Ana sayfa Middle Earth Kitaplar Numenor ve Aragorn’un Atalarına Dair

Numenor ve Aragorn’un Atalarına Dair

PAYLAŞ

Númenor, Númenore, Westernesse, Dúnedain, Batı’nın Halkı en asil ve kudretli insan ırkı, Aragorn’un ataları. Kuşkusuz kitaplarını okumayanların dahi hem filmlerde hem sosyal medyada duyduğu kelimeler bunlar. Peki haklarında ne biliyoruz?

Sizi Orta Dünya’nın Birinci Çağı’na götürüyoruz. Silmariller’in çalınmasıyla başlayan ama sonra halkların özgürlük savaşına dönüşen Mücevherler Savaşı bitmiştir. Son Noldor krallığı Gondolin de düştüğünde sayıca azalmış elfler Sirion Deltası’na yerleşmiş ve Gondolin kralı Turgon’un kızı Idril’den ve Hador Hanesi prensi Huor’un oğlu Tuor’dan doğma yarı elf Eärendil, gemisi Vingilot ile batıya, hiç kimsenin tek başına gitmesine izin verilmediği yasak Ölümsüz Topraklar’a umutsuzca yelken açarak Valar’dan yardım istemeye gitmiştir. Sonuç olarak Valar bu çağrıyı yanıtsız bırakmamış ve büyük bir orduyla Morgoth’la çarpışmıştır. Savaş o kadar yıkıcı ve şiddetli olmuştur ki bugün ki güncel Orta Dünya haritasının en batısında yer alan Mavi Dağlar’ın batısındaki topraklar –Beleriand- tamamen su altında kalmıştır. Bunda Eärendil’in uçan gemisi Vingilot ile Vala Manwe’nin kartallarının öldürüp yere çaldığı gelmiş geçmiş en büyük ejderha Ancalagon’un da etkisi büyüktür. Söylenenlere göre Ancalagon’un devasa bedeni yere çakıldığı Thangorodrim’in en yüksek dağlarını yıkmış ve sonradan tüm Beleriand (Mavi Dağların batısı) topraklarını su altında bırakacak depremler silsilesini başlatmıştır. Birinci Çağ bu olayla birlikte son bulmuş ve İkinci Çağ’ın 1.yılı başlamıştır…

Aşağıdaki haritada sular altında kalan Beleriand topraklarını -hatta kıtasını diyelim- kırmızıyla boyadık. Gördüğünüz üzere Orta Dünya’nın büyük bir kısmı sular altına gömülmüştür.

 

28bb770a784d856e25816e2b15bd455c

 

Peki herkes su altında mı kaldı? Tabii ki hayır. Valar yanlarında kalıp savaşan Beleriand elflerine son bir kez daha Valinor’a, ölümsüz topraklara dönme şansı verdi. Elflerin bir kısmı bu şansı değerlendirip dönerken kalan kısmı ise Mavi Dağlar’ın doğusuna geçmişlerdir. Bunların içinde Gil-Galad, Galadriel, Elrond, Celeborn, Celebrimbor –ki kendisi sonradan Güç Yüzüklerini döven kişi olacak- ve Cirdan; Gil-Galad önderliğinde Lindon Krallığını kurmuşlardır. Sonra Galadriel, Celeborn ve Celebrimbor Eregion yerleşkesini kuracak ve Celebrimbor Güç Yüzüklerini Sauron’un sinsi planları sonucu dövecek, ardından Galadriel ve Celeborn Lothlorien ormanlarına yerleşecek ve Elrond sonradan Ayrıkvadi’de Imladris yerleşkesini kuracaktır…

Valar, sayıca çok az olmalarına rağmen her şeylerini riske edip yanlarında savaşan insanlara da çok büyük bir lütuf bahşetmiştir –Tek Olan Eru’nun rızasıyla tabii ki-. Vala Ulmo onlar için Orta Dünya’nın batısındaki Belgaer denizinin ortasında büyük bir ada yükseltmiştir suların altından. Adaya önce Andor yani Armağan Diyar dediler, sonra Elenna yani Yıldız Tarafı dediler çünkü ada şekil olarak hem bir yıldıza benzediği için hem de oraya Eärendil’in Yıldızı’nın ışığında gittikleri için. Ama son olarak yüce Elf dili Quenya’da Númenore, yani Batı Halkı’nın Toprakları dediler. Bu insanlara sadece yaşayacak bir ada verilmedi tabii ki. Tek Olan Eru bu insanlara uzun bir ömür de bahşetmiştir. Numenor halkı artık normal bir insanın üç katı süresince yaşayabilmektedir -yaklaşık 250 yıl-.

A_Map_of_Middle-earth_and_the_Undying_Lands_color
Bu harita hem geçmiş hem de gelecekteki Orta Dünya haritasını özetleyen zamandan bağımsız bir haritadır. Sular altında kalan kısmı yine kırmızıyla belirttik.

