Ana sayfa Diğer Fantazya Josh Malerman ile Röportaj

Josh Malerman ile Röportaj

PAYLAŞ
Bu röportaj bizim için gerçekten çok değerli. Site adına gerçekleştirdiğimiz ilk röportaj olması bir yana harika bir adamla tanıştık. Kitabından dolayı saygı duyduğumuz yazar, karakteriyle de bizi etkilemeyi ciddi anlamda başardı. Röportaj günü saatlerce süren imzalar sonrasında tüm o yorgunluğuna rağmen yanımızda belirdi. Soluk bile almadan… Ve bunu ciddiye aldığı her halinden belliydi. Üstelik her bir cümlesinde samimiyet gizli. Kafes’i okumadıysanız hemen edinin ve mükemmel bir kitabın yanı sıra o mükemmel adamın hayal dünyasına tanıklık edin. Şiddetle tavsiye edilir!
İlk olarak ülkemize geldiğiniz ve bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için teşekkürler.
Tabii ki.
 
Öyleyse şu soruyla başlayalım mı? Kimdir bu Josh Malerman?
 
Bu zor bir ilk soru oldu. Ben Detroit, Michigan’da bir yazar ve şarkı yazarıyım. Aslında Michigan’ın Detroit bölgesindenim. Bilirsiniz işte, yıllarca ve yıllarca yazdım. Bir romanı bitirmeye çalıştım. Ve bunda 10 yıl gibi bir süre boyunca başarısızlığa uğradım. 300 sayfa yazıp, daha sonra 100 sayfa yazıp sonra 50 sayfa daha yazıp vazgeçiyordum. Hiçbir sebebi de yoktu. Bilirsin işte, ne yaptığımı da bilmiyordum tam olarak. Daha çok adrealin ile yazıyordum. Ve daha sonra 39 yaşımın civarlarında bir kırılma noktası geçirdim… ve kitabı bitirdim. Hayatımın en heyecan verici anlarından bir tanesiydi. Michigan’da bir kahve dükkanındaydım ve kendime inanamıyordum. ”Aman Tanrım kitabı bitiriyorum. Aman tanrım! Aman Tanrım! ” dedim kendime. Hala gözümün önüne geliyor, biliyor musun?  Ve bu da 11 yıl gibi bir süre de 24 kitap yazmama yol açtı. Ve ben hala bu yolda yürüyorum. Ve ”Kafes” de işte bu kitaplardan biri. Sen de Josh Malerman kim diye soruyorsun değil mi?  Ki bu biraz yanıtlaması garip bir soru.  Ama şöyle diyebilirim ki; biraz hayalperest biraz da iyimser. Sanırım hepsi bu kadar.
Peki kendinize ne zaman yazar demeye başladınız?
Ah, bu iyi bir soru, çünkü bilirsin, bir sanatçı olmak istiyorsan, bir sanat eserini bitirmen gerek. Sanırım, hani kendine yazar diyenler vardır ama bir şey yazdıkları yoktur ya sanırım bende onlardan biriydim. Çünkü şöyle derdim: ”Yapacağım işte, eninde sonunda yapacağım. Ama ilk kitabı bitirdiğimde gerçekten başardığımı düşünmeye başladım. Ondan sonra ne olursa olsun, artık bir kitap yazmışsın demektir. Kitap berbat olsa bile, kimse görmese bile kimin umrunda ki? Çünkü artık o noktada bir kitap yazmışsındır. Daha sonra ikinci kitabıma başladım. Çünkü şey yapmak istemedim… nasıl denir ki? İlk kitaba çok baskı yapmak istemedim. Yani yaptığım tek şeyin o olmasını istemedim ve bu yüzden ”Oh, ikinci kitabı yazmalıyım!” dedim. Ve 24 taneden sonra işte buradayız.
 20151118_151418_HDR
Sen bir yazar ve aynı zamanda müzisyensin.
Evet.
Bu kadar işi yapmak için gereken enerjiyi nereden buluyorsun? Enerjini nereden alıyorsun?
