Ana sayfa Dizi / Film Narnia Günlükleri Az Bilinen Kitap Replikleri

Narnia Günlükleri Az Bilinen Kitap Replikleri

PAYLAŞ

Narnia’nın Kuruluşu:
Aslan, bu bomboş alanda ileri geri yürüyor ve yeni şarkısını söylüyordu.

Yıldızları ve güneşi çağırdığı şarkıdan daha yumuşak ve daha oynak bir şarkıydı; nazik ve küçük dalgacıklar gibi bir şarkı.

Ve şarkı söyleyip yürüdükçe tüm vadi yeşil otlarla kaplanıyor, Aslan’ın çevresinden, sanki bir havuzdaki dalgacıklar gibi her tarafa yayılıyordu.

Otlar küçük tepeciklere bir dalga gibi tırmandı, birkaç dakika sonra da uzaktaki dağların eteklerine ulaştı. Geçen her an, bu genç dünyaya hayat veriyordu.

Elimizdeki insan Narnia’nın gerçek kralı, gerçek Narnia’ya dönen gerçek bir kral. Ve cüceler unutsa da biz hayvanlar, bir âdemoğlunun kral olduğu zamanlar dışında, hiçbir zaman işlerin yolunda gitmediğini hatırlıyoruz. (Filmdekinden biraz farklı)

  • “Ve şimdi” dedi Aslan, “Narnia kuruldu. Yapacağımız ilk şey güvenliğimizi düşünmek olmalı. Bazılarınızı meclisime çağıracağım. Buraya yanıma gelin, sen Baş Cüce ve sen Nehir Tanrısı, sen Meşe ve erkek Baykuş ve Kuzgunlar ikiniz birden, ve erkek Fil. Birlikte konuşmalıyız. Çünkü dünyamız kurulalı beş saat bile olmamasına karşın, şimdiden içimize bir şeytan girdi.”

“Yaratıklar, sizlere hayat veriyorum.” dedi Aslan güçlü ve mutlu bir sesle. “Narnia ülkesini sonsuza kadar size veriyorum.

Size ormanları, meyveleri ve nehirleri veriyorum. Yıldızları ve kendimi veriyorum. Seçmediğim, Konuşmayan Hayvanlar da sizindir.

Onlara iyi davranın ve bağrınıza basın ama onların yolundan gitmeyin ki Konuşan Hayvan olmanız bir gün sona ermesin. Çünkü siz onların soyundan geldiniz ve onlara dönebilirsiniz. Bunu yapmayın.”

“Narnia, Narnia, Narnia, uyan! Sev. Düşün. Konuş. Yürüyen ağaç ol. Konuşan hayvan ol. Kutsal su ol.” dediğini duydular Aslan’ın.

“Narnia! Narnia! Aslan!” Tüm Telmar ordusu onlara doğru koşuyordu. Ancak şimdi dev ileri doğru yürümeye başlamış, bir ucu aşağıda olan sopasını sallıyordu. Sentorlar saldırıya geçti. Hemen ardından cücelerin oklarından tınnn, tınnn ve yukarıdan sss, sss sesleri duyuldu.

”Son olarak da tüm Telmarlılar arasında denizden korkmayan yedi soylu lord denizlere açılıp Doğu Okyanusu’nun ötesinde yeni ülkeler aramaya ikna edildi ve planlandığı gibi asla geri dönmediler.”

Yıllar önce o dünyada, Güney Denizleri denilen uzak denizlerde, bir gemi dolusu korsan fırtına yüzünden bir adaya çıkmışlardı. Korsanlar nasıl yaparsa öyle davrandılar: Yerlileri öldürüp yerli kadınları karıları olarak aldılar, palmiyelerden şarap yapıp içtiler ve sarhoş oldular, ayılıp kavga ettiler ve bazen birbirlerini öldürdüler. O kavgalardan birinde altısı, diğerleri tarafından kovalandı ve kadınlarıyla birlikte adanın merkezindeki bir dağa kaçtılar.

Saklanmak için mağara sandıkları bir yere girdiler. Ama orası, o dünyanın büyülü yerlerinden biriydi, o dünyayla burası arasındaki kapılardan biriydi. Eski zamanlarda dünyalar arasında birçok kapı vardı, fakat gittikçe azaldılar. O bunların sonuncularından biriydi: Sonuncusu demiyorum.

Böylece düştüler ya da yükseldiler ya da tırmandılar ve kendilerini bu dünyada, o zamanlar kimsenin yaşamadığı Telmar topraklarında buldular. O zamanlar Telmar’da neden kimsenin yaşamadığı uzun hikâye, bunu şimdi anlatmayacağım. Onların soyundan gelenler Telmar’da yaşayıp kaba ve kibirli insanlar oldular.

Kuşaklar sonra Telmar’da bir kıtlık yaşandı, onlar da, o zamanlar kargaşa içinde olan Narnia’yı fethettiler (bu da uzun bir hikâyedir) ve burada hüküm sürmeye başladılar.

“Yaşasın Aslan!” diye duyuldu ince sesi.

“Şeref duyarım ki—” Ancak sonra aniden durdu. İşin gerçeği, kuyruğu yerine gelmemişti; ya Lucy unutmuştu ya da iksir, yaraları iyileştirebiliyor, ama organları yenileyemiyordu.

