Ana sayfa Dizi / Film The Thing (Sinema Klasikleri Serisi) #2

The Thing (Sinema Klasikleri Serisi) #2

PAYLAŞ

Sinema klasikleri serisinde bu sefer, korku ve bilim kurgu filmlerinin efsane isimlerinden John Carpenter’ın 1982 yapımı kült filmlerinden The Thing(Şey)’den detaylı bir şekilde bahsedeceğiz. Başarılı öğrenci filmleriyle dikkat çeken ve profesyonel kariyerine; 1975 yılında senaryosunu yazıp yönettiği “Dark Star” filmiyle başlayan John Carpenter, ilerleyen yıllarda Hallowen(1978), The Fog(1980) ve Escape from New York(1981) gibi başarılı filmlerle kısa zamanda geniş hayran kitlelerine kavuştu.

                                                                John Carpenter

Filmlerinde korku ve gerilim unsurlarını ustaca kullanabilmesi ile “The Master of Horror” yani “Korkunun Üstadı” lakabını aldı. The Fog filmiyle, filmin çekim bütçesine nazaran elde ettiği harika gişe hasılatı ile yapımcıların ve eleştirmenlerin dikkatini çekmeyi başardı. 1981 yılında “Escape from New York” ile eleştirmenlerden tam puan alan Carpenter, hayranlık duyduğu Amerikalı bilim kurgu romanı yazarı John Wood Campbell’in “Who Goes There” romanından esinlenerek 1951 yılında çekilen “The Thing from Another World” filmini yeniden çekmeye karar verdi.

                                         John W.Campbell’in “Who Goes There” romanından bir kesit

Yeniden çekilecek filmin senaryosunu kendi tarzına göre tasarlayan Carpenter, Christian Nyby’nin “The Thing from Another World”ünden farklı olarak Who Goes There romanına çok daha fazla sadık kalmayı seçti. Filmin gizemli uzaylı karakterini, 1951 yapımı filmden farklı olarak tıpkı romandaki gibi her bir hücresi bağımsız hareket edebilen ve şekil değiştirebilen bir organizma olarak tasarladı.  Senaryo, yakın dostu eski oyuncu Bill Lancaster tarafından yazıldı. Yaratığın tasarımlarını Rob Bottin yaptı. Tasarımda yer yer gerçek hayvan organlarının kullanıldığı bilinmektedir. Filmin ana karakteri ise John Carpenter ile birkaç filmde daha çalışan Kurt Russell tarafından canlandırılmıştır.

                                Rob Bottin tasarımlarını hazırlarken

Filmin hikâyesine gelecek olursak; Antarktika’da bulunan bir Amerikan bilimsel araştırma istasyonunda, kıtanın “uzun gece” adı verilen 6 ay sürecek olan gece dilimi yaklaşmaktadır. İstasyonda birbirinden farklı görevleri bulunan 12 kişi, bu uzun süreli gece dilimine hazırlıklarını sürdürmektedirler. Outpost 31 isimli bu istasyonda R.J. MacReady (Helikopter Pilotu), Childs (Makine Mühendisi), Blair (Biyolog), Windows (Radyo Operatörü), Palmer (Yardımcı Mühendis), George Bennings (Meteorolog), Copper (Psikolog), Nauls (Aşçı), Garry (İstasyon Komutanı), Fuchs (Biyolog Asistanı), Norris (Jeolog) ve Clark (Kızak Köpekleri Eğitmeni) olarak görev yapmaktadırlar. Gayet sıradan bir gün geçiren ekip,  birkaç kilometre kuzeyde bulunan Norveç istasyonuna ait bir helikopterin kampları üzerinde amaçsızca yakın mesafe uçuş yapması üzerine ne olduğunu anlamak için dışarıya çıkarlar. Anlamsız manevralarla uçan helikopter bir köpeği kovalamaktadır. Bomba atarak köpeği öldürmeye çalışan Norveçliler, köpeğin kampa girmesiyle birlikte kampın hemen dış kısmına iniş yaparlar. Olanları anlamaya çalışan ekip köpeğin kendilerine doğru yöneldiğini görür.