Sanırım çılgınlık! Delilik, çılgınlık, hayal gücü, korku, şüphe. Evet, sanırım… ve kahve. Yani demek istediğim sanki bir kıza aşıkmışsın gibi bir şey ve sürekli onunla romantik bir duş almak istiyormuşsun gibi hissedersin. Bende bu konulara böyle hissediyorum. Yani bunların hiçbiri önemsiz bir şey değildi. Ki onunla (nişanlısından bahsediyor) da yazarken tanıştım ve onu gerçekten çok seviyorum. Ve ona bir hafta kadar ilgi göstermemek garip geliyor.
Peki Kafes’i yazarken size ilham veren şey neydi? Ne zaman yazmaya başladınız?
Evet, sana birçok kitap yazdığımdan bahsetmiştim, değil mi?
Evet.
İlk başta Kafes sadece bir sonraki kitaptı. Yani sıradaki hikaye gibiydi.
Sıradan bir kitaptı değil mi? Demek istediğim yazmaya başladığınızda özel değildi.
Yazmaya başladığımda değildi. Evet, evet kesinlikle değildi. Sadece ”Tamam, hadi yazalım.” dedim. Bir kadının ve birkaç çocuğun bir kayıkla gözü kapalı bir şekilde yolculuk yapması fikri hoşuma gitmişti. Garip olduğunu düşündüm ve bu yüzden buradan başlayacağım dedim. Ama yazmaya başladıktan kısa bir süre sonra dedim ki: ”Bu gerçekten güzel bir fikir. ” Yazmaya başladıktan sonra hiç hız kesmedim, bir gün bile ara vermedim. Yazım, kabataslak olarak çok çok akıcı bir deneyimdi.
Kitabında bir kadından bahsediyorsun: Malorie. Çok güçlü feminen bir karakter kendisi. Onu yaratırken birinden esinlendin mi? Yoksa kendiliğinden mi ortaya çıktı?
Hayır, ama yaptığım bazı şeyler vardı. Mesela annemi arayıp hamileliği hakkında sorular sordum. Ve internetten bazı şeylere baktım. Bilirsin işte trimester dönemleri gibi. Bazı şeylere baktım çünkü bebeğin yazdığım anda onun ağzından fırlamasını istemedim. Ama aklımda herhangi birisi yoktu. Belki onu kız kardeşim gibi görebilirdim, belki de çok yakın olduğum biri. Ama ne ben ne de sevdiğim bir kızın dışında biri olarak görebilirdim. Bilirsin işte bir yakının gibi.
Yani kendiliğinden oluştu?
Evet.
Pekala, en büyük korkun nedir?
Oh, dostum. Felsefi açıdan bakarsak elinden geleni yapamamak, bir süreliğine tembellik yapmak. Bilirsin işte. Hayallerinin peşinden koşmamak. Sanırım bunlar benim en büyük korkularım. Fiziksel olarak bakarsak çünkü onlardan zibilyon tane var değil mi? Uçaklar, örümcekler…
 20151118_152131_HDR
Her insanın vardır.
Her bir insanın vardır. Mesela sen, sen benim en büyük korkumsun. -Gülüşmeler-
Şu anda başka bir proje üzerinde çalışıyor musunuz?
Evet.
Pekala, hangisi?
İkinci kitabı ya da sonraki kitabı yeniden yazıyorum. Bir devam kitabı değil ama, sadece sıradaki kitap. Buradan, eve dönünce yazmaya başlayacağım ve bitene kadar yapacağım tek şey o olacak. Ve bakalım ne kadar yakın olacak? Çok seviyorum. Gerçekten de… yani buna benziyor çünkü garip ve korkunç. Ama diğer yönlerden hiç benzemiyorlar. Ve bunun hakkında gerçekten heyecanlıyım.
Biz de öyleyiz açıkçası. Peki farklı türlerde yazmayı düşünüyor musun? Farklı türde hikayeler? 
Hayır, hayır. Korkuyu gerçekten seviyorum. Ve biliyor musun bazı arkadaşlar bunun korku türünde olmadığını söylediler. Çünkü sanırım korkunun sadece hrrr ve vampirler olduğunu düşünüyorlar. Ama bana sorarsan bu kesinlikle bir korku hikayesi.
Evet, size katılıyorum.
Diğer kitaplar içinde aynısı geçerli. İçinde belki bir vampir ve bir şato  veya zombi olmayabilir. Ki bunları yazmak zevkli olurdu ama bunların hiçbiri, daha okumadım ama, bana göre kesinlikle korkunun içinde değiller.