Reepicheep eğilirken eksikliğin farkına varmıştı; belki de kuyruğu nedeniyle dengesi bozulmuştu. Sağ omzunun üzerinden baktı. Kuyruğunu göremeyince, omuzlarını ve dolayısıyla vücudunu döndürmek zorunda kalana kadar boynunu geriye uzatmaya çabaladı. Ne var ki bu arada vücudu da döndüğü için göremiyordu.

Sonra omzunun üzerinden bakmak için tekrar boynunu uzattı ve aynı sonucu aldı. Kendi çevresinde tam üç kez döndükten sonra korkunç gerçeği anladı.

“Şaştım kaldım” dedi Reepicheep, Aslan’a.

“Dayanılamayacak kadar kötü durumdayım. Böyle münasebetsiz bir şekilde karşınıza çıktığım için affınızı rica edeceğim.”

“Bu sana çok yakışmış, Küçük Adam” dedi Aslan.

“Yakışsa bile” diye cevapladı Reep, “eğer bir şeyler yapılabilirse – belki Majesteleri?” bunu söylerken Lucy’nin önünde bir reverans yaptı.

“İyi de bir kuyruktan ne çıkar?” diye sordu Aslan.

“Efendim” dedi Fare, “Kuyruğum olmadan, yiyebilir, uyuyabilir ve kralım için ölebilirim. Fakat kuyruk bir farenin şan ve şerefidir.”

“Bazen, şerefini çok mu fazla düşünüyorsun acaba diye merak ediyorum dostum” dedi Aslan.

“Yücelerin yücesi Kralım” dedi Reepicheep, “biz farelere çok küçük bir boy ihsan edildiğini hatırlatmama izin verin. Ve biz eğer gururumuzu dikkatle korumazsak (kişilerin değerlerini boylarıyla ölçen) bazıları pek de uygun olmayan şeyler anlatabilir. İşte bunun için bu kılıcı kalbinin yakınında hissetmek istemeyen kişinin benim önümde tuzaklar, peynirler ya da mumlar hakkında konuşamayacağının bilinmesine özen gösteririm. Hayır efendim, Narnia’nın en uzun boylusu bile yapamaz bunu.”

Bunu söylerken çok sert bir tavırla yukarıya, Dev’e bakmıştı, ancak olayları her zaman herkesin bir adım gerisinden takip eden dev, ayaklarının dibinde neler konuşulduğunu henüz fark etmemiş ve bu yüzden farenin söylemek istediği şeyi anlayamamıştı.

“Yandaşlarının neden kılıç çektiklerini sorabilir miyim?” dedi Aslan. “Yüce Majesteleri isterlerse” dedi ismi Dürbüngöz olan ikinci bir fare, “eğer liderimiz bundan sonra kuyruksuz dolaşacaksa biz de kuyruklarımızı kesmeye hazırız. Yüce fareden esirgenen bir şerefi taşımanın ayıbını sırtlayamayız.”

“Ah!” diye kükredi Aslan. “Beni ikna ettiniz. Kalpleriniz çok geniş sizlerin. Reepicheep, gururun nedeniyle değil ama senin ve arkadaşlarının birbirlerine duyduğu sevgiden ve dahası, uzun zaman önce Taş Masa üzerinde beni bağlayan ipleri kemirmekle bana gösterdiğiniz nezaket nedeniyle kuyruğuna kavuşacaksın.”

Aslan daha konuşmasını bitirmeden, yeni kuyruk yerindeydi.

“Sen Aslan’a inanıyor musun?” dedi Caspian Nikabrik’e.

“Bu lanetli Telmar barbarlarını paramparça edecek ya da Narnia’nın dışına sürecek herkese ya da her şeye inanırım, Aslan ya da Beyaz Cadı fark etmez, anlıyor musun?” dedi.

“Susun, susun” dedi Mantarsever. “Ne söylediğinizi bilmiyorsunuz. Cadı, Miraz ve onun soyundan gelen herkesten daha kötü bir düşmandı.” “Cüceler için öyle değildi” dedi Nikabrik.

Bir zamanlar Beyaz Cadı vardı ve kendini bütün ülkenin kraliçesi ilan etmişti. Ve öyle bir büyü yapmıştı ki mevsim hep kıştı. Sonra bir yerlerden iki erkek ve iki kız çocuğu geldi. Cadı’yı öldürdüler ve Narnia’ya kral ve kraliçe oldular. İsimleri Peter, Susan, Edmund ve Lucy’ydi.

“Kral Caspian’ın oğlusun ama kral değilsin. Ekselansları dışında herkes Miraz’ın bir gaddar olduğunu biliyor. Yönetime geçtiği ilk günlerde kendini kral değil, koruyucu lord olarak görüyordu.

Ancak bir süre sonra iyi kalpli kraliçe, bana nazik davranan tek Telmarlı olan soylu annen öldü. Ardından babanı tanıyan tüm büyük lordlar birer birer öldü ya da ortadan kayboldu – kaza sonucu değil, tümü Miraz’ın marifeti.

Narnia ile ilgili diğer haberlerimize göz atmak isterseniz aşağıya link bırakıyoruz!
Netflix Narnia Günlükleri Dizisi İçin Çalışmaları Hızlandırdı!

Yorumlar