Ana sayfa Dizi / Film Filmler Marriage Story: Bir Pişmanlığın Hikayesi

Marriage Story: Bir Pişmanlığın Hikayesi

PAYLAŞ

Merhabalar okurlar, ben Emin Fantazya.org da henüz yazmaya başladım ve ilk yazımda son zamanlarda dikkatlari üstüne çeken, beni fazlasıyla etkileyen, dersler çıkarmamı sağlayan ve birden fazla dalda Oscar adayı olan bir film olan Marriage Story filmini kaleme almak istedim.

Marriage Story açılış sahnesi olarak evli çiftimizin kendi tiyatro oyunları ile başlıyor. Charlie (Adam Driver) tiyatro tutkunu ve gün geçtikçe tanınırlığı artan bir yönetmen eşi Nicole (Scarlet Johansson) ise aslen oyuncu olmak isteyen fakat eşinin desteğiyle tiyatro oyuncusu olan ve hatta filmin açılış sahnesindeki tiyatro oyununun başrolü. Bir de ailemizin daha ilk okul çağında olan çocukları Henry var. Güzel bir sahneyle filmimiz başlıyor fakat ilişkideki çatırdamaları yavaş yavaş hissedebiliyoruz.

Marriage Story bize bir evliliğin neden bitmemesi gerektiğini, insanların düşmanca tavırlarla sınırlarını ne kadar zorlayabileceklerini apaçık ortaya seriyor. Bu noktada ise üçüncü kişilerin rolleri ve evli çiftin arkalarında bıraktıklarını tek bir sözle yakıp yıkmasının nelerle sonuçlanacağını tüm çıplaklığıyla görüyoruz. Nicole ve Charlie gerçekten mutlu bir evliliğe sahip olduklarını düşünmüyorlar çünkü Nicole, kendi başına bi yerlere gelemediğine inanıyor ve eşinin gölgesinde kalmak istemiyor. Daha önce amatör bir yapımda tişörtünü kaldıran yan karakteri oynamış şu an ise eşinin oyununda başrol. Fakat kendisi bu noktaya onu eşinin getirdiğini düşündüğü için New York’tan Los Angeles’a oyuncu olmak için taşınmak istiyor. Charlie ise eşinin bu ilgisizliğini, kayıtsızlığını, ona karşı olan umursamaz tutumunun çaresini bir kereye mahsus, iş arkadaşı olan başka bir kadının kollarında arıyor. Birbirlerine daha fazla tahammül edemeyen çiftimiz, eşini gerçekten seven Charlie’nin bitmesini istememesine rağmen dostça bir şekilde ilişkilerini bitiriyorlar. Fakat bundan sonraki süreçte birbirlerini özlediklerini ve gerçekten sevdiklerini farketmelerine rağmen üçüncü kişilerin, kişisel hırslarının ve en önemlisi New York Avukatlarının etkisiyle dostça biten ilişkilerini düşmanca sonlandırıyolar.

Nicole daha boşanma kararı vermemişken gittiği Los Angeles’da ailesine ayrılmak istediğini açıklıyor. Bu noktada Charlie’yi hala sevdiği ve değer verdiğinden dolayı avukat istemediğini belirtiyor fakat üçüncü kişiler araya girip Nicole’u, başarılı bir avukatla tanıştırıyor. Nicole ise kişisel hırsları için avukat ile uzlaşıyor ve sonrasında bunu Charlie’ye söylüyor. Charlie de üçüncü bir kişi vasıtası ile bir avukatla anlaşıyor ve sonuç olarak avukatların birbiri ile savaşını ve ilişkinin geldiği noktayı çarpıcı bi şekilde gösteren muazzam bir mahkeme sahnesi izliyoruz. Nicole, Charlie’nin oyunu için harcamak istediği bursu istiyor. Charlie ise bazı mülkleri talep ediyor ve annenin alkolik olduğunu söyleyerek çocuğun velayetini istiyor. Bu esnada birbirlerinin tüm özellerini mahkemede yüzlerine vurdukları trajik bir sahne gerçekleşiyor. Aslında mahkeme sonunda çocuğun psikolojisini de anlamak gerekiyor. Amerikanın bir ucunda yaşayan bir baba, öbür ucunda yaşayan bir anne, velayet için karar vermeye gelip çocuğu her iki tarafla da izleyen velayet memuru, memura yaranmak için çocuklarına olmadıkları gibi davranan anne ve baba, biz izleyicilere insanların sadece kazanmak için yapabilecekleri en kötü şeyleri gösteriyor.

