Ana sayfa Dizi / Film MARSLI (THE MARTIAN) – Özet ve İnceleme

MARSLI (THE MARTIAN) – Özet ve İnceleme

PAYLAŞ

 


Not: Filmi izlediyseniz son paragrafa göz atmanıza seviniriz…
Bildiğiniz gibi bu sene içinde Marslı adında, Andy Weir’in kaleminden, çok satanların başında olan başarılı bir kitap çıkmıştı. Kitap çıktıktan bir süre sonra da Marslı’nın beyazperdeye aktarılacağı duyurulmuştu. Ve aktarıldı da. Gelin bu güzel, kimine göre de mükemmel(benim için de geçerli) yapıma göz atalım.

Öncelikle film gerçekten, gerçekçilik konusunda uzay başlığı altındaki bütün filmlerden daha başarılıydı. Bunu not etmeden başlamak istemedim.

Konusu, Dünya’dan gönderilen bir grup astronotun ARES uzay üssü ve araçları ile Mars yolculuğunu ve başrolümüz Matt Damon’un canlandırdığı Mark Watney’i konu alıyor. Amaçları, Mars’ta yaşama elverişli bir ortam için veri toplama ve kolonileşmeye zemin hazırlamak. Mars’ı bilirsiniz, soğuk, fırtınalı ve amansız…

Görevleri Mars’a inip 31 günlük bir araştırma, veri toplama ve analiz oluşturma. Bunun için Mars’ta bulunan üslerine gidiyorlar. Her şey normal giderken geç verilen bir fırtına uyarısı bütün mutlu atmosferi alt üst ediyor. Talihsiz olaydan kurtulmak için ekip uzay mekiğine ulaşmak zorunda. Ancak görme mesafesini bile engelleyen şiddetli fırtına önüne gelen her şeyi yıkmaya niyetli. Astronotlar yolu yarılamışken fırtınanın kopardığı bir anten Mark Watney adındaki astronotumuza çarpar ve sinyali kesilerek gözden kaybolur. Astronotlar kısıtlı sürede Mark’ı aramaya çalışsa da nafiledir. Gitmeye zorlandıklarında Mark artık Mars’da yaşayan tek insandır.

Mark uyandığında antenin bir parçasının karnına saplandığını görür ve üsse doğru harekete geçerek kendini tedavi eder.(Sahne baya bir etkileyiciydi, evet.) Astronotumuz düşünülenin aksine pek de yıkılmış değil. Kısa sürede botanik konusunda olan uzmanlığını göstererek Mars’ın ilk patateslerini yapıyor! Ve tabii ki bizim için büyük, çok büyük bir adım atan Neil Armstrong’a da laf atmıyor değil…