Adaya ilk çıkan kişi Eärendil’in iki oğlundan biri olan Elros’tur. Elros kardeşi Elrond’un aksine –ki kendisini Ayrıkvadi Lordu Elrond olarak tanıyorsunuz- insanlara daha çok bağlanmış ve onları kaderlerine terk etmemek için insan olmayı seçmiştir. Elrond ise elf olmayı seçmiştir.

elros

Artık Númenor ismiyle anılan bu halk kendilerine kral olarak Elros’u seçmiştir ve Elros da Tar-Minyatur (Quenya dilinde İlk Kral) lakabını alarak 400 küsur yıl boyunca ülkeyi yönetmiş ve 500.yaşında ölmüştür. Fark ettiğiniz üzere Elros sıradan bir Númenor insanından çok daha uzun yaşamıştır –neredeyse iki kat fazla- Kendisi her ne kadar insan olmayı seçse de doğrudan elf soyundan gelmektedir. (Bkz. Bir damla elf kanı verenin 500 yıl kölesi olurum) Bu yüzden bundan sonra Elros’un soyundan gelecek tüm soylularda sıradan bir Númenor insanından çok daha uzun yaşamıştır. Ama yapılan evlilikler sonucunda bu ömür giderek kısalmış ve sıradan bir Númenor insanınkine oldukça yaklaşmıştır, yani yaklaşık 250 yıl.

Elros, Quenya dilinde olan Tar-Minyatur lakabını aldığı için ondan sonra gelen tüm krallarda, tahta geçtikleri gün gerçek isimlerini terk edip Quenya dilindeki lakaplarını kullanmaya başlamışlardır. Tar, Quenya dilinde (Kadim Elf Dili) Kral demektir.

Adamızın coğrafik özelliklerine gelince. Adamızın en bilinen isimlerinden biri de Elenna ‘dır yani “Yıldız Tarafı”. Bunun sebebi yukarıda söylediğimiz üzere adanın beş köşeli yıldız şeklinde olmasıdır ve aynı zamanda adaya gelen ilk insanlar Eärendil’in Yıldızı’nı takip ederek geldikleri içindir. Eärendil’in Yıldızı sizlere tanıdık geliyor mu? Hani Galadriel’in Frodo’ya Lothlorien’den ayrılmadan önce hediye olarak verdiği içinde bir parça ışık olan kristal bir şişecik. Ne demişti hatırlıyor musunuz?  “Sana Eärendil’i veriyorum, en sevgili yıldızımız”. Frodo hem kitapta hem filmde şişedeki ışığı aktifleştirmek için elfçe olan şu cümleyi telaffuz ediyor “Aiva Eärendil, Elenion Ancalima!” Türkçesiyle “Selam olsun sana Eärendil, Yıldızların En Parlağı!” Peki nereden geliyor bu yıldız, çok kısa anlatalım;

Eärendil (Elros ve Elrond’un babası), Valar’dan yardım istedikten sonra Valar Eärendil’in gemisi Vingilot’u uçan bir gemi haline getirmiş ve elde kalan son Silmaril’i alnına yerleştirmiştir. Gökyüzüne bakan herkes Silmaril’in yaydığı parlak ışığı görmüş ve ona Gil-Estel, yani Büyük Umut Yıldızı demiştir. Silmaril’in yaydığı ışık o kadar yoğundur ki sadece Eärendil değil, gemisi Vingilot’un tamamı bembeyaz parlamaktadır. Eärendil o günden beri gemisiyle sürekli gökleri dolaşmaktadır ve Morgoth’un hapishanesinin girişini korumaktadır. Temiz bir akşam havasında batıya bakan herkes Eärendil’in Yıldızı’nı, yani alnındaki Silmaril’in ışığını görebilmektedir. Galadriel’in Frodo’ya verdiği şişedeki ışıkta Silmaril’in yaydığı ışıktan kopartılan küçük bir parçadır aslında, yani son derece kutsaldır ve kötü özlü yaratıklara acı vermektedir (Bkz. Sam ve Frodo dev örümcek Shelob’u coşturuyor)

Adamız mesafe açısından Aman’a yani Ölümsüz Topraklar’a daha yakındır. Ama Valar tarafından Aman’a belirli bir mesafeden daha fazla yaklaşmaları kesinlikle yasaklanmıştır.

Adanın eni 400 kilometredir ki boyu da aşağı yukarı aynı sayıya tekabül etmektedir –en azından yerleşilebilir kısmı-. Yıldız uçlarının gösterdiği yöne göre ada 5+1 bölgeye ayrılmıştır.

