydu. Hadi gelin elektrik kazası sonucu ölen hamile karısının ardından delirerek, DC evreninin belalı psikopatı haline gelen Joker’in neden bu kadar çok sevildiğine hep birlikte değinelim.

Joker karakteri ilk olarak 1940 yılında Batman çizgi romanlarında tam bir organize suç makinesi psikopat olarak karşımıza çıkar. Devam eden yıllarda çizgi-roman sektörünün gerilemeye başlamasından dolayı Joker küçük bir evrim geçirir. Bu evrim de onun bugünkü bildiğimiz haline yani bir palyaçoya dönüşmesine sebep olur. Tüm bunlar gerçekleştiğinde tarih 1973’ü gösterir. Yeni Batman çizimleri ve yeni bir Joker.

DC Comics bugüne kadar Joker’in kimliği, karakteri ya da neden delirdiği ile alakalı asla somut ve net bir bilgi vermemiştir. Yani çizgi-romanlardan ve filmlerden yola çıkarak ürettiğiniz bütün çıkarımlar sadece birer teoridir. Bunlardan en güçlüsü ki yazının başında bahsettiğim Bir tek kötü gün bile insanı delirtmeye yeter teorisidir. Joker bizzat kendisi bu sözü bazı çizgi-romanlarında ve bir TV serisi olan Gotham’da dile getirmiştir. Hatta Öldüren Şaka çizgi-romanında bu teoriyle alakalı bir flashback bile vardır. Başka bir teori ise The Dark Knight filmindeki Joker’e atıfta bulunur. Teoriye göre filmde üstün silah ve taktik becerisine sahip olan Joker eski bir askerdir. Savaşta yüzüne saplanan bir şarapnel parçasından dolayı yaraları oluşmuş ve travma sürecini atlatamayıp delirerek, O’nu savaşmaya gönderen devlet yetkilerinden intikam almak ister ( Belediye Başkanı, Emniyet Amirleri, Savcılar vs.).

Peki Joker neden bu kadar sevildi? Sonuçta Joker bir katil ve ölüm makinesiydi. Öyle ki Arkham Tımarhanesi’nden kaçtıktan sonra Komiser Gordon‘un evine giderek kızı Barbara Gordon‘u kasıtlı olarak belinden vurarak felç bırakır ve sonrasında Komiser Gordon’u yakalayıp, Barbara’nın çıplak ve yaralı resimlerini ona göstererek adamı delirtmeye çalışır. Sırf tek bir kötü günün bile insanı delirtmeye yettiğini kanıtlamak için.

Bruce Wayne’in, gözleri önünde öldürülen anne ve babasının kurban gittiği kaosu durdurmak için kendini dönüştürdüğü Batman karakteri ve tıpkı Bruce’unkine benzer sayısız travma teorisine sahip olan Joker…Bir madeni paranın iki yüzü gibi birbirine benzeyen bu iki karakterin aralarındaki tek fark; birisi devamlılığın düzen içinde ilerlemesini savunur, diğeri kaos ile ve özgürce ilerlemesini destekler. İşte tam da bu noktada Joker bizim yumuşak karnımızı buluyor diyebiliriz ; Özgürlük. Belirli sınırlamaları olmayan, kurallara ve toplumsal etiğe karşı umursamaz ve bir o kadar da anarşi içeren bir özgürlük. Joker’e göre düzen içerisindeki bir piyon olursan her zaman sıkıcı ve ölümcül bir hayata sahip olursun. Buna dayanarak Joker, sırf kendi adını ölümsüz kılabilmek için Batman’in yardımcısı Jason Todd‘u acımasız bir şekilde levle ile işkence ederek öldürmüş ve Barbara Gordon’ı ömür boyu tekerlekli sandalyeye mahkum etmiştir.

Başka bir çizgi-roman olan Injustice Gods Among Us‘ta ise adını ölümsüz kılmak adına yaptığı şey Joker’in ölümüne sebep olacaktır. Sık sık kullandığını korku gazına kryptonite karıştırarak Superman‘in tam da Joker’e yakışır şekilde delirerek kafayı yemesine neden olur. Gazın etkisi ile Lois‘in Joker elinde olduğunu düşünen kırmızı pelerinli prensimiz acele ile Lois’in yanında gider. Fakat gazın etkisi ile Lois’i Doomdays olarak görür ve Metropolis‘i yok etmesin diye onu alır ve atmosferin dışına çıkarır. Nihayetinde kendine gelen Superman kucağında Lois’in cansız bedeni ile boşlukta süzülmektedir üstelik Lois’in karnındaki bebeği ile…Joker’in planı burada bitmez, Metropolis’i yok edecek olan bombanın tetikleyicisini Lois’in kalbine yerleştiren Joker, Superman’in Lois’i istemeden de olsa öldürmesi ile Metropolis’i de yerle bir ederek ne derece bir psikopat olduğunu kanıtlamıştır. Tabi tüm bunlar kendisinin sonu olur ve Superman öldürmeme çizgisinin dışına çıkarak Joker’in kalbini yerinden sökerek onu öldürür.

Tüm bunları biliyor olmamıza rağmen Joker’in hala izleyici tarafından çok seviliyor olmasının temek nedeni hepimizin içinde bir yerlerde Joker’ler barındırıyor olmamızdan kaynaklanıyor. Joker’in Batman’den daha çok seviliyor olmasının altındaki asıl etken; insanların bu doğrusal çizgideki Joker’i kendilerine daha yakın görmesidir. Günlük hayatımızda bile düşündüğümüzde hepimizin delirmek için onlarca sebebi vardır ve seçme sansımız olsaydı hepimiz delirmeyi seçerdik. İçinde bulunduğumuz düzenden dolayı yaşadığımız haksızlıklara karşı türlü türlü intikam arzuları besler ve bu intikamları Joker gibi almak isteriz. Tüm bunları yaparken de her insan gibi eğlenmek isteriz ve kötülük yaparken Joker kadar eğlenen başka bir karakter daha görmedik.

Özellikle The Dark Knight filmindeki Joker karakteri ile adeta Joker’in istediği gibi kendi adını ve Joker’i ölümsüz kılan Heath Ledger‘ın da Joker’i çok sevmemizde büyük bir payı vardır. Aktör kendini role hazırlamak için haftalar boyunca bir otel odasından çıkmadan çalışmış ve çekimler esnasında set aralarında bile rolden kopmamıştır. Çıtayı son derece yukarı taşıyan Heath Ledger’ın isminin yanına, geçtiğimiz yıl En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını yeni Joker filmindeki rolü ile alan Joaquin Phoenix de adını altın harflerle yazdı desek yanlış olmaz sanırım. Tabi tüm bunların yanında Batman’in karşısına en az onun kadar zeki bir kötü karakter yaratarak efsaneyi başlatan çizerler Jerry Robinson, Bob Kane ve Bill Finger‘a sonsuz teşekkürlerimizi sunmamız gerekiyor.

Yorumlar