Ana sayfa Middle Earth Kitaplar Kara Elf Eöl

Kara Elf Eöl

PAYLAŞ

Irk: Sinda

Doğumu: Ağaçların Yılları sırasında

Ebeveynleri: Bilinmiyor

Eşi: Fingolfin’in kızı Aredhel

Çocukları: Maeglin

Hayatı:

Eöl Ağaçların Yıllarında doğan bir Sinda’ydı. Tam olarak ne zaman doğduğu bilinmemekle birlikte Teleri Kralı Elwë (Elu Thingol) ile akraba olduğu bilinmektedir.

Aslında Doriath’ın kraliyet ailesindendi fakat Melian kuşağı altında büyüyen Menegroth’ta yaşamaktan rahatsız oldu ve Menegroth’un doğusunda bulunan Nan Elmoth ormanına yerleşmek istedi.

Eöl çok yetenekli bir zanaatkar ve kılıç ustasıydı. Yaptıkları eserlerin içerisinde en mükemmelleri kuşkusuz Anglachel ve Anguriel ikiz kılıçlarıdır. Bu kılıçları bulduğu bir göktaşı demirinden yapmıştır. Kılıçların namı çok büyüktür, özellikle Anglachel daha sonradan Orta Dünya’nın kaderini belirleyecek bir olayda yer alıyor. (Bknz: Ejderha Glaurung’un Túrin Turambar tarafından öldürülmesi)

Eöl Nan Elmoth ormanını Thingol’den istediğinde, Thingol bir fidye karşılığında bunu kabul edeceğini söylemiştir ve bu da Eöl’ün kıymetlisi Anglachel’dir. Nan Elmoth’ta yaşamak için bu kılıcı Thingol’e vermeyi kabul etmiştir. Daha sonra kılıç Güçlüyay Beleg’e ve ondan da Túrin Turambar’a geçecektir.

Eöl demircilik konusunda Mavi dağlarda ikamet eden Belegost ve Nogrod Cücelerinden de takdir kazanmıştır. Onun yaptıkları arasında bilinen bir diğer eşsiz eser ise kendi için tasarladığı ve Galvorn ismini verdiği zırhıdır. Cücelerin çeliğinden daha sertti. Üstelik Eöl bu metali, incecik ve esnek bir şekilde dövdüğü halde, “bütün kılıçlara ve oklara” karşı koruma sağlıyordu. Galvorn ‘Parlak Siyah’ anlamına gelir. Her dışarı çıktığında bunu üzerine giyerdi. O öldükten sonra unutuldu ve bir daha kimse tasarlayamadı.

Bu şekilde uzun bir süre Nan Elmoth ormanında sadece hizmetçileri ile birlikte yaşadı. Bazen de Mavi dağlarda yaşayan Cücelerin daveti üzerine Belegost ve Nogrod’a gider ve onlarla birlikte çalışmalar yapardı.

Eöl asil ve uzun boylu bir Elftir. Nan Elmoth ormanının ağaçları öylesine büyümüş ve göğü kapatmıştır ki ormanın içerisine bir ışık huzmesi bile sızmazdı. Bu yüzden Eöl’ün gözleri çok keskindir. İşte bu keskin gözler Güneşin birinci çağının 316. yılında ormanının etrafından geçen, Fingolfin kızı Aredhel’i yakaladı. Eöl’ün karanlığına bir ışıktı o. Eöl onun ormana girmesi ve ormandan çıkamaması için türlü büyüler yaptı. Artık ormanda yolunu yitiren Aredhel bir gün Eöl’ün evinin kapısını çaldı ve birbirlerine aşık oldular. 316 yılında da evlendiler.

Eöl ve Aredhel’in, Nan Elmoth ormanında ilk karşılaşmaları..