Narfil_Palùrfalas_-_Numenor_Map

 

  1. Forostar –Kuzey Toprakları- : Adanın kuzey ucu olan bu bölge çok verimsiz kayalık arazilerden oluşmuştur ki bu yüzden burada bir yerleşim yoktur. Bu bölgenin büyük bir kısmı köknar ve karaçamlarla kaplıdır ve rakımının yüksek olmasından dolayı gökyüzü çok açık gözükmektedir. Bu yüzdendir ki bölgedeki tek insan yapımı bina 5.Númenor Kralı Tar-Meneldur’un yıldızları izlemek için yaptırdığı meşhur kulesidir.
  2. Andustar – Batı Toprakları: Adanın batı kısmını oluşturan bu bölge yer yer engebeli ve neredeyse üç tarafı denizlerle kaplı bir alandır. Kuzeyindeki engebeli sahil bölgesi dışında oldukça verimli topraklara sahiptir ve bu kuzey toprakları bizim Karadeniz bölgesinin ormanlık alanlarına oldukça benzemektedir. Üç tarafında üç körfez vardır ve bunlardan en önemlisi Andúnië Körfezidir çünkü burada sonradan Andúnië liman kenti kurulacak ve Numenor adasının geleceğini şekillendirecektir. Aragorn’un atası Isildur ve babası Elendil de Andúnië şehrinin Lordlarıdır. Yazının devamında bu konulara değineceğiz.
  3. Hyarnustar – Güneybatı Toprakları: Özellikle aşırı verimli toprakları ve üzüm bağlarıyla tanınan bir bölgedir. Çiftçi halk dışında burada büyük bir yerleşim yeri yoktur.
  4. Hyarrostar – Güneydoğu Toprakları: Bu bölge özellikle ağaçlarıyla meşhurdur. İleriki yıllarda Numenor gemi yapımcılarına malzeme sağlayacak ağaçların büyük bir çoğunluğu buradan temin edilecektir. Ki Numenor gemilerinin ihtişamını da yazının devamında göreceksiniz. Bu bölgede Nindamos şehri bulunmaktadır. Aslında balıkçılardan oluşan çok büyük ve kalabalık bir köydür ve adadaki en büyük köylerden biridir.
  5. Orrostar – Doğu Toprakları: Batı yüzü hariç tamamen okyanusla çevrili bu bölgede yine çiftçiler dışında büyük bir yerleşim yeri bulunmamaktadır ve bu bölge özellikle verimli tarım alanlarıyla ünlüdür.
  6. Mittalmar – İç Topraklar: Adanın görsel açıdan en harika bölgesi ve yerleşimin büyük bir çoğunluğunun olduğu yer. Adanın orta kısmında yer alan bu bölge yaklaşık 250 kilometre genişliğinde ve 170 kilometre uzunluğundadır. Ortasına yakın bir bölgede tek bir uzun dağ bulunmaktadır, Meneltarma Dağı, diğer ismiyle Cennet Sütunu. Tek Tanrı Eru Iluvatar’a adanmış bir tapınakta dağın zirvesindedir ve bu dağın zirvesi adadaki en yüksek noktadır. O kadar yüksektir ki temiz bir günde batıya baktığınızda Valinor adasının hemen doğusunda yer alan ve Teleri elflerinin yaşadığı Tol Eressëa adasını görebileceğiniz söylenir. Adanın iki ana nehri de bu dağdan çıkmaktadır; Nundinë batıya doğru akarken Siril nehri güneye doğru akar. Bölgenin en önemli kısmı doğu kısmıdır ki burada Arandor, yani Kraltoprakları bulunur ve başkent Armenelos ile yoğun liman bölgesi Romenna burada bulunur. Bu iki şehir arasından büyük bir yol geçerek adanın batısına doğru hiç durmadan ilerler. Bu bölgede Emerië adı verilen ve çok uzun yeşil otların bulunduğu muazzam bir güzelliğe sahip bir alan vardır ki adadaki büyük ve küçükbaş hayvanların büyük bir kısmı burada otlatılır.

Adanın coğrafi ve beşeri özelliklerine girip sizi sıkmak istemiyoruz ama burada yetişen ağaçların güzelliği binlerce yıl sonra bile hem elflerin hem insanların şarkılarında hala anılmaktadır. Ayrıntısına girmeden  bu ağaçları sizler için yazıyoruz ve bir iki tanesini açıklama gereği hissediyoruz, zira bu ağaçları siz de çok iyi tanıyorsunuz.

Bu ağaçların büyük bir çoğunluğu Tol Eressëa elfleri tarafından Numenor halkına hediye olarak getirilmiştir ve ada battıktan sonra bu ağaçlardan ikisi hariç hiçbiri Orta Dünya üzerinde bir daha asla yetişmemiştir.

