Ana sayfa Star Wars Animasyonlar Son Jedi : Luke Skywalker

Son Jedi : Luke Skywalker

PAYLAŞ
“Gecenin en karanlık anı şafaktan önceki andır.”

Luke Skywalker, Tatooine gezegeninde bir çiftçi çocuğu olarak büyüdü. Anne ve babasını kaybetmiş bir çocuktu. Bildiği kadarıyla hayatta olan tek akrabaları ona sürekli anlamsızca kısıtlamalar koyan amcası Owen ve annesi gibi sevdiği yengesi Beru’ydu. Her zaman çok daha farklı hayalleri olsa da, bir çiftçi olarak yetiştirilmişti.

Mütevazı hayatındaki en büyük amacı, pilotluk yeteneklerini geliştirebileceği bir akademiye gitmek ve maceralı bir yaşam sürmekti. Amcasının aldığı droidlerden birini kaybedince, azar işitmemek için droidin peşine düştü ve o gün basit bir çiftçi çocuğu olduğunu zanneden genç Skywalker’ın hayatı değişti. O son umuttu. Jedi’ın, Cumhuriyet’in, isyanın ve hatta öldü zannettiği babasının kurtuluşunun son umudu.

 

Ahch-To gezegeninde sürgün hayatına devam ederken, artık yaşlanmış anılarını gözden geçirdi Usta Skywalker. Bu antik Jedi tapınağında yüz binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen hala Güç’ün yoğunluğunu hissedebiliyordu. Aydınlığın verdiği güç ve huzur tapınağın her yerini kaplamış gibiydi. Belki de bu huzur sayesinde uzun zamandır acı ve harap içine olsa da geçmişe dönüp baktığında, güzel günlerinin de geçtiğini düşündü. Bu duyduğu his belki de geçmişe özlemdi. Belki de fazla optimist düşünüyordu. Duyduğu his o kadar güçlüydü ki, bir zamanlar nefret ettiği Tatooine’i bile özlediğini fark etmişti. Belki de Obi-Wan ile hiç gitmemeliydim diye düşündü.

Owen ve Beru’nun katledilmiş olması içine bir intikam hissi doğurmuştu. Vader’ın babasını katletmiş olması da. Her şeyin intikamını almak istedi, hesaplaşmak istedi karanlık lordla. Fakat karanlık lordun babası olacağı asla aklına gelmemişti. Anakin Skywalker’ı düşündü. Babası İmparator’u öldürüp, son nefesini Luke’un yanında verdiğinde çoktan aydınlık tarafa dönmüştü. Bir Jedi gibi defnedilmiş ve karanlık taraf kimliği gizlenmişti. Usta Skywalker babasını hatırladıkça tekrar Anakin olmasına sevinse de, karanlık tarafa geçişine asla anlam veremedi.

 

Endor Savaşı’ndan sonra babasının Jedi geçmişini araştırdığında onunla gurur duymuştu. Anakin, Cumhuriyet’in ve Jedi’ın kahramanıydı. Klon Savaşları’nda sayısız cephede başarılı olmuş, birçok hayat kurtarmış bir Jedi generaliydi. Sidious’un en güçlü çırağı eski bir Jedi olan Dooku’ya defalarca meydan okumuş ve onu durdurmayı başarmış bir kahraman. Naboo’nun eski kraliçesiyle evlenmiş, güzel bir hayat kurmuştu. Jedi arşivlerine göre bir padawan bile yetiştirmişti. Peki, bütün bunlara ihanet edip neden karanlığa düşmüştü? Onu aldatan şey neydi? Annesine, hayatını verdiği Jedi’a, Cumhuriyet’e, dostlarına, Obi-Wan’a ve iyiliğe nasıl ihanet edebilmişti? Anakin bunu sadece güçlü olmak için yapmış olamazdı. O halde asıl amaç neydi? Luke babasının hatalarına düşmemek için çok çalışmıştı. Fakat kendisi için çabalarken, çok daha yakınında olan birinin karanlığa düşmesine engel olamayışı Skywalker’ın gözlerini doldurdu.

