Ana sayfa Star Wars Filmler Rogue One: Bir Star Wars Hikayesi – İnceleme

Rogue One: Bir Star Wars Hikayesi – İnceleme

PAYLAŞ

Rogue One’ı izledik ve incelemesini yapalım dedik. Dikkat! Yazının bundan sonrası SPOILER içermektedir. Filmi izlemediyseniz eğer, yazının devamına bakmayınız.

“Death Star was an inside job”

İngilizce “… was an inside job.” şeklinde güzel bir ifade vardır. Bir işin içeriden yapıldığından bahsetmek için yapılır. Daha önce Death Star’daki meşhur zayıf noktanın nedeni hakkında bir teori paylaşmıştık sizlerle. (Yazı için buraya tıklayabilirsiniz.)

Bu teorimiz tutmuş, filmi izlerken buna cidden sevindim. Death Star’ın zayıf noktasının artık mantıklı bir açıklaması var. Galen Erso’nun intikamını Luke Skywalker güzel alıyor cidden. Onu anlattığı sahnede gözlerim dolmuştu. (Sulugözün tekiyimdir…)

Gelelim filmin kendisine.

Filmin başında yazılar akmıyor. Bu bir eksiklik mi, iyi mi olmuş, kötü mü olmuş karar veremedim; çünkü filmden epey önce akan yazıların olmayacağından ve bu filmin bir “ara film” olmasından ötürü bu filmin daha farklı olması gerektiğini düşünüyorlardı. Bunu filmden önce bildiğimden ötürü bana çok koyduğunu söyleyemem, yine de… ufak bir boşluk hissetmedik değil. Sebebi de temelde, eskiden yapılmış tüm oyunlarda, en kenardaki köşedeki hikayeyi anlatan oyun bile o şekilde başlardı, Star Wars’un imzasıydı o açılış sahnesi. Tamamen bundan kaynaklanan bir durum.

Filmin açılışını cidden beğendim. Zaten Mads Mikkelsen gibi bir oyuncuyu yakından izledik. Küçük Jyn bile oynamıştı cidden. Tabii annesinin orada, öleceğini bile bile gelişi biraz değişikti ama öyle bir durumda sağlıklı düşünememesini anlamak mümkün.

Bundan sonra Rogue One yazısını gördük ve film başladı…

Filmin ilk yarısı olayları hazırlaması açısından çok iyiydi. Ufak tefek Bölüm IV göndermeleri vardı her yerde. (Bunun ayrı olarak yazısı sizlerle olacak, filmi tekrar izlememiz gerekiyor sadece)

Asıl beğendiğim kısma atlıyorum direkt: Asilerin de karanlık bir yüzü olabileceğini öğrendik. Yüzbaşı Andor’un “yürüyemeyecek” durumda olan arkadaşına “bir el atması” bile bazı şeyleri gösterdi. 18-19 yıldır süren karanlığın insanlar üzerindeki etkisini, iyi insanların da kötü şeyler yapabileceği gibi şeyleri gösterme çabası çok güzel işlenmişti. Rogue One ekibi de tatlış bir şekilde kurulmadı ne de olsa, ne birbirlerine güvendiler, ne de tamamen birbirlerine karşı dürüst oldular. Asilerin arasından nasıl teröristler çıktığını da görebildik. Sadece İmparatorluk’a karşı savaşmanın iyi olmak için yetmeyeceğini de…

Star Wars’un Legends’ında da, Canon’unda da (özellikle de romanlarda) oldukça grim hikayeler bulabiliyoruz. İyiyle kötünün arasındaki çizginin daha bulanık olduğu, kandan (kan derken anlayın işte) ve vahşetten nasibini almış pek çok hikaye görmüştük. Pek çok kişi asıl aradığı Star Wars ruhunu orada bulmuştu. Öyle her çocuğun okuyup keyif alabileceği tarzda hikayeler de değildi. Baş karakterler güvende değil, galaksinin kendisi bile güvende değildi asla. Bölüm VII: Güç Uyanıyor’da tam olarak bunu bulamadık. Filmi beğendik evet ama Rogue One çok başka olmuştu, daha ilk yarıda bunu anlayabiliyorduk.

Şunu söyleyebiliriz ki, ilk yarısı Güç Uyanıyor’dan iyiydi belki de.

Tabi bu biraz abartılı bir yorum, çünkü bir de işin içinde filmin ikinci yarısı var. İkinci yarı hakkında eleştiri yapmanın çok haddime olduğunu düşünmüyorum. Tek dileğim keşke Gareth Edwards daha çok Star Wars filmi yönetse, daha çok iş ona emanet edilse yönündeydi. İkinci yarı öyle iyi işlendi ki, Star Wars’u az bilen, çok bilen herkes filmden çıktığında “Acaba film bana mı fazlasıyla güzel geldi?” diye sordu. Pek çok arkadaşım bile bana “Kanka film niye bu kadar güzeldi ya?” şeklinde mesaj attılar. Biz, yani sinema salonundakiler, ise filmin tam bittiği anda alkışlamaya başladık.

İçimizde bir ukte kalmadı değil ama tabi. O da bu ekibi bir daha bir arada göremeyecek oluşumuzdu. Pek çok kişi Jyn Erso’yu “ikinci bir Katniss Everdeen” olarak bekliyordu. Cassian Andor da sanki bir “Kyle Katarn/Han Solo” çakması gibi olacaktı. Beklentiler ve görünürdeki eleştiriler bu yöndeydi. Ancak epey farklı olduğunu gördük. Özellikle de Yüzbaşı Andor’un. Böylesine farklı bir karakter olmasını beğendim. Jyn Erso’yu Felicity Jones canlandırdığı için objektif bir söz söylemem mümkün değil, o yüzden onu atlıyorum.

K2 adlı muhteşem droid kalplerimiz fethetti. Filmdeki espriler oldukça yerindeydi ve droidin esprileri cidden güldürdü bizi. Yapmacık veya zorlama değillerdi. O yüzden ayrıca beğendim.

Diğer karakterlerin hikayelerini daha çok görebilmek isterdik. Pilot Bodhi’nin ya da monk ağabeyimizin. Filmde eleştirilebilecek noktalardan biriydi tabii Chirrut. Çünkü ilk defa çekik gözlü biri var Star Wars’ta ve milletin ağzını burnunu kırıyor. Stereotype olmuş biraz… Yine de güzel olmuştu.

Uzay savaşına değinmek istiyorum biraz.

Bir Mon Calamari ve Hammerhead Corvette birleşince İmparatorluk’un nasıl titrediğini görmüş olduk. Tanıdık yüzler gördük. Red Squadron katıldı işin içine. Hatta Red Five’ın ölümünü özellikle gösterdiler.

Savaş oldukça özgündü. Onu özellikle beğendim. Savaşın çekimi de kurgusu da müthişti. Yani cidden bir savaş sahnesi bu kadar güzel olabilir miydi? Ki Scarif’in yüzeyinde olan savaş da bir o kadar güzeldi. Hani evet, biliyoruz, planlar çalınacak, Leia’nın eline gidecek, oradan da olaylar Yavin Savaşı’na kadar gelecek. Bunun pekala farkındayız ama peki neden Güç Uyanıyor’da olduğundan daha büyük bir heyecanla izledik o savaşı? İşte bunu da tüm ekibin başarısına bağlayabiliriz sanırım.

Filme girmeden evvel tüm Rogue One ekibinin öleceğini tahmin ediyorduk aşağı yukarı. Buna rağmen hepsinin teker teker düşüşünü görmek beni mahvetti izlerken.

Uzun lafın kısası…

Rogue One’a bayıldık. Gerçekten bayıldık. Şahsi kanaatim olarak net bir şekilde prequel filmlerden çok daha iyi olmuştu ve içimizdeki bir eksikliği kapatmıştı sanki. Oyunculuklarıyla, çekim kalitesiyle, CGI’ıyla adeta adamı mezardan kaldırıp oynattıkları Tarkin’iyle, filme cidden bayıldık.

Elbette Karanlık Lord Darth Vader’dan bahsetmeden geçmek olmaz. Lordumuzun üç sahnesi vardı ve üçü de birbirinden güzeldi. Özellikle son sahnesi… Orada kim kendinden geçmedi? Dark Lords of the Sith kitabının vücut bulmuş hali gibiydi zaten. Önce bir karanlık, sonra derinden gelen bir nefes sesi ve açılan ışın kılıcı… Hemen ardından da Darth Vader’ın korkutucu görüntüsü. Darth Vader’ın nasıl bir kötü adam olduğundan bahsetmiştik başka bir yazımızda. İşte bunu tam olarak, sinemada tekrar görmenin gururunu yaşıyoruz! Bu bir çocuk filmi değil, çünkü orada Darth Vader hunharca kaç tane iyi adamı harcadı ve sadece devam filminde o planların çalınmış olması gerektiği için Asileri elinden kaçırdı.

İyi bir arkadaşımın da dediği gibi: Death Star’ın zayıf noktasını bulana kadar Darth Vader’ın zayıf noktasını bulurdum ben olursam… Çünkü düşünün, bir adam var, siz yirmi kişisiniz, ona lazer silahlarıyla ateş ediyorsunuz, o ölmüyor ve siz ölüyorsunuz. Kesinlikle zayıflığının araştırılması gerek.

Biz beğendik filmi dostlar! Umarım bir sonraki filmler de bu tadı bırakır ağzımızda.

Yorumlar