  • Oiolairë
  • Lairelossë
  • Nessamelda
  • Vardarianna
  • Taniquelassë
  • Yavannamírë
  • Laurinquë
  • Mallorn (Mellyrn): Tanıdık geldi değil mi? Hani Lothlorien ormanlarındaki altın yapraklı devasa büyüklükteki Mallorn ağaçları. Evet bu ağaçlarda Elenna adasından getirilmiştir ancak kökenleri bu adadan öncesine dayanmaktadır. Tol Eressëa elfleri tarafından doğrudan Valinor’dan getirilen bu ağaçlar kuşkusuz bakanın –konu biz olunca okuyanın- “vaaoov” nidası çıkarmasına sebep olmaktadır. Gövdeleri pürüzsüz ve gümüş grisi renginde olup, yaprakları sonbaharda altın sarısı açar ve kış boyunca dökülmez. İlkbaharda dökülmeye başlar ama ardından hemen yeni yapraklar çıkar; lakin bu yapraklar kırmızı değil, altları gümüş üstleri yeşil renktedir ve dallarında da altın renkli çiçekleri açar. İleride anlatacağımız 6.Numenor kralı Tar-Aldarion, dostu olan elf kralı Gil-Galad’a mallorn tohumları vermiş ancak Lindon topraklarına ekilen bu tohumlar filizlenmemiştir. Galadriel ise bu tohumları alıp Lothlorien ormanlarına yerleştiğinde oraya ekmiş ve ağaçlar muazzam boyutlara ulaşmıştır (ki bu yükseklik bile Numenor korularındaki mallorn ağaçlarının yüksekliğine ulaşamamıştır, hesabı siz yapın…) Lothlorien’in “Altın Orman” olarak anılmasının sebebi de mallorn ağaçlarıdır bunu ekleyelim. Lothlorien’deki Caras Galadhon yerleşkesi de bu ağaçların gövdeleri ya da en tepe noktaları üzerine kurulmuştur.

mallorn

 

  • Nimloth, Ak Ağaç: Bu da tanıdık geldi değil mi? Gondor topraklarında Minas Tirith şehrinde Kral’ın Avlusu’nda bir havuzun içinde bulunan Ak Ağacımız. Bu ağaç aslen Armenelos şehrindeki kralın avlusunda bulunmaktaydı ve bir kehanete göre Kral’ın Soyu devam ettikçe bu ağaçta yaşamaya devam edecektir. Bu ağacın akıbetini yazının devamında göreceksiniz.

TN-The_White_Tree

Adadaki resmi dil Adûnaic’tir. Bu dil Birinci Çağ’da Beleriand topraklarında yaşayan Bëor ve Hador insan kavimlerinin dilinden türetilmiştir. Ancak bu dil ile elf dilleri arasında da pek çok geçiş olmuştur. Yani Türkçe – Osmanlıca arasındaki ilişki Adûnaic ve Quenya arasında da vuku bulmuştur.

Artık tarihimize geçelim. Elros yani Numenor’un İlk Kralı (Tar-Minyatur) İkinci Çağ 442 yılında tam 500 yaşında öldüğünde yerine en büyük oğlu Vardamir Nolimon geçer. Ancak Vardamir tahta geçtiğinde zaten oldukça yaşlanmıştı ve tek arzusu sürekli okuyup araştırmalar yapmaktı. Bu yüzden tahta geçmesinin üzerinden 1 sene bile geçmemişken yerini oğlu Tar- Amandil’e bırakır. Tar-Amandil’den sonra yerine İkinci Çağ’ın 590 yılında oğlu Tar-Elendil geçer ki bu Elendil bizim bildiğimiz Elendil değil tabii ki. O Elendil’in doğmasına daha çok var. Aşağıda göreceksiniz…

Tar-Elendil Numenor kralları içinde en ilim irfan sahibi krallardan biri olarak görülür. Onun döneminde Numenor gemileri ilk kez doğuya, Orta Dünya topraklarına yelken açmıştır. İki kızı ve bir oğlu vardır. Tar-Elendil’in en büyük kızı Silmariën yasalar gereği tahta geçemediği için Tar-Elendil Yönetim Asasını en küçük çocuğu ve tek oğlu olan Tar-Meneldur’a vermiştir. Ancak Silmariën ve Silmariën’in oğlu Valandil’e haksızlık olmaması için de ona Andúnië Körfezinin yönetimini vererek özerk bir krallık yaratmıştır. Ki zaten Silmariën’in eşi ve Valandil’in babası olan Elatan da o dönemde Andunië şehrinde yaşayan asil sınıfa mensup bir soyluydu.

İşin ilginci ise aile yadigarı olan Narsil (Isildur’un Sauron’un parmağından Tek Yüzük’ü kopartacağı kılıç) ve Barahir’in Yüzüğü’nü de oğlu Tar-Meneldur’a değil, torunu Valandil’e vermiştir.

Valandil böylece ilk Andunië Lordu olmuştur. Onun soyu bundan sonra Andúnië Lordları olarak anılacak, aile yadigarları nesilden nesile aktarılacak ve bu soydan da Aragorn’un atası Elendil doğacaktır. Sonra bu yadigarlar Aragorn’a kadar ulaşacaktır. Yani gördüğünüz üzere Aragorn doğrudan Elros’un soyundan gelmektedir. Elros’un kardeşi olan Elrond’un kızı Arwen ile Aragorn doğal olarak yaklaşık 6000-7000 yıl uzaktan kuzenlerdir. Amca çocukları olduklarını söyleyebiliriz yani…

Tar-Meneldur’dan devam ediyoruz. Kendisi en çok yıldız irfanına sahip olmasıyla tanınırdı ve tam bir yıldız aşığıydı; yazımda yukarıda bahsettiğim üzere kuzey topraklarında da kendisine bir yıldız gözlem kulesi yaptırmıştır.

