Ana sayfa Middle Earth Filmler Rohan Beyi Théoden Hakkında

Rohan Beyi Théoden Hakkında

PAYLAŞ

Théoden, babasının üçüncü çağın 2980. yılında ölmesi üzerine Rohan tahtına oturmuştur.

Denir ki, tacı devraldığı gün, dağlardaki kötü kalpli yaratıklar silahlarını geride bırakarak birden ortadan yok olmuşlardır.

Théoden kral olunca diğer üç kız kardeşi arasında en sevdiği olan Théodwyn ile birlikte tahtını Edoras’a kurmuştur. Gençliğinin bir kısmını Gondor’da geçirmiş olan Théoden orada elf kanı taşıyan güzel bir kadınla evlenmiş, kraliçesi yapmıştır. Fakat kraliçe, oğulları Théodred’i doğururken hayatını kaybetmiştir.

Théoden, göreni etkileyen, güçlü, sağlıklı, çok çabuk ve iyi kararlar veren, halkının olabilecek en iyi koşullarda yaşaması için çok çabalardı. Kuşkusuz halk kralı çok seviyordu. Théoden’in hükümdarlığı sırasında kimse birinci kumandan unvanı almamıştır. Théoden, Rohirrim’e kendisi kumanda eder, öylelikle askerin morali hiç düşmez, zaten korkusuz olan bu halk krallarının da korkusuz bir şekilde yanlarında olmasıyla yenilmez ve cesur olurlardı. Kuşkusuz bunun en iyi örneği Pelennor Çayırları Savaşıdır.

Kılıcının adı Herugrim idi. Denir ki, Théoden bu kılıçla hangi orkun canını almayı arzularsa, o orkun Théoden’in gazabından kurtuluşu olmazdı.

Yüzük savaşları sürerken Théoden yaklaşık olarak 30 yıldır hükümdardı ve yaşının kendini göstermeye başlıyordu. Başdanışmanı ve aynı zamanda Saruman’ın ajanı olan Grima Solucandil’in yaptığı büyünün etkisi altında kararlarını veriyordu ve bu onu bir kuklaya çevirmişti. Bu dönemde Grima Solucandil’in aracılığıyla Saruman’ın otoritesi oldukça güçlenmiştir. Rohan orduları da Isengard’daki Saruman’ın emrinde bulunan orklarla ve güneylilerle tekrar çatışmaya başlamıştı ve Rohan tahtının varisi Théodred, Saruman’ın orklarıyla yaptığı Isen Sığlıkları Savaşı’nda ölümcül olarak yaralanınca, yeğeni Éomer’i varisi ilan etmiştir.

Théoden oğlunun ölümüne çok üzülmüştür ve hepinizin bildiği “Babalar oğullarını gömmemeli.” sözünü söylemiştir. Zira barışta çocuklar babalarını, savaşta ise babalar oğullarını gömer.

Théoden doğru düşündüğü şeyi yaptı ve Rohan halkını Helm’s Deep’e götürerek atalarının oradaki dağlara oydukları mağaralarda onların güvenliğini sağlamak istedi. Yola çıktıklarının ikinci günü gece vakti Isen Geçidindeki çatışmalardan sağ çıkan bir adam onlara yaklaşarak Éomer’i sordu, Isen’de olanları anlattı. Kral bu adamın etrafını çeviren kişilerin arkasında kendisini göstermeden olanları dinledi, adam hiç umut olmadığını ve Edoras’a dönmeleri gerektiğini söyledi ve tekrar Éomer’i sordu ama bu sefer kral gizlendiği yerden çıktı. Adam bir hayli şaşırmıştı, özür dileyerek kılıcını krala sundu ve kral o adama yanında yol alması için at verdirdi. Olanları baştan sona duyan Théoden Kral, derhal adamlarına yardım etmeye gitmesini söyledi fakat Gandalf bunun yanlış bir hareket olacağını bildiğinden “Sür atını Théoden! Helm’s Deep’e sür atını! Isen Geçitlerine gitme ve ovada oyalanma! Bir süre sizden ayrılmam gerekecek. Gölgeyele ve ben çok acil bir işe gidiyoruz.” dedi ve oradan ayrıldı. Amacı Erkenbrand’ı ve onun ordusunu bulmaktı.

Théoden ve maiyeti de kaleye doğru yola çıkmıştı. Bu sırada Saruman, aynı zamanda on bin kişilik Uruk-hai ve içlerinde dağ insanlarının da olduğu büyük bir orduyu Helm’s Deep’e yolladı. Ordu yanında ateş de getiriyordu ve yoldan geçtikleri her çiftlik, ağaç ve köyleri talan edip her şeyi yakıyorlardı. Neyse ki Helm’s Deep’te bin piyade ve bir sürü erzak, hayvan ve hayvan yemi stoklanmıştı. Helm’s Deep neredeyse zapt edilemez bir kaleydi ve daha önce ele geçirilememişti.