Diğer yazarlardan ilham aldınız mı?
Elbette. Her okuduğum kadın ve erkek yazardan. Shirley Jackson’ı seviyorum. Shirley Jackson’ı biliyor musun?
Evet. 
Onun ince kitaplarını seviyorum. Richard Matheson kitapları çok doğrudan yazıyor, onları da seviyorum. Stephen King’in fikirlerini seviyorum. Ki zaten kendisi de harika bir yazar. Richard Laymon’un ruhunu seviyorum. Jack Ketchum’un karanlık, gerçekten karanlık üslubunu seviyorum. John Skipp’in oyuncu tarafını seviyorum. Kathe Koja gerçekten zeki. Yeterince okumadığım kim var, biliyor musun? Dean Koontz. Dean Koontz’u biliyor musun?  Odd Thomas? –Kaan onaylıyor.– Tamam, biliyorsun. Onu tam olarak bilmiyorum. Daha fazla okumak istiyorum. Amerika’da ünlü bir çok satan o. Yani gerçekten çok büyük. Hatta dünya çapında en büyüklerden biri. Ama onu yeterince tanımıyorum. Okuduğum herkesten esinlendim.
Neden korku türünde yazıyorsunuz? Neden size bu kadar çekici geliyor?
Sanırım korku yazarken küçük bir çocuk gibi olabiliyorsun. Çünkü ilk korku hikayenizi okuduğunuzda on üç yaş civarlarında oluyorsunuz. Ve bu sizi gerçekten çok korkutuyor. ”Aman Tanrım!” diyorsunuz. ”Aynadaki Kadın” veya her neyse değil mi?  Evdeki şey gerçekten çok korkunç geliyor. Ve bazılarımız, hem yazar hem okuyucular olarak, onu yok etmenin aksine bu duyguyu korumanın yolunu bulmuşuz. Ben şu an 40 yaşındayım ve sabahın dördünde korkunç bir film izlersem hala kız arkadaşımdan benimle lavaboya gelmesini istiyorum. Şöyle diyorum: ”Oraya yalnız gitmemin imkanı yok! Benimle gel.” İşte bazılarımız bu duyguyu saklamış ve bu gerçekten çok heyecan verici. Korku, bir nevi gençlik çeşmesi gibi. Hem çocuk hem oyuncu ve aynı zamanda hepimiz 40 yaşında ve birer yetişkin olduğumuz için aynı zamanda istersen derin de olabilirsin. Bilirsin işte çılgınca davranabilir ve istediğini yaparsın. Ama aynı zamanda bir şekilde çocuk olarak kalırsın. İşte bunu seviyorum.
Pekala, bu biraz daha genel bir soru olacak. Size göre hayatın, evrenin, yani temelde her şeyin yanıtı nedir? 
Bu ilk sorudan daha da zor. Benim için olay bir tür hareket meselesi. Bir amacın, hayalin, tutkun varsa sürekli harekette kalıyorsan ve sürekli bunun hakkında konuşuyor ya da çalışıyorsan belki istediğin yere varamayacaksın ama kesinlikle bir yere varacaksın. Bu da harekette kalmakla alakalı. Mesela bir bardasın ve bunun hakkında biriyle konuşuyorsun. Sonra aniden bir şey yazarken buluyorsun kendini. Demek istediğimi anladın değil mi? Yani bir şeyler ancak harekette kalırsan gerçekleşir. Ve sanırım bu soruya olan en yakın cevabım her şeyin arkasındaki nedenin ve gücün hareket olduğudur.
Biliyoruz ki grubunuzla ülkeden ülkeye dolaştınız ve şarkı söylediniz.
Hayır açıkçası, sadece Kanada ve ABD’de sahne aldık. (Araştırma ekibimizin daha dikkatli olmasına kanaat getirdiğimiz andır. Çok çok daha dikkatli.)
Sizin gözünüze çarpan özel bir deneyiminiz oldu mu?