Tar-Meneldur zamanında, özellikle tam bir deniz aşığı olan oğlu Aldarion önderliğinde doğuya yapılan yolculukların sayısı oldukça artmıştır. İleride Arnor Krallığı olacak Eriador bölgesinde ve Gondor Krallığı olacak bölgede başta geçici, sonradan kalıcı olacak koloniler kurmuşlardır. Yüzlerce yıl sonra Elendil ve iki oğlu Isildur ve Anarion’un, Arnor ve Gondor Krallıklarını kolaylıkla, hızlıca ve koordineli bir şekilde kurmalarında da bu kolonilerin etkisi çok büyük olacaktır.

Aldarion zamanında kurulan bu geçici koloniler ileride Gondor’un güneyindeki Umbar bölgesinde kalıcı bir hale gelecektir. Bu koloni zamanla göz ardı edilecek ve binlerce yıl sonra Yüzüklerin Efendisi kitabı ve filmlerinde gördüğümüz Umbar Korsanlar’ı olacaktır. Hani Aragorn’un Ölüler Ordusu ile alaşağı ettiği çirkin korsanlar. Evet şaşırtıcı ancak o korsanlar Numenor soyundan gelmektedir ve Black Numenoreans –Kara Numenorlular- adıyla anılmaktadırlar.

Tar-Meneldur tahtta çok uzun süre kalmadan İkinci Çağ’ın 883 yılında yerini oğlu Tar-Aldarion’a bırakmıştır ki Bitmemiş Öyküler kitabında (İthaki Yayınevi çevirisiyle tüm kitapçılarda bulabilirsiniz) Tar-Aldarion ve eşi Erendis’in hayatının ayrıntılı bir hikayesini okuyabilirsiniz. Aldarion’un deniz aşkı yüzünden Erendis ile aralarında nasıl bir uçurum açıldığının ve ayrıldıklarının hikayesini anlatır. Tar-Meneldur İkinci Çağ’ın 942 yılında 399 yaşında vefat etmiştir.

Steamey_-_Aldarion_and_Erendis
Aldarion denize açılmadan önce Erendis’in ona kendi elleriyle yaptığı çelengi verirken görüyoruz.

Tar-Aldarion Numenor halkı tarafından aşırı sevilen biriydi. Gemi yapımı konusunda çok uzmandı ve aynı zamanda doğaya olan düşkünlüğüyle de biliniyordu. Bu yüzden gemi yapımı için kestirdiği ağaçlar için çok hızlı bir yeniden yeşillendirme planı uygulamıştır. Kitap okumanızı engellememek adına Aldarion’un hikayesini ayrıntılı bir şekilde anlatmıyorum, sadece tahtı nasıl bıraktığını anlatacağım.

Tar-Aldarion’un ayrılmadan önce eşi Erendis’ten tek bir kızı olmuştur, Tar-Ancalimë. Tar-Aldarion tahtı bırakma konusunda sıkıntı çıkacağı için yasaları değiştirmiş ve kadınların da başa geçebilme hakkını elde etmesini sağlamıştır. Böylece Tar-Ancalimë İkinci Çağ’ın 1075 yılında Numenor’un İlk Kraliçesi olmuştur. Tar-Aldarion’un kız kardeşinin oğlu olan Soronto ise hiçbir unvana sahip olamamıştır. Tar-Ancalimë ise muhtemelen annesi Erendis tarafından yetiştirildiği için feminist bir yapıya sahip olmuştur ve sırf tahtını güvene alabilmek ve tahtın Soronto’nun eline geçmesini engellemek adına bir çocuk doğurmak için politik bir evlilik yapmış ve sonrasında hemen ayrılmıştır. İkinci Çağ’ın 1285 yılında 412 yaşında ölmüştür ama ölmeden 5 sene önce İkinci Çağ’ın 1280 yılında yerini oğlu Tar-Anárion’a bırakmıştır.

Tar-Ancalimë
Tar-Ancalimë

Tar-Anárion İkinci Çağ’ın 1404 yılında vefat etmiştir ve yerine oğlu Tar-Surion geçmiştir ve ilk kez onun döneminde Güç Yüzüklerinin yapımı gündeme gelmiştir. Tar-Surion İkinci Çağ’ın 1574 yılında ölmüştür. Yerine en büyük çocuğu ve kızı olan Tar-Telperiën geçmiştir ve Numenor’un İkincisi Kraliçesi olmuştur. Büyük büyükannesi Tar-Ancalimë gibi kendisi de tam bir feministtir ve evlenip çocuk yapmayı reddetmiştir. Onun döneminde Güç Yüzükleri ve hepsine hükmedecek Tek Yüzük dövülmüş ve Sauron Eriador topraklarını fethetmeye başlamıştır. Kendisi bu savaşa tamamen seyirci kalmıştır. İkinci Çağ’ın 1731 yılında 411 yaşında vefat etmiştir ve varisi olmadığı için yerine en küçük erkek kardeşi Isilmo’nun oğlu Tar-Minastir geçmiştir.