 

Ahch-To sularla kaplı ve gerçekten muazzam güzellikte bir gezegendi. Tatooine ile tamamen ters bir yapıya sahip gezegen. Luke’un büyüdüğü gezegen Tatooine de efsanelere göre bir zamanlar yemyeşildi ve büyük okyanuslara sahip bereketli bir gezegendi. Fakat buraya hükmeden klanlar zamanla gezegeni kullanılamaz hale getirmişlerdi ve gezegenin himayesi sadece cebine giren kredileri düşünen Hutt klanına kalmıştı. İmparatorluğun bir parçası olan bu gezegen bütün galaksinin çöplüğü gibiydi. Kanun kaçakları, kelle avcıları, Tusken Akıncıları, kumarbazlar ve ne kadar işe yaramaz canlı varsa hepsi bu gezegendeydi.

Eski Cumhuriyet döneminde de, İmparatorluk döneminde de üvey evlat muamelesi gören, kölelik gibi olguları gizlice sürdürmeye devam eden, kurak ve kumlarla kaplı bu çöl gezegeni gençliğinde Luke’un midesini bulandırıyordu. Geceleri yıldızları izliyor, bir gün pilot olarak galaksinin farklı sistemlerinde seyahat etmeyi hatta dış halkada keşfedilmemiş yeni yerler keşfetmeyi hayal ediyordu. Şimdi ise bu gezegene özlem duyar hale gelmişti.

 

Akademiye katılmayı çok istese de amcası Owen, nem tarlalarını yalnız idare edemeyeceğinden ötürü gitmesine izin vermiyordu. Aslında bu sadece Luke’a söylenen bahaneydi. Owen’ın korkusu Luke’un babasıyla aynı kanı taşımasıydı. Nem tarlaları kurak gezegenin su ihtiyacını karşılayan yegâne etkenlerdi. Buharlaştırıcıların kontrol edilmesi ve tamiri işlerinden en iyi anlayan kişi Luke’tu. Aslında çoğu mekanik aleti tamir etmekte oldukça yetenekliydi. Daha 7 yaşındayken landspeederın bozuk direksiyonunu tamir ettiğinde amcası Owen’ın “Bu yeteneğini babandan almışsın.” sözünü dün gibi hatırlıyordu.

Amcası babasından asla söz etmezdi, tek bildiği şey babasının Klon Savaşları sırasında nakliye gemisinde görevli bir işçi olduğuydu. Bazen keşke babam hakkında tek bildiğim şey, bununla sınırlı kalsaydı diye geçiriyordu içinden. Annesi Padme Amidala idealist bir senatördü. İmparatorluğun gitgide yakınlaştığı dönemlerde, tehlikeyi ilk fark edenlerden biriydi. Yeni Cumhuriyet’in şansölyesi ve isyanın liderlerinden Mon Mothma annesinin yakın arkadaşlarındandı. Luke ve Leia bazı özel sohbetlerde, Mon Mothma’dan anneleri hakkında çok fazla bilgi almıştı. Hatta Leia araştırmayı daha da derinleştirerek Naboo’ya kadar gitmişti. Şansölye’nin anlattığı kadarıyla Padme’nin idealist ve politik kişiliği tıpkı Leia gibiydi. Fakat Mon Mothma’ya göre Padme Amidala, karakterinin birçok özelliğini Luke’a aktarmıştı.

 

Anakin Skywalker’ın çiğnediği bir Jedi kanunu Luke ve Leia’nın hayatta olma sebebiydi. Jedi kanunlarına göre birine bağlanmak yasaktı. Bunun sebebi ise bu bağlılığı karanlık tarafa ait güçlerin suistimal edebilme tehlikesiydi. Luke, Jedi olma yolundaki ilk adımlarında dogmaları sorgulamıştı. Obi-Wan ona; “Dogmalar insanın kontrol altına alınabilmesi için gerekli unsurlardır. Jedi kuralları seni diğer canlılardan üstün görmemen için belli bir disiplin altına sokar. Böylece karanlık tarafın kibrine kapılmaz ve Güç’ü galaksiye hizmet etmek için kullanırsın. Hükmetmek için değil.”

Aradan geçen uzun yıllar ve acı tecrübeler Luke’a, Obi-Wan’ın aslında ne kadar haklı olduğunu göstermişti. Death Star’da Obi-Wan’ı kaybettikten sonra yolunu kaybettiğini düşünen Luke, Obi-Wan’ın aldığı eğitim sayesinde yaşamın ötesinden kendisiyle iletişim kurabildiğini öğrenmişti. Jedi güçleri ve disiplini, ölümden sonrası için bile Güç’le bir olup varlığını sürdürebileceğin bir meziyet kazandırmaktaydı. Bu aslında unutulmuş bir antik Jedi özelliğiydi. Jedi hakkında yaptığı araştırmalar Skywalker’a bunu göstermişti. Binlerce yıllık Jedi-Sith savaşları, yapılan tahribatlar, Jedi’ın pek çok özelliğinin zaman içinde yitip gitmesine sebebiyet vermişti. Bu durum düzenin yozlaşmasına sebebiyet vermiş ve burunlarının dibinde, galaksiyi adım adım yıkıma sürükleyen Sith lordunu fark edememelerini sağlamıştı.