Aman Tanrım! Nereden baksan 3000 tane göze çarpan deneyim olmuştur. Birbirimizin en iyi arkadaşıydık. 6.5 yıl boyunca her gece başka şehirde rock şarkıları çalardık. Dairelerimiz yoktu. Sadece turluyorduk. Çılgıncaydı. En sonuncusundan da bahsedeyim size. Guantanamo Körfezini biliyor musunuz? Orada sahne almak için uçtuk. Grubumuz sanırım askerler veya ailelerine çalmak için oraya uçtu. Gerçekten çılgıncaydı. Ben pek fazla yüzmem ama onlar yüzmeye gidiyordu. Köpekbalığı olan sularda yüzüyorlardı. Silahlı bir adamın olduğu devasa bir gözetleme kulesi de vardı. Yukarlarda da dikenli tellerle çevrilmiş bir hapishane vardı. ”Neredeyiz abi biz?” dedik bir an birbirimize. Bu da yaşadığımız en çılgınca deneyimlerden biriydi.
Kedilerimi seversin yoksa…
Bayılırım! Üç tane kedim var. Bir tanesi biz yolculuk ederken öldü. Cadılar Bayramında öldü. Turuncu olandı. Ama açıkçası, daha soracakların vardır ama, buralarda o kadar çok kedi gördük ki… Ve onlara bayıldık. Ve buradaki kediler hakkında bir hikaye yazmak istiyorum. Hatta ismini İstanbul’un Kedileri ya da onun gibi bi şey bile koyabilirim. Tam olarak bilmiyorum ama. Dün gece bunun hakkında Allison’la konuşuyordum ve burada güzel bir hikaye olmalı dedim.
Peki bu gerçekçi bir hikaye mi olacak?
Hayır, asla. Gerçeklikten nefret ederim.
Kitapları sanal ortamdan mı tercih edersiniz yoksa…?
Fiziksel olarak. Yani iki şekilde de. Bir arkadaşım yazdığı bir kitabı gönderdi. Bilgisayarımda okuyacağım onu. İki kişi gönderdi aslında. Yani sorun yok oku gitsin işte. Okumaya başladıktan sonra farkı yok, değil mi? Ama yanında taşımak, onunla birlikte gezmek harika bir his.  Belki biri kapağı görüp ”Bu kitabı seviyorum!” der ve onun hakkında konuşursunuz. İşte bu his hiçbir şeyle değiştirilemez. Ama tabi ki yalnızca bir ahmak inat eder. Çünkü nihayetinde okuyoruz. Kimin umrunda ki?
Shameless için yazdığınız şarkıda bir şey farkettim. Beatles-vari bir hava sezdim. 
Evet, kesinlikle o şarkıda var.
Beatles sever misiniz peki?
Evet. Ben ve arkadaşlarım bütün o İngiliz gruplarını severiz. Ara dönemlerimizde Kings’i seviyorduk, hepsi yakıp kavuruyordu ortalığı.
Ülkemizi sevdiniz mi?
Evet. Yani daha işimiz bitmedi. Üç gün daha buradayız, ama evet. Bizim için inanılmazdı. Dokuz gündür buradayız. Daha önce ABD’ye gittin mi?
Hayır. 
Burası kesinlikle farklı bir dünya. Ve elbette benzerlikler var. Yani var işte. Bu odada bile benzerlikler var. Ama burası farklı bir dünya diyebileceğin kadar çok farklılıklar var. Ve kendini gerçekten çok uzakta hissetmeye başlıyorsun. ”Neredeyim?” diyorsun. Ama bunu her ülkede yapmak istiyorum. Danimarka’ya da, Finlandiya’ya da, İzlanda’ya da, İrlanda’ya da gitmek istiyorum. Şu ana kadar yalnızca burada ve Brezilya’da kaldım. Bir de Kanada.
Burada İstanbul’da sana çekici gelen şey neydi?
Bilemiyorum. Benim için söylemesi zor. Çünkü buraya bir yazar olarak geldim. Yaptığım her şey kitapla alakalı. Kitap imzalama, kitap imzalama, kitap imzalama…. Aynı zamanda bu röportaj ve ofisteki toplantılar gibi işlerle uğraştım. Bu yüzden bütün sevdiğim şeyler bunlar olsa da veya yapmayı sevdiğim bütün şey kitapla alakalı olsa da bana en çekici gelen şeyi söylemem oldukça zor.
Röportajınız için teşekkür ederiz. Zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ederiz. 
Ben teşekkür ederim.
Yorumlar