Günün sonunda Charlie bir kaç talihsizlik yüzünden Henry’nin velayetini kaybediyor ve eşi Nicole ile uzun zaman sonra ilk defa baş başa yüzleşeceği sahne geliyor. Filmin doruk noktası olan bu sahnede Hem Adam Driver hem Scarlet Johansson muazzam bir oyunculuk ortaya koyuyor ve birbirlerine karşı nefretlerini kusuyorlar. Sadece birbirlerini üzdükleri için iki taraf da yıpranmış, yorulmuş ve tükenmiş buluyorlar birbirlerini. Film bu ana kadar çiftimizin hırslarının, üçüncü kişilerin ve geri dönülemez hataların nelere yol açacağını bize apaçık bir şekilde gösterip dersler çıkarmamız gerektiğini anlatıyor. İnsanların sadece karşı tarafı suçlayıp bir noktaya kadar kendilerinde hata bulmamaları, gerçekten birbirlerini sevmelerine rağmen birbirlerini iletişim sorunları yüzünden anlayamamaları, üçüncü, dördüncü kişiler onları haklı bulsun, yumuşak karınlarını ovsun ve egolarını tatmin etsin diye yanlarında bulundurmalarının nelerle sonuçlandığını görüyoruz. Düzeltilecek onlarca şey varken; bunalmanın, yorulmanın baskın duygularıyla verilen yanlış kararlar, karşısındaki insanın sınırlarını sırf onu üzmek ve kendini yüceltmek için sonuna kadar zorlamanın getirdikleri ve kaçınılmaz son olarak, pişmanlık…. yıkılıp dökülen onca hatıra, keşke düzeltebilseydim hissi, keşke öyle yapmasaydım hissi, keşke sinirimden bunları söylemeseydim hissi, keşke imkanım varken biraz çabalasaydım hissi ve bitmek bilmeyen keşkeler…

Son sahnede Henry’nin okuduğu bir mektup görüyoruz. Kendisinin okumayı sökmek için yanlışlıkla aldığı mektup aslında Nicole’ün evli iken Charlieye yazdığı ve hislerini anlattığı ve Charlinin hangi özelliklerini sevdiğini yazdığı mektuptu. Nicole bunu hiç bir zaman Charlieye veremedi. Ona olan sevgisini ifade ettiği bu mektubu Henry okurken Charlie ise tesadüfen oğlunu görmek için girdiği odada dinliyor ve o pişmanlık hissiyle göz yaşlarını tutamıyor. Yitip giden onca duyguya rağmen Charlie’nin mektubu okurken aktıttığı göz yaşları, keşke zamanında düzeltebilseydim dediğimiz her anın sembolüydü bir nevi. Bu duygusal son sahne ile filmimiz iki tarafın da yeni bir hayata başlaması ile bitiyor.

Bir izleyici olarak gerçekten çok etkilendiğim ve başarılı bulduğum bi filmdi Marriage Story. Siz okurlara tavsiyem ise her şeyi zamana bırakmanız gerektiğidir, çözülemeyecek sorun, halledilemeyecek durum yok. Biraz aynanın karşısına geçip kendinizle yüzleşmelisiniz, yaptıklarınızdan ders çıkarmalısınız ve asla keşke dememelisiniz çünkü sevgi birbirilerini kendilerinden bile çok seven insanların iki azılı düşman olduğu bir hale evrilmemeli. Elbette her ilişkide çalkantılar, zedelenemler olur ama karşınızdakini iyi anlamalı, rehavete kapılmayıp onu da önemsemelisiniz. İnsanlar sevdiklerinin değerini kaybettiklerinde anlar der atalarımız. Marriage Story bize bunu yıkıcı bir şekilde gösterdi. Gerçek hayatta da öyle değil mi ? Bu filmi şiddetle izlemenizi tavsiye ediyorum okurlar ve gerçekten aynı durumda iseniz ders çıkarmanızı umuyorum. Sonuçta zararın neresinden dönülürse kârdır.

Bu kasvetli karantina günlerinde Marriage Story’i izleyip düşünmenizi ve dersler çıkarmanızı şiddetle tavsiye ederim ve yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim. Yazımı Şair Vergilüs’ün sözüyle bitirmek isterim: “omnia vincit amor; et nos cedamus amori” – “ aşk her şeyi fetheder (üstesinden gelir); biz de aşka teslim olalım.

Yorumlar