Bu sırada Dünya’da Mark’ın öldüğü haberi yayınlanıyor ve yası tutuluyor. Ancak Mark onlarla iletişime geçme yolunu buluyor. Zaten koordinatlardan elde edilen görüntülere göre Mark’ın yaşadığı tespit ediliyordu. Zamanla Mark ve Dünya arasındaki iletişim metotları gelişiyor çünkü en son 1996 yılında çalışan Pathfinder isimli bir cihaza ve Mark’ın bulduğu gözlem aracına yeni bir sürüm atılıyor. Vee o an. Mars’taki ilk insan fotoğrafı. Kabul etmemiz gerek, gerçekten yaratıcı bir poz. NASA, arkadaşlarının hala yaşadığını bilmediklerini söylediğinde ise Mark’ın tepkisi de hafızalarımızdan silinmeyecek gibi.
Mark düzenli olarak Mars’a inecek bir sonraki aracın yanına, ARES 4’ün ineceği Schiperalli kraterine gitmek için testler yapıyor. Tabii ilk başlarda bu iş hava şartları yüzünden zor olsada astronotumuz üstesinden geliyor. Bu sırada üste basınç dengeleme problemi yaşanır ve üs çok büyük bir hasar alır. Mark’ın bütün o patatesleri havaya uçmuş HAB’ın içinde çabucak donarak ölür, ama o bunun da üstesinden gelir.
Dünya’da ise Mark’ı kurtarmak için projeler tüm hızı ile devam etse de test olmadan yola çıkan roket kısa sürede arıza yaparak patlar. Umutlar tükenirken NASA’nın imdadına Çin yetişir. Roket konusunda yardım eden Çin Uzay Dairesi, kalan işi NASA’ya bırakır. Mark ise yoldadır, bir yıldan uzun süredir yaşadığı Mars’a veda etme yolundadır. Ares 3 mürettebatı ve aynı zamanda arkadaşları ise NASA’nın emirlerine karşı gelerek yeni bir projeye girişirler, neyse ki NASA buna pek tepki veremez haldedir, çünkü başka yol yoktur. Not geçelim, bütün bunlar hesaplanırken güzel bir Yüzüklerin Efendisi göndermesi gerçekleşir, NASA’da gerçekleşen ani ve resmi olmayan toplantıda Elrond’un Divan’ı ve Glorfindel göndermesi yapılır. Yüzüklerin Efendisi üçlemesinde Boromir’i oynamış olan Sean Bean’ın bakışları da gözümüzden kaçmadı. 🙂
Ve bütün o karmaşık denklemler halledildiğinde Mark’ın Mars’taki son günüdür. Gün 561. Mark’a verilen komut ile yükü azaltmak için Mark resmen mekiğin üst tabakasını soyup soğana çevirir. Tabii ne kadar ölümcülde olsa Mark’ın hoşuna gider, “En hızlı insan”.

Mars’ın yörüngesine giren mürettebat hazırlıklarını tamamlar ve artık Mark’ı beklerler. Mark ise cam ve çatı yerine branda ile Mars’dan çıkmayı başarır. Mark boşluğa ulaştığında çok yavaştır ve birleşme bu şekilde imkansızdır. Bu yüzden kendisinin de dediği gibi Iron-Man gibi uçarak komutana tutunur, zor olsa da başarır. Nasıl mı? Giysisinin eldiveninde bir delik açarak içerideki havayı bir itecek olarak kullanır.

Mark artık arkadaşlarının yanındadır ve bunu bütün Dünya kutlar. Bu olaydan sonra, Dünya’ya vardıklarında ise hayatına “En hızlı insan” olarak devam eder Mark Watney…
.
Eveeet, filmin özetini oluşturduk şimdi ise analize geldi. En yukarıda da not ettiğimiz gibi film çok gerçekçiydi. Film ile aynı kulvarda yer alan Interstellar gibi duygulardan ve aksiyondan çok gerçekçiliğe yer vermiş Marslı filmi. Ve bu yüzden bu kulvarın en iyi mantıklı filmi olma şerefine nail oluyor. (Interstellar her zaman baş tacıdır, ayrı.)
Mark Watney karakteri gerçekten eğlenceli ve renkli bir karakter. Kendisi ile gerçekleştirdiği diyalogları gayet eğlenceliydi. Hele o NASA ile gerçekleştirdiği “…” diyaloğu çok başarılıydı. Filme bakınca bir kusur bulamıyoruz çünkü tamamen mantık çerçevesinde ve uzay-zaman ilişkisine çok önem verilerek yapılmış bir film. Görsel zevki muazzamdı, en ufak kum tanesinin yere düşüş hızı bile hesaplanmıştı. Tebrik etmemiz gerek.

Ve son olarak, dünyanın filme karşı yorumu ; izleyenler filmi gayet başarılı bulmuş ve yüksek puanlar vermiştir. Örneğin film IMDb’de 8.5 puana sahip ve umuyoruz ki daha da yükselir. Kitap konusuna da gelirsek, kitaptan sapma olmamış ve olaylar güzel bir şekilde aktarılmıştır.

Bu yıl Mars ile doluydu! Önce kitap, sonra Mars’ta su keşfi ve aynı hafta içinde film. Ne dersiniz 2020’ye kadar Mars’a tok kalabilir misiniz?

Görüşmek üzere!

Yorumlar