Birçok yerinde içlerinden ok atılabilecek delikler vardı. Bu mazgallı siperlere Boruşehir’in ( Buranın bir diğer adı da Boruşehir’dir, böyle denmesinin nedeni kalede büyük bir boru inşa edilmiştir ve bu boru çalındığında düşman korkudan titrer bütün vadi bu sesle kaplanırdı. ) dış avlularındaki bir kapıya inen bir merdivenle ulaşabiliyordu; gerideki Helm’s Deep’in surlarına da üç kat merdivenle gidilebiliyordu; fakat ön yüzü dümdüzdü surun en tepesi, denizin oymuş olduğu bir uçurum gibi havada asılı kalıyordu. Gimli, kaleye geldiğinde buraya hayran kalmıştı, Yüzük Savaşları bitince Helm’s Deep’e gelip buranın onarılmasına yardım etmiştir ve Parıldayan Mağaraların Efendisi olmuştur.

Gece yarısında gökyüzü tamamen kararmıştı ve yağmur yağacağı barizdi. Bu sırada vadide yağmur başladı. Pirinç borular öttü, düşman saldırmaya başladı. Fakat saldırıların en yoğun olduğu yer Helm’s Deep kapısıydı, kapıya giden rampaya en iri Uruk-hailer ve Dunland kırlarının en vahşi adamları saldırıyordu. Kapı çok sıkı korunuyordu, oklar yağmur gibi düşmana yağıyor, düşman saldırıyor oklar üstlerine yağıyor ve dağılıyorlar sonra tekrar toplanıp yine saldırıyorlardı. Her seferinde daha ileriye geliyorlardı ve arkalarında okçu da getiriyorlardı. Bu okçular Rohanlı adamlara zor zamanlar yaşatıyordu. En sonunda kapıya varan düşman, yanlarında getirdikleri kalaslarla kapıya kuvvetle vurmaya başladılar.

Sesleri duyan Aragorn ve Éomer kapıya doğru yönelip, kalenin içinde surun batı tarafında, köşedeki küçük yan kapıyı kullanıp dışarıya atladılar. – Filmde Aragorn’un Gimli’yi fırlattığı kapı. Okuduğunuz üzere orada olan Gimli değildir. ) Aragorn ” Dúnedain adına Andúril “, Éomer ise “Yurt adına Guthwine!” naraları atıyordu. – Andúril ve Guthwine ikisinin de kılıçlarının adları – Düşman kapıdan sürülmüştü. Fakat geri geleceklerdi çünkü kapıda büyük tahribat vardı. Buranın düşmesi an meselesiydi. Bu sırada Uruk-hailer sinsice Helm’s Deep’in tek zayıf noktası olan su birikintisinin çıktığı küçük mazgalı patlatarak surda büyük bir gedik açmıştır.

Théoden Kral ve Aragorn hisarda mahsur kalan adamlar ile beraber at sürmeye hazırlanıyordu. Şafağın sökmesine az kala büyük bir sesle Uruk-hailer irkilmişti. Korkunç bir biçimde Helm’s Deep’in borusu ötüyordu. Uruk-hailerin çoğu kendilerini yüzüstü yere atıp pençeleriyle suratlarını kapadı. “Miğfer!” diye bağırıyordu Rohan Süvarileri. “Miğfer uyandı ve savaşmak için geri geliyor. Théoden Kral için Miğfer geliyor!” ve Théoden Kral geldi. Atı kar gibi beyazdı, kalkanı altındandı ve mızrağı uzundu. Bir tarafında Aragorn vardı, Elendil’in varisi; onun arkasında Genç Eorl Hanedanından beyler geliyordu. Gökyüzü aydınlandı, gece uzaklaştı. “İleri Eorloğulları!” büyük bir gürültüyle saldırdılar. Isengard orduları arasından otların arasındaki yel gibi geçip gittiler. Arkalarında Helm’s Deep’ten, mağaralardan çıkan ve düşmanı süren adamların naraları duyuluyordu. Atını sürmeye devam etti  Théoden Kral ve yoldaşları. Önlerindeki komutanlar ve savaşçılar düşüyor ya da kaçıyordu.

O gün orada onların karşısında ne bir ork ne de bir insan durabildi.

Orada aniden tepenin sırtından bir atlı belirdi; beyazlara bürünmüştü doğan güneşle parlıyordu. Daha alçak tepelerde borular çalınıyordu. Onun gerisinde yamaçtan aşağı aceleyle inen bin kadar piyade vardı; kılıçları da ellerindeydi. Tam ortalarında uzun boylu ve güçlü bir adam yürüyordu iri adımlarla. Süvariler “Erkenbrand!” diye bağırdı. “Ak Süvari’ye bakın!” diye bağırdı Aragorn. “Gandalf yine geldi! Mithrandir!” dedi Legolas. Batıağıl’ın efendisi Erkenbrand tepelerden sıçradı. Aşağı sıçradı Gölgeyele, dağlarda kendinden emin adımlarla sıçrayan bir ceylan gibi. Ak Süvari tepelerine indi, onun gelişinin yarattığı dehşet düşmanı çıldırtmıştı. Helm’s Deep Savaşı sona ermiş kesin Rohan mutlak bir zafer kazanmıştı.

uzun versiyonunu ve ikinci partını burada bulabilirsiniz 🙂

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry