Ana sayfa Harry Potter Filmler Rowling’in Kaleminden Kuzey Amerika’da Büyücülük

Rowling’in Kaleminden Kuzey Amerika’da Büyücülük

PAYLAŞ

Kuzey Amerika’da Büyücülük, sihir dünyasının geçmişinin karanlık yüzlerine ışık tutuyor!

Kuzey Amerika’nın Büyücülük Tarihi, kıtadaki sihrin nasıl geliştiği, “Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?”ın temeline uzanan; J.K Rowling’in yazdığı, 4 parçadan oluşan Kuzey Amerika’nın Büyücülük Tarihi’ni sizler için çevirdik! Newt Scamander beyaz perdeye düştüğünde; siz filme çoktan hazır olmuş olacaksınız!

 

PARÇA 1

Avrupalı kaşifler kıtaya ilk ulaştıkları zaman “Yeni Dünya” diye adlandırmış olsalar bile, büyücüler Amerika’yı Muggle’lardan çok daha uzun süredir biliyorlardı(Not: her milletin Muggle sözcüğünü karşılayan bir ismi olduğu sıralarda; Kızılderililer argoda No-Maj yani No-Magic(Sihirsiz) terimini kullanıyordu). Sihirle ulaşımın çeşitliliğiyle birlikte, süpürgeler veya cisimlenmek gibi, en uzak yerlerdeki sihir toplulukları bile Orta Çağlardan beri iletişim halinde bulunabiliyordu.

Avrupalı No-Maj’lar 17. yy’da Amerika’ya göç etmeden önce bile Amerika, Afrika ve Avrupa büyücü toplulukları birbirinden haberdardı. Aralarında birçok benzerlikler olduğunun uzun zamandır farkındalardı. Kesinlikle ‘büyülü’ olan aileler, ya da beklenmedik şekilde şimdiye dek içinden hiçbir büyücü ya da cadı çıkmayan ailelerdeki sihirler… Büyücüler ve büyücü olmayanların sayılarındaki oran, nerede doğarlarsa doğsunlar, istikrarını korumaktaydı. Bazı büyücüler kızılderili şifacısı olup ün kazandıklarından, avcılıkta göze çarpmalarından vb. sebeplerden dolayı yerel kızılderililer tarafından kabul edilmiş, hatta övgüler bile yağdırılmıştır. Bununla birlikte bazı büyücüler de, halkın inançları gereğince, kötücül ruhlar tarafından çarpılmış damgası yemiştir.

Kızılderililerin efsanesi olan ‘deride gezen’ adı verilen kötü cadı ya da büyücüler istedikleri zaman hayvana dönüşebiliyorlardı. Kızılderililerce bu efsane, animagi adı verilen bu cadı ya da büyücülerin bu dönüşümleri yapabilmek için gereken şeyin yakın aile üyelerinin bu uğurda feda edilmesi gerektiğiydi. Oysa Animagilerin çoğunun dönüşümleri yapmasının sebebi zulüm ve işkencelerden kaçmak veya kabilesi için avlanmak uğrunaydı. Bu aşağılayıcı dedikoduların çoğunun sahibi ise, sihirli güçleri olduğu hakkında palavra yapan ve bunun açığa çıkmasından korkan kızıl derili doktor olan bir “No-Maj”dı.

Kızılderili büyücüler bitki ve hayvan büyülerine doğuştan yetenekliydi. Yaptıkları iksirler Avrupa’ya göre çok daha ilerideydi. Avrupalı ve Kızılderili büyücülerin büyü konusundaki en büyük farkları ise, asaların yokluğuydu.

Asalar Avrupa kökenli çıkmıştır. Asalar büyüleri daha kesin sonuçlu ve güçlü kılmak amacıyla yapılmışken, aslında en harika cadı ve büyücülerin asasız büyü yapabildiklerine dair bir inanışları vardır.

Kızıl derili Animagi ve iksir-yapımcılarının da ispat ettiği gibi, asasız büyüler bir çok karmaşıklığa sebep olurken, aynı zamanda biçim değiştirme ve tılsımlar da onlarsız çok zordur.

 

PARÇA 2

 

On Yedinci Yüzyıl ve Ötesi
Sihirsiz Avrupalıların Yeni Dünya’ya göçünün başlamasıyla birlikte daha fazla Avrupa asıllı cadı ve büyücü Amerika’ya yerleşmeye geldi. Sihirsiz meslektaşları gibi onların da kökenlerinin bulunduğu ülkeleri terk etmek için pek çok nedenleri vardı. Bazıları macera arayışına çıksa da çoğu, bazen sihirsizlerin zulümlerinden, bazen kendileri gibi cadı veya büyücülerden, bazen de sihir yetkililerinden kaçıyordu. İkinciler sihirsizlerin çoğaldığı yerlere uyum sağlamayı veya Avrupalı kardeşlerini konuksever ve koruyucu bir şekilde karşılayan Yerlilerin arasında saklanmayı tercih ettiler.

Bununla birlikte başından beri, Yeni Dünya’daki ortamın eskisine göre cadı ve büyücüler işin daha acımasız olacağı ortadaydı. Bunun için üç ana sebep vardı.

Öncelikle, sihirsiz meslektaşları gibi onlar da kendilerinin sağladıkları dışında kısıtlı imkanlarla gelmişlerdi. Memleketlerinde ihtiyaçları olan iksirleri bulmaları için yerel bir eczacıya  uğramaları yeterliydi, burada ise bilmedikleri büyülü bitkileri kendi kendilerine karıştırmak zorunda kalıyorlardı. Kurulu bir asa yapımcısı yoktu ve de bir gün dünyanın en büyük sihir kuruluşlarından birisi haline gelecek Ilvermorny Cadıcılık ve Büyücülük Okulu, o zamanlar iki öğrenci ve iki öğretmenden oluşan kaba bir barakadan başka bir şey değildi.

İkinci olarak ise No-Maj’ların, büyücülerin yurt olarak seçtiği bölgelere yerleşerek büyücü olmayanların popülasyonunu arttırmasıydı. Sadece göçmenler ve Kızılderililer arasındaki artan gerginlikler bile sihir topluluğuna bir darbe gibi indi, dini inançlarıyla birlikte en ufak bir sihre bile müsamaha göstermez oldular.Tutucu Protestanlar ise gizemli olan en küçük bir olayda onları suçlayabildiklerinden memnunlardı. Yeni Dünya’nın cadı ve büyücüleri ise onlara karşı sürekli tetikteydi.

Son olarak ve büyük ihtimalle sihirbazların Kuzey Amerika’da karşılaştığı en büyük problem ise, Scourer denen gruplardı. Amerika’daki büyücü topuluğu küçük, gizemli ve dağınık halde bulunduğundan henüz bunun hakkında bir yürürlülük konmamıştı. Bu boşluktan yararlananlar ise çeşitli milletlere mensup, vicdansız; ücretle iş yapan büyücü grupları olan Scourerlar idi. Bu gruplar, en korkulan, en vahşi görevleri bile kabul eder; sadece bilinen suçluları değil, altın elde edebilme ihtimali varsa herhangi bir kişinin bile peşine düşebilirlerdi.Zaman geçtikçe, Scourer’lar giderek yozlaşıyordu. Kendi büyücü devletlerinin hükümlerinden uzakta, bir sürü güç sevdasına ve zalimliklere göz yumuldu, haksızlığa uğranıldı. Böyle Scourerlar öylesine kan akıtmayı ve işkenceyi seven insanlardı ki, kendi yandaşlarının ticaretini yapıyorlardı.

gfds
Ilvermorny Sihirbazlık Okulu

Scourerların sayısı Amerika’da, 17. yüzyılın sonlarına doğru çok fazla artmıştır ve sihirli gücü olmayan ahmak insanları kandırıp ödül alabilmek için büyücüler gibi No-Maj’ların da masum olup olmamalarına dikkat etmemişlerdir.

Ünlü Salem Cadı Mahkemeleri 1692-93 yıllarında büyücüler topluluğu için bir trajediydi. Sihir tarihçileri, Amerika’da sözde Protestanların kan davalarını devam ettirebilmek için en azından iki Scourer tuttuklarını kabul etmişlerdir. Gerçekten cadı olup ölenlerin sayısı, masum olmalarına rağmen tutuklananlardı. Geri kalanları ise yalnızca  genelleşen kana susamışlığa ve isteriye yakalanan No-Majlar idi.

Salem olayı büyücü topluluğu için trajik hayat kayıplarının çok daha ötesinde bir nedendi. Birçok büyücü ve cadının Amerika’ya kaçması için etkili bir nedendir ve bir o kadarı da oraya yerleşmeye karşı çıkmıştır. Bu olay büyücü popülasyonunun Kuzey Amerika’da; Avrupa, Asya ve Afrika’ya göre çok daha fazla çeşitli olmasına yol açtı. Yirminci yüzyılın başlarına kadar, Amerika’daki cadı ve büyücü popülasyonu diğer kıtalara göre daha azdı. Protestan ve Scourerlardan haberci olan safkan büyücü aileler ise Amerika’ya nadiren göç etmiştir. Bu da demektir ki No-Maj doğumlu cadı ve büyücülerin yüzdesi Kuzey Amerika’da herhangi bir yerden çok daha fazlaydı. Bu cadı ve büyücüler evlenip kendi büyücü ailelerini edinmek için Amerika’ya gittiklerinde, safkan ideolojisi Avrupa’ya göre Amerika’da çok daha az ilgi görmüştür.