İkinci Çağ’ın 1731 yılında tahta geçen Tar-Minastir batıya en çok özlem duyan krallardan biridir ve tam bir elf aşığıydı. Onlara iyi anlamda imrenmekteydi. Sırf uzak batıyı izleyebilmek için büyük kuleler yaptırıp günün büyük kısmını bu kulelerin içinde geçirmiştir. Sauron, Yüzüklerin yapıldığı Eregion yerleşkesini yıkıp batıya, Eriador bölgesine ve Lindon Krallığına yürüyünce Tar-Minastir meşhur amirali Ciryatur’u çok büyük bir orduyla Eriador’a gönderir. Ciryatur’un emrindeki ordu, Gwathlo Nehri kenarında yapılan Gwathlo Savaşı’nda Sauron’un yenilmesinde büyük bir rol oynamıştır. İkinci Çağ’ın 1869 yılında tahtı oğlu Tar-Ciryatan’a bırakmış ve dört yıl sonra da eceliyle ölmüştür.

Tar-Ciryatan tam bir gemi aşığıydı ve Numenor’un görmüş olduğu en güçlü ve büyük donanmalardan birini kuran kişidir. Orta Dünya’nın kıyı şeridindeki bölgelerin büyük bir kısmını fethetmiş, haraca bağlamış ve Numenor’u oldukça zengin bir ülke haline getirmiştir ki bunda açgözlü bir karakteri olmasının da etkisi büyüktür. İkinci Çağ’ın 2029 yılında yerini oğlu Tar-Atanamir’e bırakmıştır.

Tar-Atanamir’in döneminde gerçekleşen en büyük olay Valar’ın Yasağı’na karşı gelmesidir; yani Numenor adası gözden kaybolana kadar batıya, Ölümsüz Topraklara yelken açmamaları yasağı. Tar-Atanamir bu yasağa ve kutsal Valar’a karşı çıkan ilk kraldır ve onun döneminde halk ikiye bölünmeye başlamıştır. Bunlardan ilki Kral’ın Adamları adıyla anılan ve Valar’ın öğretilerine karşı çıkıp elfleri sevmeyen ve ölümsüzlüklerini kıskanan topluluk, diğeri ise Elendili, ya da Sadıklar, ya da Elf Dostları diye adlandırılan ve Valar’a ve elflere sadık kalan topluluk. Elf Dostları’nın büyük bir çoğunluğunun Andunië şehri halkının içinden çıkması da şaşırtıcı değil zaten…

Peki durduk yere nereden geliyor bu öfke diye düşünebilirsiniz. Normal bir insanın üç katı süresince yaşamalarına rağmen Numenor insanları -özellikle kralları- elflere ve ölümsüzlüklerine imrenmektedir. Bilmiyorlar ki Ölümsüzlük aslında büyük bir lanet. Bu yüzdendir ki elflerin hepsi ölümü “İnsanlığın Hediyesi” olarak adlandırır. Çünkü elfler yaşlandıkça fiziksel dünya onlara dar gelmeye başlar ve dünyanın tüm kederi ve sorunları omuzlarına çöker ve yine de ölemezler. Ölmeyi arzularlar. Numenor insanlarının bunu anlayamamış olması da çöküşünü başlatan olayların başında gelmektedir.

Tar-Atanamir’in başka büyük bir özelliği tahtını ölmeden önce çocuklarına bırakmayan ilk kral oluşudur. Ölüm onu kucaklayana kadar tahtı vermem Eru vermem diyerek bırakmamıştır ve bu gelenek Tar-Palantir hariç tüm krallarda da devam etmiştir. Bu yüzden Tar-Atanamir Numenor’un Çöküş’ünü başlatan ilk kral olarak da tarihe geçmiştir. Yerine İkinci Çağ’ın 2221 yılında oğlu Tar-Ancalimon geçmiştir. Tar-Ancalimon döneminde Sadıklar ve Kral’ın Adamları arasındaki uçurum iyice derinleşmiş, halk bölünmüş ve başkent başta olmak üzere diğer bölgelerde de elf dilinden tutun elflere ait pek çok şeyin öğretilmesi resmi olarak yasaklanmasa da hor görülmeye başlanmıştır.

Aradaki birkaç kralı atlayıp Tar-Calmacil’e geliyoruz. Kendisi ilk kez Quenya’dan gelen kral lakabı Tar’ın yanında Adûnaic dilindeki Ar lakabını kullanan kralımızdır. Bu gelenek torununa kadar devam etmiş ve torunu Quenya dilindeki Tar-Herunúmen ismini tamamen reddedip sadece Adûnaic ismi alan ilk kral olmuştur ve kendine Ar-Adûnakhôr demiştir ki anlamı aşağı yukarı “Batı’nın Lordu” demektir. Bu da Valar’a ne derecede karşı geldiğinin başka bir göstergesidir. Batı’nın Lordları genel olarak Valar’ı simgelemektedir çünkü. Ar-Adûnakhôr İkinci Çağ’ın 2962 yılında ölmüştür.