Luke geçmişi araştırırken, İmparator Palpatine yani asıl adıyla Darth Sidious’un, tıpkı annesi gibi Naboo gezegeninden olduğunu öğrenmişti. Üstelik gayet zengin ve asil bir aileden gelmekteydi. Böyle mutlu ve refah dolu bir geçmişe sahip biri, neden kendini karanlığa teslim edebilirdi ki? Bu örnek bile Yoda’nın karanlık taraf hakkındaki tanımının ne kadar doğru olduğunu fark etmesini sağladı. Karanlık taraf Güç’e açlık doğuruyordu ve bu durum, kişinin zalimleşmesine sebebiyet veriyordu. Tıpkı babası gibi, tıpkı İmparator gibi, tıpkı eski Sith lordları gibi ve tıpkı Ben gibi…

 

Usta Luke, Endor Savaşı biter bitmez Yoda’nın vasiyeti üzerine Jedi’ı yeniden hayata geçirdi. Yepyeni bir Jedi nesli yetiştirmek için İmparatorluk sarayı olarak kullanılan, Coruscant’taki Jedi arşivini incelemeye koyulmuştu. İmparatorluk arşivlerin büyük bir kısmını tarumar etse de, hala birçok bilgi arşivlerde mevcuttu. Özellikle ellerinde kalan Jedi konsey kayıtları,  Luke’a çok fazla bilgi katmıştı.

Çeşitli gezegenlere seyahatinden sonra Luke Skywalker, toparladığı bilgilerle kendini daha çok geliştirdi. Bu bilgiler ışığında yeni nesil Jedi’ın temelini atmış oldu. Galaksinin pek çok köşesinden keşfettiği güce duyarlı çocukları, Jedi olarak eğitmeye başlamıştı. Bunlardan biri kız kardeşi Leia’nın ve yakın dostu Han’ın oğlu Ben’di. Güç kullanıcısı olmak soy ile geçen bir şey değildi fakat Skywalker’lar bu konuda özel seçilmiş gibiydiler.

Luke ilk olarak kız kardeşi Leia’ya da Güç’ü öğretmek istediyse de Leia bununla ilgilenmedi. O politika ile ilgili biriydi ve Leia’ya göre politika içinde olan biri asla çok güçlü olmamalıydı. Ben doğduğu sırada Luke ondaki Güç’ü sezmişti. Bu potansiyelin istenmeyen bir güce dönüşmemesi için bizzat kendi eğitmişti. Fakat Luke’un eğitimi bile Ben’in düşüşüne engel olamamıştı. Genç yeğeni Luke’un emek vererek yaptığı her şeyi yok etti. Kendi arkadaşlarını katledebilecek kadar karanlık tarafa kendini kaptırmıştı. Skywalker, her zaman bunun için kendini suçladı.

Ben’in ilk kez merkezci senatör Ransolm Casterfo’nun, senato sırasında eline geçen Bail Organa’ya ait ses kaydını bütün senatoda paylaşmasıyla, efsanevi Jedi şövalyesi, Cumhuriyet ve Klon Savaşları kahramanı dedesi Anakin Skywalker’ın aslında herkesin iğrendiği, İmparator’un sağ kolu ve İmparatorluğun yüzü Darth Vader olduğunu öğrenmişti. Ben o günden sonra asla eskisi gibi olamadı.

Ne dayısı Luke, ne de anne ve babası bunu ona söylememişti. Herkes gibi o da haber ajanslarından bu olayı duymuştu ve bu genç Ben için utanç kaynağı olmuştu. Ne Snoke’a katılması, ne yaptığı Jedi tapınağı katliamı hiçbiri değil. İşte o gün Luke’un, Ben’i kaybettiği gündü. Dedesinin gerçek kimliğini, nasıl hatalar yaparak karanlığa kapıldığını ve son anda aydınlığa nasıl döndüğünü zamanında anlatamadığı için çok pişman olmuştu. Ama artık çok geçti.