Belki de Salem’in en büyük etkisi 1963’de Amerika Birleşik Devletleri Sihir Meclisi’nin kurulmasıydı, No-Maj’ların kurduğu devletten daha önce kurulmuştur. Amerikalı cadı ve büyücüler tarafından daha çok kısaltma olarak MACUSA olarak bilinen(genellikle Macuuza diye okunmaktadır). MACUSA’nın kuruluşu Amerikalı büyücülerin ilk defa bir araya gelip kendileri için yasa oluşturdukları, diğer ülkelerdeki gibi etkin olarak içinde No-Maj’ların da bulunduğu yeni bir dünya kurmuşlardır. MACUSA’nın yaptığı ilk şey ise kendi türüne ihanet eden Scourerların yargılanmasıydı. Bu; cinayetten, büyücü ticaretinden, işkence ve diğer tüm zalim davranışlarından doları suçlu hükmü verilenlerin idamıyla sonuçlandı.

En bilinen birkaç tane Scourerlar ise adaletten kaçmışlardır. Uluslararası alanda tutuklanacakları için, temelli No-Majların içine karışmayı tercih ettiler. Bazı Scourerlar ise, gizliliklerini korumak için sihirsizlerle evlendiler ve kurulu ailelerin olduğu yerlerdeki sihirli çocukların sihirsiz yavruların iyiliği için ayıklandığı görüldü.

Kendi toplumunu dışlayan kinci Scourerlar ise kendi türünden olanları teslim edip sihrin gerçek olduğunu, ve bir inanca göre cadı ve büyücülerin nerede görülürse görülsün yok edilmesi gerektiğini söylemiştir.

Amerika sihir tarihçisi Theopfilus Abbot, birkaç büyüye inanan ve ondan nefret eden aileleri tanımlamıştır. Bu anti-sihir inançları ve hareketleri biraz da Scourerların, Amerikan No-Majların diğer popülasyonlara aptal yerine konması ve gözlerinin boyanmasının daha zor olmasından kaynaklanıyor olabilirdi. Bu amerikan büyücülük topluluğunun yönettiği yerlerde geniş kapsamlı tepkiler çekmiştir.

 

PARÇA 3

Rappaport Yasası

1790 yılında, MACUSA’nın on beşinci Başkanı Emily Rappaport, Büyücülük ve No-Maj topluluklarının tamamen ayrılması için bir yasa tasarladı. Bu, Uluslararası Gizlilik yasasının en ciddi ihlallerinden birini izledi ve Uluslararası Büyücüler Konfederasyonu tarafından MACUSA’ya aşağılayıcı bir sansüre neden oldu. Bu durum daha ciddiydi çünkü ihlal MACUSA’nın kendisinden geliyordu.

Kısaca, felaket başkan Rappaport’un güvenilir Hazine ve Dragots koruyucusunun kızını içeriyordu (Dragot, Amerikan büyücü parasıdır ve Dragots’un koruyucusu başlıktan da anlaşılacağı gibi, Hazine Sekreteri ile eşdeğerdir. Aristo Twelvetrees yetkili bir adamdı, ama kızı Dorcus  güzel olduğu gibi anlaşılmazdı. O Ilvermorny’de vasat bir öğrenci olmuştu ve babasının yükselişi sırasında neredeyse hiç büyü yapmadan evde yaşıyordu; elbiselerine, saçlarına ve partilerinin düzenlenmesine konsantre oluyordu.

Bir gün, yerel bir piknikte, Dorcus Twelvetrees, Bartholomew Barebone adında yakışıklı bir No-Maj’a aşık oldu. Dorcus’un haberi olmasa da Bartholomew, Scoruer soyundan geliyordu. Ailesinde kimse büyüye sahip değildi, ancak büyü hakkındaki inancı kesin ve sarsılmazdı, tüm cadılar ve büyücülerin şeytani olduğuna inanıyordu.

Tehlikeden tamamen habersiz, Dorcus; Bartholomew’un “küçük oyunlar”ına olan kibar ilgisini olduğu gibi kabul etti. Sevgilisinin saf soruları aracılığıyla, MACUSA ve Ilvermony’nin gizli adreslerini ve Uluslararası Büyücüler Konfederasyonu hakkında bilgileri ve bu organizasyonların büyücülük topluluğunu gizlemeye ve korumaya yönelik kullandığı yollar hakkındaki bilgileri verdi.  