Bundan sonra birkaç kral boyunca Elf Dostları ve Kral’ın Adamları arasındaki uçurum giderek büyümüştür. Ama en büyük vurgunu İkinci Çağ’ın 3102 yılında tahta geçen Ar-Gimilzôr yapmıştır. Kendisi İkinci Çağ’ın 3110 yılında elf dillerini resmi olarak yasaklamış, Ak Ağaç ile ilgilenmeyi bırakmış ve Eru’nun Tapınağına yapılan hac yolculuklarını da yasaklamıştır. Öyle ki elflere hala sadık olan Andunië şehrinin halkını, adanın doğusundaki Rómenna liman kentine göç etmeye zorlamıştır, böylece onları daha rahat ve yakından takip edebilecektir. Ar-Gimilzôr’un karısı Inzillbêth ise gizli bir Elf Dostu idi ve gizlice Valar’ın ve elflerin öğretilerini büyük oğlu Tar-Palantir’e de aktarmış ancak ikinci oğlu Gimilkhâd babasının etkisinde kalarak tam bir Kral’ın Adamı olmuştur.

Tar-Palantir İkinci Çağ’ın 3177 yılında tahta geçince, elfçe konuşma yasağını kaldırmış, Eru Tapınağına yapılan hac yolculuklarını tekrar başlatmış ve Valar’ın öğretilerini tekrar yaymaya çalışmıştır. Ancak bu, halk arasındaki gerilimi daha da arttırmıştır. Tar-Palantir böylece Elf Dostlarının lideri konumuna yükselirken kardeşi Gimilkhâd ise Kral’ın Adamlarının lideri konumuna gelmiştir. Ülkede iki başlılık boy göstermeye başlamıştır.

Tar-Palantir’in yerine kızı Tar-Miriel geçecekti ancak Gimilkhâd’ın oğlu, yani Tar-Miriel’in kuzeni olan Ar-Pharazôn, Tar-Miriel ile zorla evlenmiş ve İkinci Çağ’ın 3255 yılında kral olmuştur. Tar-Miriel’e de elf ismini terk ettirerek zorla Adûnaic dilindeki Ar-Zimraphel (Mücevher Kızı) ismini vermiştir.

Shyangell_-_Ar-Zimraphrel
Tar-Miriel

İşte başlıyor Numenor’un Hazin Sonu! Ar-Pharazôn o kadar hırslı ve açgözlü biriydi ki Orta Dünya’yı kolonileştirmek yerine doğrudan fethetmeye başlamıştır ki kendisi zaten kral değilken bile çok ünlü bir donanma komutanıydı.

Ar-Pharazôn
Ar-Pharazôn

 

Sauron’un gücü doğuda iyice arttığında ve Sauron tekrar batıya doğru Orta Dünya’yı fethetmeye başladığında Ar-Pharazôn, Sauron’u kendisine rakip görmüş ve ona meydan okuma isteğini bastıramamıştır. Bugün bile gözümüze imkansız gözüken bir olayı gerçekleştirmiş ve İkinci Çağ’ın 3261 yılında bizzat kendi komutasındaki ordusunu doğuya götürerek Mordor’a saldırmıştır.

Buradan "kimse elini kolunu sallayarak Mordor'a giremez" diyen Boromir'i de saygıyla anıyoruz
Buradan “kimse elini kolunu sallayarak Mordor’a giremez” diyen Boromir’i de saygıyla anıyoruz

Ar-Pharazôn o kadar büyük ve ihtişmalı bir orduyla Mordor kapısına dayanmıştır ki Sauron korkudan titreyerek teslim olmuş ve Numenor Kralı’nın önünde diz çökmüştür! Ar-Pharazôn Sauron’u rehin alarak adaya götürse de Sauron yılandiliyle ve kara büyüleriyle kısa sürede Kral’ın ve sarayın önde gelenlerinin aklını zehirlemiş ve Kral’ın Danışmanı statüsüne kadar yükselmiştir.

Sauron diz çökerken...
Sauron diz çökerken…

 

Sauron Ar-Pharazôn’u yavaş yavaş etkileyip aklını zehirleyerek -ki Ar-Pharazôn’un psikolojisi buna çok elverişliydi- Eru Tapınağını yıktırmış, elflerin adaya girmesini yasaklamış, Ak Ağaç’ı kestirmiş ve daha da kötüsü Morgoth’a, Karanlıklar Lordu’na, Kara Düşman’a adanmış bir tapınak yapmış, halkı ona tapmaya zorlamıştır. Ama en kötüsü ise Elf Dostlarını burada canlı canlı  yakarak Morgoth’a kurban etmeye başlamış olmalarıdır.

Ardından Ar-Pharazôn yaşlandığını ve yakında öleceğini hissedince Sauron fırsat bu fırsat deyip onu doğrudan Valinor’a saldırmaya ikna etmiştir, böylece Ar-Pharazôn’u ölümsüzlüğe sahip olabileceğine inandırmıştır. İkinci Çağ’ın 3310 yılında büyük bir donanma kurmaya başlar ve 9 yıl sonra büyük bir donanmayla Valar Yasağını çiğneyip Ölümsüz Topraklar’a ayak basar.