320 yılında Maeglin ismindeki oğulları doğdu. Eöl ve Aredhel’in araları Maeglin büyümeye başlayana kadar iyiydi fakat bir süre sonra Aredhel oğluna Fingolfin hanedanının yiğitliklerini, Gondolin’in ışığını, güneşin altında parıldayan pınarlarını, Tumladen çayırlarını anlatmaya başladı. Bu hikayeler Maeglin’in kalbinde annesinin tarafından olan akrabalarına karşı bir sevgi ve merak uyandırdı. Maeglin babasına akrabalarını görmek istediğini söylediğinde babası ona izin vermedi. Eöl, oğlunun Ñoldor hikayeleri ile büyümesini istemiyordu çünkü Ñoldor’un Orta Dünya’ya dönüşünün Beleriand’ın huzurunu bozduğunu ve Melkor’un da Ñoldor yüzünden Orta Dünya’ya döndüğünü düşünüyordu. Bir başka sebep ise, Ñoldor’un Alqualondë’de Eöl’ün akrabalarına yaptığı kıyımdır. Oğlunun Teleri katilleriyle bir arada yaşamasını istemiyordu. İşte bu vakitten sonra Eöl ve Aredhel’in araları bozulmaya başladı. Maeglin’e de bir daha asla güvenmedi ve Maeglin de bir daha babasının seyahatlerine eşlik etmedi.

İlk çağın 400. yılının bir yaz günü Eöl Mavi Dağların Nogrodlu Cüceleri tarafından bir festivale davet edildi. Maeglin ve Aredhel’i Nan Elmoth’ta bırakmıştı. Eöl’ün uzakta olmasını fırsat bilen Maeglin annesine kaçmak istediğini söyledi ve Maeglin ile Aredhel atlarına atlayıp hemen Nan Elmoth’tan çıktılar.

Fakat Eöl, Maeglin’in tahmin ettiğinden daha önce Nan Elmoth’a döndü ve hizmetçilerinden, iki gün önce yola çıkmış olduklarını öğrendi. Eöl normal bir zamanda asla gün ışığında yola çıkmaz, karanlıkta yolculuk ederdi fakat öylesine büyük bir öfkeye kapıldı ki atına atladığı gibi hiç durmadan kuzeye sürdü. Aros Sığlıklarından geçerken Curufin’in süvarileri tarafından tutuldu ve onun huzuruna çıkarıldı. Curufin Eöl’den hiç haz etmezdi ve şöyle seslendi ona:

 

‘’Ne koşturup durursun, Kara Elf, benim topraklarımda? Güneşten kaçıp duran birini gündüz vakti ortalara çıkaran, önemli bir mesele olmalı.’’

Fakat Eöl zeki ve kurnaz bir Elfti. İçinde bulunduğu tehlikenin farkına vararak nazikçe cevapladı:

‘’Efendi Curufin, öğrendim ki oğlum ve karım, Gondolin’in Ak Hanımı, ben evden uzakta iken, sizi ziyaret etmek üzere yola çıkmışlar; yolculuklarında onlara katılmayı uygun gördüm.’’

Curufin bu sözlere güldü ve şöyle seslendi:

‘’Buraya seninle birlikte gelselerdi, umduklarından daha soğuk bir biçimde buyur edilirlerdi, ama mesele bu değil, çünkü bu tarafa gelmediler. Onlar Arossiach’ı aşıp, oradan hızla batıya doğru gideli iki gün bile olmadı. Görünüşe bakılırsa beni kandırmaya kalktın, tabii eğer esas kandırılan sen değilsen.’’

Ve Eöl şöyle cevapladı:

‘’Öyleyse efendim, gidip bu işin aslını öğrenmem için bana izin vermelisiniz.’’

Curufin, ‘’İznimi veririm elbet, ama sevgimi değil. Topraklarımdan ne kadar çabuk çıkarsan o kadar memnun olurum.’’ diye cevapladı.

Şimdi ise Eöl şöyle konuştu, ‘’Zor zamanda efendi Curufin, nazik akrabalar bulmak güzel bir şey. Döndüğümde bunu hatırlayacağım’’ dedi.