Dorcus’dan olabildiğince çok bilgi topladıktan sonra, Bartholomeos, onun nazikçe gösterdiği asasını çaldı ve bulabildiği kadar çok basın mensubuna bunu gösterdi, silahlı arkadaşlarını topladı, çevredeki tüm cadı ve büyücülere işkence etmeye ve ideal olarak, öldürmeye yola koyuldu. Bartholomeos ayrıca cadılar ve büyücülerin toplandığı adresleri veren broşürler bastı ve tanınmış No-Maj mektuplar gönderdi, bazıları “gizli kötülü partiler”inin gerçekten anlatılan yerlerde olup olmadığını araştırma gerekliliği hissetti.

Amerika’da büyücülüğü ortaya çıkarmak misyonu ile Bartholomew Barebone, sihirbaz olduğunu düşündüğü grubu basarak kendini aştı. Fakat onların, izlediği şüpheli bir binadan çıkan şanssız No-Maj’lar olduğu ortaya çıktı. Neyse ki kimse ölmedi ve Bartholomew MACUSA işinin içine karışmadan tutuklandı ve hapse atıldı. Bu Dorcus’un düşüncesizliği ile uğraşan MACUSA için çok büyük bir rahatlama oldu.

Bartholomew broşürlerini ortadan kaldırdı, birkaç gezere Dorcus’un asasını gösterecek kadar ciddiye aldı ve kullanılırsa “sert bir tekme” etkisi yaratacağını yazdı. MACUSA binasında ilgi o kadar yoğunlaşmıştı ki, binayı taşımak zorunda kalmışlardı. Başkan Rappaport bir kamu soruşturmasında Uluslararası Büyücüler Konfederasyonuna anlatmak zorunda kaldıysa da, Dorcus’un bilgilerine sahip olan herkesin “Obliviate” ile hafızasının silindiğinden emin olamadı. Kaçak o kadar ciddi olmuştu ki, etkileri uzun yıllar hissedilecekti.

Büyülü toplumda çoğu onun ömür boyu hapis ya da idamını desteklese de, Dorcus sadece bir yıl hapiste kaldı. İyice rezil, tamamen çökmüş olarak, değişik bir büyücü topluluğuna katıldı ve son günlerini inzivada, bir ayna ve papağanı en sevgili arkadaşları seçerek geçirdi.

Dorcus’un düşüncesizliği Rappaport’un yasasının oluşmasına neden oldu. Rappaport yasası No-Maj ve büyücü toplulukları arasında kesin bir ayrıma zorladı. Büyücülerin artık No-Maj’lar ile arkadaşlık kurmaya ve evlenmeye izni yoktu. No-Maj’lar ile ilişki kurmanın cezaları ağırdı. İletişim ise sadece günlük aktiviteler için geçerli olan düzeye indirgenmişti.

Rappaport yasası, Amerika büyücü dünyası ve Avrupa arasında kültürel farklılığı artırdı. Eski Dünyada, No-Maj hükümetler ve büyücülükteki eşdeğerleriyle her zaman gizli bir işbirliği ve iletişim olmuştur. Amerika’da MACUSA, No-Maj hükümetlerden tamamen ayrı hareket etmiştir. Avrupa’da adılar ve büyücüler No-Maj’lar ile evlenebilir ve arkadaş olabilirken, Amerika’da No-Maj’lar giderek düşman olarak görülmüştür. Kısacası Rappaport yasası, zaten alışılmadık şüpheli No-Maj popülasyonu ile uğraşan Amerikan büyücüler topluluğunu daha derine sürüklemiştir.

north-american-wizardry4-850x364

MACUSA

PARÇA 4

1920’lerde Amerika’da Büyücülük

Amerika’daki büyücüler, No-Maj yurttaşların ezici bir çoğunluğu katkılarından habersiz olsa da, 1914-1918 arasında Birinci Dünya Savaşı’nda üstlerine düşen görevi üstlendiler. İki tarafta da büyülü topluluklar olduğu için, çabaları tek başına belirleyici değildi, fakat büyülü düşmanları yenerek, daha fazla kaybı önleyen birçok başarı kazandılar.

Bu ortak çaba MACUSA’nın No-Maj/büyücü ilişkisi hakkındaki tutumunda yumuşamaya yol açmadı ve Rappaport yasası geçerliliğini korumaya devam etti. 1920’lerde ABD büyücü topluluğu, Avrupa’daki eşdeğerlerine göre daha fazla gizlilikte var olmaya alışmıştı ve eşlerini katı bir sınırlama ile kendi aralarından seçmeye de alışmıştı.

