Ana sayfa Dizi / Film The Platform Filmini anlamak

The Platform Filmini anlamak

PAYLAŞ

“Üç tür insan vardır. Yukarıdakiler, aşağıdakiler ve düşenler. “ The Platform (2019)

Merhabalar, umarım evden çıkmıyorsunuzdur ve sağlığınız yerindedir. Bugün aslında tam da günümüzü anlatan bir filmi analiz edeceğiz. The Platform filminin bize anlatmak istediği çarpıcı gerçekleri anlamaya çalışacağız

Film adından da anlaşılacağı gibi Platfom şeklide bir hapis düzeneğinin içindeki mahkumların yaşadıklarını anlatıyor. Sistem ise şöyle; yönetim denen grup 0. kattan platformun en aşağı katına kadar inen bir sofra hazırlıyor ve bu büyük sofra her mahkumun en sevdiği yemekle donatılmış bir şekilde sunuluyor. Her gün, bu sofrada yalnızca bir öğün sunuluyor ve her kat bir üst kattaki yemeğin artığını yiyor. Her mahkum yanlarına sadece istedikleri bir şey alabiliyor ve bu her şey olabilir. Katlardaki insanlar her ay rastgele bir şekilde yer değiştiriyor birinci ay 6. katta olup da karnı doyup zevk sefa çeken birisi diğer ay 156. katta aç kalıp partnerinin etini yiyebiliyor ne yazık ki.

The Platform’un en izlenebilir yanı ise filmin bize anlatmak istediklerini metaforlarla anlatması. Her şeyin içeri sokulabildiği bu hapishanede baş karakterimiz Goreng yanına ilginç bir şekilde kitap alıyor bundan daha ilginci ise kendisin diplomasını almak ve sigarayı bırakmak için gönüllü olarak platforma girmesi. The Platform bize baş rolün kitabı “Don Kişot” ile aslında tüm filmi anlatıyor. Bütün film boyunca pek çok sembol ve metaforlar görüyoruz ve aslında film bize bir son bile vaad etmiyor. Distopik bir dünyada, sisteme boyun eğmek yerine sistemin bir parçası olan insanların ilişkilerini apaçık ortaya seriyor. Tanrı imgesini ve sistemin insan üzerindeki etkisini kurulan analojide başarılı bir şekilde görebiliyoruz.

Film bize pek çok bakış açısı sunsa ilk değineceğimiz konu Tanrı figürü. Filmdeki Tanrı modeli bize holywood filmlerindeki gibi güç ve kibir figürü yerine yemek sofrası üzerinden gösteriliyor. Tanrının elini ve sonuz mükafatını temsil eden yemek sofrası insanlara Tanrının deistik modeli yerine; suçlu/masum herkese el uzattığını ve hayatın bir parçası olduğunu gösteriyor. Bunun bir diğer örneği ise masanın insanın olduğu her katta durmasıdır. Biz izleyiciye aslında saati kurup bırakan “deist” tanrı inancı yerine her şeyi bilen ve kontrol eden tanrıyı gösteriyor ki platforma düşen her mahkuma yetecek kadar yemek çıkıyor. Bu noktada insanların riyakarlığını görüyoruz. Alt katlarda tanrı bilinci daha kuvvetliyken ve tanrının elini (sofra) her gün dört gözle beklerlerken üst katta bolluk ve bereketi gören insanlar ellerindeki bütün kaynakları bencilce sömürüyorlar. Alt kattakiler artıkları kemirirken, üst kattakiler yemekten sonra sevişmeye bile vakit bulabiliyor. İşin ilginç kısmı ise bir ay en alt katta açlıktan Cannibalizme varan saldırgan tavırlar sergileyen insanlar, diğer ay üst katlarda sıkıntıdan intihar edebiliyor. Bu tablo bize insanlığın doyumsuzluğunu ve çaresizken yapabileceklerini apaçık ortaya seriyor. En üst katlarda insanlar biraz olsun medenileşirken alt katlarda orman kanunları hüküm sürüyor.

Bir noktada ise baş karakterimiz Goreng, “yozlaşmış” olduğuna inandığı bu sisteme çeki düzen vermek itiyor. Hapiste geçirdiği süre zarfında yanında bulunan bütün yan karakterler Goreng’in karakter gelişimini direkt olarak etkiliyor. Tamamen realist yaklaşan bir yaşlı bunak, yıllar boyu sistem için çalışıp kendini Goreng için feda eden bir kadın, çocuğunu aradığını iddaa eden ve Goreng’in hayatını kurtaran bir deli, Cennete gitmeye çalışan idealist bir yol arkadaşı olan Baharat gibi karakterler Goreng’in filmin sonunda evrildiği haline direkt olarak katkıda bulunuyor fakat buna rağmen filmin son 20 dakikası izleyiciye bırakılıyor. Bütün film boyunca Goreng’in tercihlerini izliyoruz aslında. Film Goreng’in sistemi değiştirmek isteyen bir kahraman mı olduğunu yoksa Kusursuz olan sistemdeki kusurlu insanlar yüzünden boşuna çabalayan bir aptal mı olduğunun kararını izleyiciye bırakıyor.

Oldukça felsefi değerler barındıran The Plaform, gerek sosyal mesajları ile gerek ucu açık bir son ile gerek vahşeti tüm çıplaklığı ile gösteren sahneleri ile son zamanlara damga vuran bir film olmayı başardı. Sahi mesaj yerine iletildi mi acaba. Belki de “Panna Cotta”daki kıl yüzünden ahçıları azarlayan şefin olduğu sahne mesajın ulaştığının kanıtıdır peki bu kanıt gerçekten mesajın doğru bir şekilde anlaşıldığını mı gösteriyor bunu hiç bir zaman bilemeyeceğiz 🙂

Bu yazıda son zamanlara damga vuran The Platform filmini analiz ettim seyir zevki oldukça yüksek olan bu filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ederim umarım okurken keyif almışsınızdır. Lütfen zorunlu olmadıkça evden çıkmayın ve sağlıcakla kalın, okuduğunuz için teşekkür ederim.

Önceki yazım olan Marriage Story incelemesine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Yorumlar