Bunun üzerine Curufin keskin bir bakış attı ve şöyle söyledi:

‘’Karşıma çıkıp da eşinin unvanıyla böbürlenme. Çünkü Ñoldor’un kızlarını alıkoyup da, onlarla hediyesiz yahut izinsiz evlenenler, o kızların ailesine girmiş sayılmazlar. Sana gitmen için izin verdim. Al o izni ve git buradan. Eldar kanunlarına göre canını alamam. Sana şu öğüdü de vereyim: Nan Elmoth’un karanlıkları içindeki evine dön, çünkü içimden bir ses, seni artık sevmeyen karınla oğlunun peşinden gittiğin takdirde bir daha evini göremeyeceğini söylüyor.’’

Eöl bu sözcüklerin üzerine daha fazla konuşmadı ama Ñoldor’a karşı duyduğu öfke ve kin, kat kat artmıştı. Eöl uzun süren takibin ardından, Aredhel’in beyaz kıyafetlerinin parıltısını fark etti ve oraya doğru sürdü atını. Gizlendiği yerden izledi, onlar Gondolin’e gelmişlerdi. Sevinçle karşılandılar ve yedi kapıdan geçerek içeri alındılar. Eöl de Kuru Nehir’in orada kapı muhafızları tarafından yakalandı ve Kral’ın huzuruna çıkarıldı.

Gondolin Kralı Turgon, Aredhel’in ağabeyiydi. Turgon Eöl’e gayet sıcak davrandı ve hatta ona ‘’Hoşgeldin akrabam’’ diyerek elini bile uzattı. Ve Gondolin yasaları gereği buradan bir daha çıkamayacağını söyledi. Fakat Eöl elini çekti şöyle dedi:

‘’Ben senin yasalarını tanımam. Ben buraya sadece benim olanı almaya geldim, karımı ve oğlumu. Yine de istiyorsanız kardeşiniz sizinle kalabilir. Ama oğlumu benden alıkoyamazsınız. Gel Eöl’ün oğlu Maeglin! Baban sana emrediyor! Onun düşmanlarının ve soyunun katillerinin evini terk et ya da lanetlen.’’

Ama Maeglin babasına cevap vermedi ve Turgon hüküm asasını eline alarak son kez ona seslendi. Ya burada ailesiyle beraber yaşayacaktı, ya da ölümü seçecekti. Eöl ‘’İkincisini tercih ediyorum öyleyse’’ dedi ve pelerininin altından çıkarmış olduğu kargıyı yılan çevikliğiyle Maeglin’e doğru fırlattı. Fakat Aredhel aniden kargının önüne atladı ve kargı Aredhel’in omzuna isabet etti. Hemen Eöl’ü oradan uzaklaştırdılar. Aredhel ve Kralın kızı Idril, Turgon’dan, Eöl adına merhamet dilendi. Yaraları ağırlaşan Aredhel bir gün sonra vefat etti. Meğerse kargının ucu zehirliymiş. Eöl, bunu kimseye söylememişti ve Aredhel öldüğü için artık kimse onu kurtaramazdı.

Turgon onun Caragdûr’a götürülmesine ve uçurumdan aşağı atılmasına hükmetti. Maeglin de oradaydı ve ağzını açıp tek kelime dahi etmedi. Bunun üzerine Eöl feryat etti:

‘’Demek babanı da, soyunu da bir kalemde sildin, hayırsız oğul. Burada bütün ümitlerin birer birer sönsün; sen de benim gibi ölesin buralarda!’’

Bu lanetinin üzerinden Eöl, Caragdûr’dan aşağı atıldı ve can verdi.

İsminin Kökeni ve Anlamı:

Eöl isminin anlamı bilinmemektedir. Fakat bu ismin ne Quenya ne de Sindarin dilinden olmadığı bilinmektedir. Muhtemelen Avarin dilinde olduğu düşünülmektedir.

Kaynaklar:

The War of the Jewels (Mücevher Savaşları)

Silmarillion

Yorumlar