Dorcus Twelvetrees’in Gizlilik Kanunu’nu ihlali büyülü dile girmişti ve hatta “Dorcus” aptal veya beceriksiz kişi anlamında kullanılan bit argo olmuştu. MACUSA, Uluslararası Gizlilik Kanunu’na uymayanlara ağır cezaları devam ettiriyordu. MACUSA ayrıca hayaler, poltergeistler ve fantastik yaratıklar gibi büyülü olayları Avrupa’ya göre daha az tolere ediyordu, çünkü bu tür yaratıklar, No-Maj’ları büyünün varlığı konusunda haberdar etmek açısından risk teşkil ediyordu

1892 Büyük Sasquatch İsyanı sonrasında, MACUSA merkezi, tarihinde beşinci kez Washington’dan New York’a taşındı ve 1920lerde orda kaldı. O dekadın bakanı Savannah’dan ünlü yetenekli cadı Seraphina Picquery’di.

1920’lerde Ilvermony Cadılık ve Büyücülük Okulu neredeyse 200 yıldan fazladır mevcuttu ve dünyadaki en iyi sihir eğitim kurumlarından biri sayılıyordu. Ortak eğitimin bir sonucu olarak, tüm cadı ve büyücüler asa kullamakta yeterliydi.

  1. yüzyılın sonunda çıkan mevzuat ile Amerika’daki büyücülük topluluğundan herkesin “asa izni” taşımasını gerektiriyordu, böylece tüm büyülü aktiviteleri ve asalar ile faaliyeti yapanların belirlenmesi planlanmıştı. Ollivander’ın rakipsiz kabul edildiği İngiltere’nin aksine, Kuzey Amerika’da dört büyük asa yapımcısı vardı.

Choctaw asıllı olan Shikoba Wolfe, Thunderbird (Thunderbird, anka kuşu ile yakından ilişkili ilgili büyülü bir Amerikan kuşu) kuyruk tüyleri içeren oyma asalar ile ünlüydü. Wolfe değneklerine genellikle hükmetmesi zor olsa da, son derece güçlü kabul edilmişlerdir. Özellikle biçim değiştirenler tarafından istenilmiştir.

Johannes Jonker, No-Maj babası başarılı bir dolap üreticisi olan bir Muggle doğumlu sihirbaz, zamanla başarılı bir asa yapımcısı oldu. Asaları çok talep ediliyor  ve anında tanınıyordu, genelde inci-özlü kakmaları mevcuttu.Birçok çekirdek ile denedikten sonra Jonker’ın tercih ettiği büyülü malzeme Wampus kedi tüyü oldu.

Thiago Quintana’nın şık ve genellikle uzun asaları büyülü dünyada dalgalanmalara neden oldu, her birinin Arkansas’ın Beyaz Nehir Canavarı’nı sırtından olan tek saydam omurgası vardı ve kuvvetli ve zarif büyüler üretiyordu. Aşırı avlanma ile canavarların yükeneceği ilgili korkular, sadece Quintana’nın onları cezbetmenin sırrını bildiği kanıtlanınca azaldı, ve bu sırrı ölümüne kadar sakladı, bu nedenle Beyaz Nehir Canavarlarını içeren omurgaların üretimi durdu.

New Orleans’ın ünlü asa yapımcısı, Violetta Beauvais, yıllarca asalarının gizli çekirdeğini (bataklık mayhaw ağacı ahşabından) söylemeyi reddetti. Sonunda Rougarou ve Louisiana bataklıklarında dolaşan tehlikeli köpek başlı canavarın tüyünü içerdiği tespit edilmiştir. Kanın vampirleri çektiği gibi, Beauvais asalarının da Karanlık Büyüyü çektiği söylenir, yine de birçok Amerikan Büyücü kahraman 1920’lerde savaşa Beauvais asalarıyla girmiştir ve ve Başkan Picquery’ninde birine sahip olduğu bilinmektedir.

1920’lerin No-Maj toplumunun aksine, MACUSA cadı ve büyücülerinin alkol kullanım izni vardı.Bu politikanın birçok eleştirisinde, ayık No-Majların arasında cadı ve büyücüler oldukça ilgi çekici olduğu vurgulanıyordu. Fakat, nadir iyi yürekli anlarından birinde, Başkan Picquery Amerika’da sihirbaz olmanın zaten yeterince zor olduğunu söylediği duyuldu. Kurmay Başkanı’na söylediği gibi “Gigglewater” tartışılamazdı.

 

Kaynak: Pottermore

Yorumlar