Ana sayfa yedekler PREACHER – Tanrı Gerçekten Öldü Mü?

PREACHER – Tanrı Gerçekten Öldü Mü?

PAYLAŞ

Çizgi roman külliyatının içine girmem yaklaşık 4 yıl önceydi sanıyorum. Bu kültür ile ilgili o zamanlar bildiklerim Batman, Flash, X-Men, Justice League vs.’den öteye gidemediğinden doğal olarak yalnızca bu ana akım dediğimiz serileri okuyabiliyordum. Bu serilerin çoğunu bitirip elimde dergisiz kalınca yeni arayışlara çıktım ve şans eseri Vertigo ile karşılaştım. O an benim için bir çizgi roman miladı gerçekleşti.

İlginçtir ki Vertigo’nun derinlerine inip Preacher’la tanışmam daha da fazla zamanımı aldı. Fakat, okuduğum 3. sayının ardından bu seriyle neden kolayca karşılaşmadığımı anladım. Preacher sadece Vertigo’nun derinliklerinde değildi, tüm çizgi romanların içinde en karanlık ve en çarpık olanıydı. Kuyunun dibindeydi, çoğu kişinin ne midesinin ne de ideolojisinin kaldırabileceği bir şeydi…

Bu elemanı çizgi romanda görürseniz kusmaya hazır olun.
Bu elemanı çizgi romanda görürseniz kusmaya hazır olun.

Fakat bu saydıklarım benim bu seriden soğumamın aksine, her geçen sayı ile beraber seriye daha da tutkuyla bağlanmamı sağladı. İngilizcemi geliştirmek için adım attığım çizgi roman dünyası Preacher ile ideolojime şekil veren kutsal bir şeye dönüştü. Preacher, çok sürrealist bir yapıya sahip fakat aynı zamanda o kadar da gerçekçi ki büyüsünü seriyi okumamış birine aktarması çok zor, özellikle de hayatlarını inançları içinde kavrularak yaşayanlarınız için.

Hikaye esas oğlanımız, vaiz Jesse Custer‘ın içine giren ilahi bir gücün onun ve karşılaştığı herşeyin yaşamını tamamen değiştirmesiyle başlıyor. Jesse, eski bir kiralık katil olan kız arkadaşı Tulip ve kankası vampir Cassidy ile birlikte Tanrı’yı bulup ona sebep olduğu bunca kaos ve acı için hesap sormak üzere bolca vahşet, çarpıklık, kara mizah, western, vodoo ve ilahiyat içeren bir yola çıkıyor…

Ana karakterlerimiz Jesse, Tulip ve Cassidy.
Ana karakterlerimiz Jesse, Tulip ve Cassidy. Arkada da Saint of Killers silüeti.

Olayların tüm çıplaklığıyla yansıtıldığı bu ’fucked up’ evrende ne zaman ‘’İşler daha ne kadar çirkinleşebilir ki?’’ diye sorduğunuzda 10 kat daha çirkinleşen, kimsenin kahraman olmadığı, herkesin ’gri’ ve ben merkezli karakterler olduğu bu yıkılması zor tabularla dolu, varoluşu sorgulatan, neredeyse her karesinde bir popüler kültür öğesi ve toplum eleştirisiyle sahip olduğu ‘modern çizgi roman başyapıtı’ titrini sonuna kadar hakeden bir eser.

AMC'nin yayınladığı Preacher'ın 1. sezon kadrosu.
AMC’nin yayınladığı Preacher’ın 1. sezon kadrosu.

Dizisinden bahsedecek olursak; aslında Preacher’ın televizyona aktarılması çok eskiden beri konuşulan bir olay. Yıllar önce HBO tarafından alınması planlanmış fakat bazı sebeplerden dolayı rafa kaldırılmıştı, ta ki bu sene küçüklüklerinden beri Preacher’ı televizyona aktarma hayaliyle yanıp tutuşmuş çocukluk arkadaşları Seth Rogen ve Evan Goldberg uzun uğraşlar sonunda serinin haklarını Breaking Bad, Mad Men ve The Walking Dead gibi dizileriyle ünlü AMC kanalına alana kadar.

Dizinin çekileceğini duyduğum ilk zamanlar içimde kötü bir uyarlama olacağına dair bir korku vardı, fakat dizinin daha ilk sahnesinde; daha önce bahsettiğim şu tanrısal güç ‘Genesis’in Dünya’ya iniş sahnesinin 60’lı yılların dandik bilim-kurgu fimleri efektleriyle çekilmiş olması bir anda bütün kaygılarımı kenara attı ve sırtımı geriye yaslayıp ekran karşısında zevkten dört köşe olmamı sağladı. Yansıtılan o Tarantinesk hava, klasik western filmlerinden esinlenilmiş sahneler, yapılan müzik tercihleri, her ne kadar fiziksel olarak çizgi romandakilere benzemese de gerçekten iyi oyuncu seçimleri (Hala Jesse Custer karakterinin Matthew McConaughey tarafından canlandırılması için yaratıldığını düşünüyorum.) ve o evrenin küçük ekranda gerçek dünyaya uyarlanış şekliyle gerçekten geleceğe ümitle baktığımı söyleyebilirim fakat hala kesin bir karar vermek için çok çok erken olduğunu da unutmamak lazım…

Kutsal üçlünün güzel günlerinden bir anı...
Kutsal üçlünün güzel günlerinden bir anı…

Preacher, bu mahvolmuş Dünya’ya bir gerçeklik aynasından bakarak derinlere gömdüğümüz yalanlarımızı, tüm bu toplumun gerçek yüzünü görmek isteyenler için mükemmel bir çizgi roman ve eğer doğru uyarlanıp, Garth Ennis’in romanda anlatmış olduğu hikaye bitirilebilirse Breaking Bad’in bile tahtını rahatça sarsıp TV için yapılmış en iyi iş olma ünvanını alabilecek çok yüksek potansiyelli bir dizi. Okuyun, treni kaçırmadan izleyin… Pişman olmayacağınıza ve hatta beklentilerinizin her geçen gün katlanacağına eminim.

Yorumlar