Ana sayfa Dizi / Film Se7en (Sinema Klasikleri Serisi) #3

Se7en (Sinema Klasikleri Serisi) #3

PAYLAŞ

İncil’e göre günahlar; “Yaratılanın, Yaratıcı’nın Yasası’na isyan etmesidir”. Derecesi ne olursa olsun bütün günahlar, Tanrı’nın yasasının ihlal edilmesi anlamına gelmektedir.(bkz. Eck 1907: 77-86).

Zodiac, Fight Club, Social Network ve Gone Girl gibi filmlerden tanıdığımız David Fincher’ın, dünya çapında ünlenmesine sebep olan filmi Se7en incelemesiyle karşınızdayız. Başrolünü Brad Pitt ve Morgan Freeman’nın paylaştığı, senaryosunu Andrew Kevin Walker’ın kaleme aldığı film; şehre yeni tayini çıkmış genç dedektif David Mills(Brad Pitt) ve şehirde 35 yıldır görev yapan yaşlı kurt William Somerset‘in(Morgan Freeman) azılı bir seri katili yakalamaya çalışırken başlarından geçenler anlatılıyor. İlk bakışta klasik bir Amerikan polisiyesi gibi görünse de, Se7en klasik polisiyelerden çok çok farklı bir yapım. Çizdiği seri katil portresi, o döneme kadar zihinlere işlenmiş seri katil düşüncesinden çok farklı boyutlarda. Katilin her işlenilen suçun, attığı her adımın üzerinde ustaca düşünülmüş bir senaryo söz konusu. Keza dedektiflerimizi ikili ilişkileri ve karakterleri de çok iyi işlenmiş.

Katilin ana temasında İncil’de geçen 7 tane ölümcül günah var. Bunlar kibir, açgözlülük, şehvet, öfke, haset, tembellik ve oburluk. Hikayemizde işlenilen cinayetlerin bütün motivasyonu bu günahlar üzerine kurulu. Şimdi kendinizi David Mills(Brad Pitt)’in yerinde düşünün, yeni bir şehre transfer olmuş genç bir polissiniz. İlk vakıanız Obur bir adamın evinde ölü bulunması. Ne düşünürdünüz? Aklınıza gelecek ilk ihtimal; yemek yerken fazla yiyerek damarlarını şişmesi ve akabinde kalp krizinden hayatını kaybetmesi olurdu değil mi? İşte burada 35 yıldır aynı şehirde dedektiflik yapan William Somerset(Morgan Freeman) araya giriyor ve  35 yılın verdiği tecrübe ile bu olayın bir cinayet olduğunu fark ediyor. Ertesi gün çok farklı bir yerde başka bir cinayet işleniyor. Peki bunların bağlantıları var mı? Eğer var ise nasıl bir bağlantı? Neden çok farklı olan bu iki kişi? Diye akıp gider bu sorular…

Film 1995’de çekilmesine rağmen bir çok yeni çıkan filmden daha güzel kamera açıları vardı. Bu da onu şaheser dememizin nedenlerinden birisi. David Fincher’ın ustalığına ilk kez şahit olmaya başladığımız dönemler. Gerçi Se7en’dan 3 yıl kadar önce Alien 3 ile dikkat çekmeyi başarsa da, filmin beğenilmemesi bu yeteneğinin o dönem pek akılda kalmamasına sebebiyet verdi diyebiliriz.

Diyaloglar ise tam anlamıyla muhteşem. Buna Brad Pitt , Morgan Freeman ve her ne kadar adını anmak istemesek de Kevin Spacey’in oyunculukları da eklenince ortaya muazzam bir eser çıkıyor haliyle. Bu arada Iron Man ile popülaritesini arttıran Gwyneth Paltrow’un da ilk dikkat çektiği film diyebiliriz.

Her güzel filmde olduğu gibi bu filmde de olumsuz birkaç durum söz konusu. Özellikle 5. günahı daha güzel işleyebilecekleri kanaatindeyim. Filmin gizemli ve her adımı hesaplı havasını çok dağıtan bir hamle olmuş diyebiliriz. Sanırım senaryoda aceleye gelmiş bir kısım. Diğer olumsuz yanı ise filmin fazla uzun olduğunu düşünen David Fincher’ın  bazı sahneleri kesip atması. Bu harika şaheser için en büyük kayıp budur diyebiliriz.

Yazımın sonunda William Somerset’in lafından alıntı yaparak bitirmek istiyorum.” Ernest Hemingway şöyle yazmış, “Dünya güzeldir ve uğrunda yaşamaya değer.” Ben ikinci kısmına katılıyorum.”

 

 

 

 

 

 

Yorumlar