                                                           U.S. Outpost 31 İstasyonu Personeli

Can havliyle kaçan hayvan, ekibin meteoroloğu Bennings’in üzerine tırmanıp saklanmaya çalışmaktadır. Bunun üzerine helikopterden inen Norveçli köpeğe doğru el bombası atmak istese de bomba elinden fırlar ve kendi helikopterini havaya uçurur. Helikopterin havaya uçmasıyla diğer arkadaşının öldüğünü gören adam iyice hiddetlenerek Norveççe bir şeyler anlatmaya çalışır. Fakat ekibin ne dediğini anlamadığını fark edince dayanamayarak köpeğe doğru ateş etse de köpeğin manevrasıyla Bennings’i bacağından vurur. Ateş edilmesiyle birlikte kampta bir panik havası oluşur. Bu sırada köpek adamdan kaçarak kampın içlerine doğru ilerlemeye devam eder. Norveçli adeta delirmişçesine köpeğin peşinden koşarak ona nişan alıp vurmaya çalışırken, istasyon komutanı Garry tarafından vurularak öldürülür.

                                            MacReady ve Copper harabeye dönmüş Norveç kampında

Kısa sürede olan bu karmaşa bütün ekibi şok eder. Öncelikle helikopter enkazını söndüren ekip, ne olduğu hakkında istasyonda bir toplantı yaparlar. Hava koşulları sebebiyle Norveç istasyonuyla iletişime geçemeyen ekip beklemeyi önerse de, Dr. Copper Norveç kampına gidip olanları anlamak ister. Ekiptekiler buna sıcak bakmasalar da, Dr. Copper’in kampta yaralılar olabileceğini söylemesi üzerine gitmeye karar verirler. Fakat elverişsiz hava koşulları sebebiyle, helikopterin 2 kişiyle daha hızlı gidip gelmesi daha mantıklı olduğu için yola 2 kişi çıkmaya karar verirler. Böylece Dr. Copper ve MacReady ne olduğunu anlamak için Norveçlilerin kampına doğru yola çıkarlar. Birkaç saatlik uçuşun ardından MacReady ve Dr. Copper, Norveçlilerin kampını bulurlar. Kamp darmadağın olmuş ve her yerinden dumanlar yükselmektedir. Kampa iniş yapan ikili kısa bir araştırma sonrasında karşılaştıkları manzarayla şok olurlar. Norveç kampında sağ kalan tek bir kişi bile kalmamıştır.

 

                     MacReady ve Copper Norveç kampını inceliyor

Kampın durumu adeta bir katliam tablosunu andırmaktadır. Bu korkunç durum Dr. Copper ve MacReady’i korku dolu bir meraka sürükler. Araştırmaya devam eden ikili bazı Norveççe kamp notları ile birlikte, kampın içinde parçalanmış kocaman bir buz kütlesi bulurlar. Buz kütlesinin içinden bir şey çıkmış gibidir. Dr. Copper vahşi bir hayvanın buzul içinden çıkıp ortalığı karıştırmış olabileceğini düşünür. Fakat kampın arka kısmını kontrol ettiklerinde, gördükleri manzara karşısında şoke olurlar. Deforme olmuş ve gaz tenekeleriyle ateşe verilmiş cesetlerle karşılaşırlar. Gördükleri manzara dehşet vericidir. Özellikle cesetlerden biri, sanki birbirine yapışmış iki kişiye ait gibidir. Civardaki cesetleri gömen ikili, bu yapışık tuhaf cesedi yanlarına alarak kamplarına geri dönerler. Copper, Dr. Blair’dan cesede acil otopsi yapılmasını ister, böylece neler olduğunu bir nebzede olsa anlayabileceklerdir.

                                                    Norveç kampında bulunan cesede otopsi yapılırken

Otopsi sırasında iç organlarda hiçbir anormallik bulamayan Dr. Blair, bu tuhaf cesedin neden öldüğüne ve ne olduğuna anlam veremez.  Gece olduğunda dinlenmeye geçen ekip, bütün gün ortalıkta serbestçe dolaşan Norveçlilerin öldürmek istediği köpeği diğer köpeklerle aynı kulübeye kapatırlar. Bir süre sonra kulübede köpeklerden tuhaf sesler geldiğini fark eden kampın köpek eğitmeni Clark, kulübeye tekrar döndüğünde Norveçlilerin köpeğinin etrafında damara benzer, organlar fırlatan, örümceği andıran korkunç bir yaratığa dönüştüğünü görür. Bu yaratık diğer köpekleri sarmalayıp kendine doğru çekerek, onları öldürmektedir. Acil bir hamleyle kulübenin kapısını kilitleyen Clark, sesleri duyan ekibin diğer üyelerinin gelmesiyle birlikte bu saldırgan tuhaf yaratığı öldürmeye çalışırlar. Tüfek atışlarıyla öldürülemeyen yaratığa, alev püskürtenle saldırarak onu yakarak öldürmeye çalışırlar. Alev alan yaratık kaçmaya çalışsa da bunu başaramaz ve yere yığılır. Acilen çıkan yangını söndüren ekip, ne yapacağını şaşırır ve cesedi incelemek için laboratuvara götürür.