 

Skywalker geçmişiyle yüzleşirken, aynı anda yaşlanmış gözleriyle bu antik tapınağın duvarlarını inceliyordu. Sanki gözlerini kaçırarak geçmişten kaçabileceğini umuyor gibi. O sırada ustası Yoda’nın ona eğitimi sırasında Dagobah’ta söylediği sözleri hatırladı; “Değersizsin sen genç Skywalker! Güç’ün yanında hiçbir şeysin sen. Güç yapar bizi bütün, Güç’tür bizi farklı kılan. Sana bahşedilen Güç, galakside adaleti sağlayabilmen için verildi. Üstün olmak için değil diğer canlılardan.”

Yoda’yı hatırlamak, uzun zamandır gülümsemeyen Luke’un tebessüm etmesini sağlamıştı. Dagobah’ta aldığı eğitimi asla unutmuyordu. Yoda onu sadece bir Jedi olarak yetiştirmemişti, ayrıca karanlık hakkında da bilgili olmasını sağlamıştı. Yoda’nın bu detaylı eğitimi sayesinde Skywalker, Sidious’un tahriklerine rağmen aydınlık taraftan kopmamayı başarmış ve bu sayede babası Anakin Skywalker’ın geri gelmesini sağlamıştı. Yoda ve Obi-Wan’a göre Güç’e denge getirecek kişi Luke’tu. Ama Luke bu kişinin babası olduğundan emindi. İmparator’u yok eden babamdı ben değil diye düşündü. Zaten Luke’un hiçbir zaman böyle unvan takıntıları olmamıştı. Endor Savaşı’ndan önce Obi-Wan ile meditasyon yoluyla konuşurken Kenobi ona “Babanla arandaki en büyük fark bu.” demişti. Anakin bu tarz şeyleri onurlu bulur ve severdi. Ama Luke hiçbir zaman en güçlü, en büyük, en vazgeçilmez olmayı istemedi. O Jedi olmadan önce bile sade hayalleri olan bir çocuktu. Sanırım Mon Mothma’nın, çoğu özelliğini annenden almışsın diye tabir ettiği özelliklerinden biri buydu.

 

Beceremedim diye düşündü, “Usta olması gereken kişi ben değildim. Usta Yoda, yaşayan son Jedi olarak yeni bir nesil yetiştirme görevini bana vermişti. Ama bunu beceremedim, Jedi’ı ve ustalarımı hayal kırıklığına uğrattım. Ben’i iyi eğitemedim, ona iyi öğretemedim ve bu Jedi’ın sonu oldu” Luke son Jedi olarak başladığı yere geri dönmüştü. Sadece o sağ kalmıştı ve artık Jedi’ın sonu benimle geldi diye düşündü Ahch-To’nun uçsuz bucaksız okyanuslarını izlerken.

Bir an durakladı usta Skywalker. Güç’te bir farklılık vardı, yaklaşan bir şey. Biraz sonra yaklaşan bir gemi sesi duydu, bu tanıdık bir sesti. Millennium Falcon’un sesi bu dedi kendi kendine. Han onu bulmuş muydu? Birkaç gündür Leia, Han ve Ben ile alakalı değişik şeyler seziyordu Güç’te. Bir şeyler olduğundan emindi ama ne olduğu hakkında bir fikri yoktu. Ben karanlıktan dönmüş olabilir mi diye bir heyecan kapladı içini. Ama hisleri bu yaklaşan kişinin o olmadığını söylüyordu. Skywalker, ışın kılıcını hazırlayarak arkasını döndü. Gelen kişiyle yüzleşmeye hazır bir halde bekledi. Bir süre sonra yaklaşan kişinin öfkeden çok merak ve heyecan hissettiğini fark etti.  Ayak seslerini duymaya başladı ve arkasını döndü usta Skywalker. Genç bir kız çocuğu heyecanla ona bakarak, aceleyle çantasını açmaya çalışıyordu. Luke, kıza odaklandı güç bu kızda gerçekten de çok yoğundu. Biraz sonra kız çantasından bir ışın kılıcı çıkararak Luke’a uzattı.

Luke ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. Bu kılıç babasına aitti, Anakin Skywalker’a. Kızda çok tanıdık bir duygu sezdi Usta Skywalker. Bu kız umut taşıyordu, tıpkı bir zamanlar kendisinin taşıdığı gibi. Umudunun bittiği yerde, yeni bir umut doğmuş gibi hissetti. Dengenin gelmesi için Jedi dönmeliydi belki de. Galaksi için tek bir umut vardı. Hayatta kalan son Jedi’ın artık geri dönmesi…

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
201