08 May 2001, Kauai County, Hawaii, USA --- Na Pali Coast in Kauai --- Image by © Pete Saloutos/CORBIS

 

Böyle bir kafirliğin de elbet sonuçları olacaktır tabii ki. Valar’ın Lideri Manwë bunun üzerine Numenor halkına karşı olan pasif tavrını bırakıp Tek Olan Eru’ya seslenir ve kendilerine rehberlik etmesini ister.

manwe_sulimo_by_gustavomalek

Eru bunun üzerine gazabını insanların üzerine kusar ve korkunç bir fırtına yaratarak Ar-Pharazôn’un donanmasını denizin dibine yollar. Basit bir deniz fırtınasından bahsetmiyoruz tabii ki. Gökyüzünden ateşler yağmış, okyanus kaynamış ve devasa hortumların vuku bulduğu bir fırtınadan bahsediyoruz.

Ölümsüz Topraklara ayak basan Ar-Pharazôn ve maiyetindekiler ise bizzat toprak tarafından yutulmuş ve Unutulmuş’un Mağaraları adı verilen yer altı hapishanesinde, kıyamet günü yapılacak savaşa, Dagor Dagorath’a kadar hapsolmakla cezalandırılmıştır.

Bu kartal şeklindeki fırtına bulutları doğuya doğru ilerleyerek Numenor adasına kadar gelmiş, adanın üzerine şimşekler ve alevler yağdırmış, depremler yaratmış, suları yükseltmiş ve adayı batırmaya başlamıştır…

ted_nasmith_-_the_eagles_of_manwc3ab

akallabeth_by_grrrod-deviant-art

 

Peki Aragorn’un atası Elendil ve oğulları Isildur ve Anarion nerede? Dönemin Andunië Lordu ve aynı zamanda Elendil’in babası olan Lord Amandil, Ar-Pharazôn’un batıya yelken açmasıyla başlarına gelecekleri önceden hissetmiş ve Valar’dan af dilemek için batıya tek başına yelken açacağını açıklamıştır. Oğlu Elendil ve torunları Isildur ve Anarion’a, halklarından kurtarabildikleri kadarını kurtarıp doğuya, Orta Dünya’ya yelken açmalarını salık vermiştir. Adayı dokuz adet gemi, aile yadigarları ve Palantir taşlarıyla terk ettikten çok kısa süre sonra, büyük bir ateş fırtınası eşliğinde, depremlerle ve yükselen sularla Numenor Adası, Atlantis misali suların altına gömülmüştür ve tarihin tozlu sayfaları arasına karışmıştır. Lord Amandil ise tek başına batıya gitmiş ama ondan bir daha haber alınamamıştır. Her ne kadar yüzde 99 ihtimalle fırtınada ölmüş olduğunu bilsek de kendisinin yüzde 1 ihtimalle Valinor’a kabul edilip orada ebedi bir hayat sürdüğünü düşünmekte kalbimizi ısıtıyor doğrusu…

Sauron ise bu fırtınadan “hasarsız” kurtulamayıp fiziksel bedenini tamamen kaybetmiştir ve tayf formunda doğuya, Mordor’a kaçmıştır.

00000000

Isildur adadan kaçmadan önce ve Ar-Pharazôn Ak Ağaç’ı kesmeden hemen önce Ağaç’ın son bir meyvesini kurtarmayı başarmıştır ve bu uğurda ağır yaralanarak neredeyse canından olmuştur. Ağaç filizlendiğinde Isildur da mucizevi bir şekilde iyileşmiş ve adadan kaçarken de bu filizi yanında götürüp ileride inşa edeceği Minas Ithil’e dikmiştir. Ancak Cadı Kral ve diğer Nazgul’lar Minas Ithil’i ele geçirip Ak Ağaç’ı yok etmiştir ve kulenin ismini Minas Morgul olarak değiştirmişlerdir. Isildur ise kurtarabildiği son ağaç filiziyle Minas Anor’a gelmiş–sonradan Minas Tirith adıyla anılacak- ve filizi buraya, vefat etmiş olan kardeşi Anarion anısına dikmiştir. Bu ağaç da sonradan ölmüştür ve yerine yenisi dikilmiştir. Bu konuyu gelecekteki yazımızda ayrıntısıyla anlatacağız.

Isildur, Ak Ağaç'tan meyve çalarken...
Isildur, Ak Ağaç’tan meyve çalarken…

Bundan sonraki yazımızda sizlere Elendil ve oğulları Isildur ve Anarion’un adadan kurtulup Orta Dünya’ya nasıl ayak bastıklarını, Arnor ve Gondor Krallıklarını nasıl kurduklarını, Sauron’un adanın batışından sonra neler yaptığını ayrıntısıyla anlatacağız. O güne kadar takibi bırakmayın! Bize sabrettiğiniz için teşekkür ederiz!

 

 

Yorumlar