                                 Dr. Blair yaratığın asimilasyon özelliğini öğreniyor

Yaratığın cesedine otopsi yapan Dr. Blair, gördüğü manzara karşısında dehşete düşer. Yaratığın içinde avladığı ve yediği köpeklerin kopyaları vardır. Cesede birkaç test daha uygulayan Dr. Blair, bu tuhaf varlığın ne olduğu hakkında fikir sahibi olmaya başlar. Yaratık köpeklerle beslenmek için köpeklere saldırmamıştır. Yakaladığı canlıları içinde sindirip, onları birebir taklit eden kopyalar oluşturarak kendini kamufle eden tuhaf bir organizmayla karşı karşıyadırlar. Ne olduğunu daha detaylı anlayabilmek için ekip, Norveç kampından aldıkları belgeler ve videokasetlerini incelerler. Belgeler Norveççe olduğu için bir şey anlayamazlar. Fakat videokasetlerini incelediklerinde, Norveçliler’in kamplarının birkaç mil kuzeyinde buzun altında bir şeyler bulduğunu anlarlar. Norveç kampında ellerine geçen haritalarda araştırma yaptıkları kampın yeri tam olarak belirtilmiştir. Ne olduğunu anlamak isteyen MacReady kötü hava koşullarına rağmen bölgeye gidip olan biteni öğrenmek ister. Onu yalnız bırakmak istemeyen Dr. Copper ve Norris’de, MacReady ile gitmeye karar verirler.

 

                            MacReady, Dr.Copper ve Norris Norveçlilerin kazı alanında

 

Birkaç saatlik helikopter yolculuğundan sonra Norveçlilerin çalıştığı bölgeye vardıklarında, buldukları şey şok geçirmelerine sebep olur. Norveçliler, binlerce belki de yüzbinlerce yıl önce karlar altında kalmış bir uzay gemisi bulmuşlardır ve köpeklere saldıran bu yaratık bir hayvan değil, başka bir gezegenden gelen zeki bir organizmadır. Buradaki incelemelerden sonra, üsse dönerek ekibin geri kalanına gördüklerini anlatan MacReady yarın olanları üst mercilere bildirip bu olaydan sıyrılmayı istemektedir. MacReady’nin anlattıklarından sonra incelemelerini devam ettiren Dr. Blair, yaratığın amacını anlar. Yaratık bir şekilde bu gezegene düşmüş ve hayatta kalabilmek için sıcak bölgelere giderek önüne gelen her canlı organizmayı sindirmek niyetindedir. Üstelik yaratık sindirdiği kişileri sadece görünüş olarak değil, hafızasından, tiklerine kadar tamamen kopyalamaktadır. Bir gün önce serbestçe üste dolaşan bu yaratık aralarından herhangi birini çoktan kopyalamış olabilir. Bunun üzerine Dr. Blair, başta helikopter olmak üzere bütün iletişim ve ulaşım araçlarını ekibe söylemeden yok eder. Çünkü ona göre insanoğlunun ve gezegenin geleceği için tek bir ihtimal vardır. Hiç birisi oradan sağ dönmemelidir. Böylece yaratık oradan kaçamayacaktır ve onu öldürebilmeleri için bir fırsat doğacaktır.

                      Dr. Blair bütün iletişim araçlarını yok ederken

The Thing çekildiği yılda uzaylılar dost imajına çok çok aykırı bir film çekmiştir. Carpenter “The Thing” ile uzaylıların sadece insanlar gibi bir bedenin içinde tıkışmış canlılardan ibaret olamayabileceğini, aksine her bir hücresi bağımsız hareket edebilen “virüs” benzeri akıllı yaşam formlarına benzeyebileceklerini de düşündürtmüştür. Uzayın ve uzayın derinliğinden gelen bilinmezliğin ne kadar korkutucu olabileceğini sergilemiş bir yapımdır. The Thing harika yaratık tasarımı ile CGI virüsünün sinemaya bulaşmadığı dönemlerde verilen emeği gözler önüne sermiştir. Özellikle yaratığın asimilasyon sahneleri zamanının ötesinde harika bir emek ile ortaya konulmuştur. Filmin en önemli özelliği ise filmde kahraman bulunmamasıdır. Seyirciyi her an herkes dönüşmüş olabilir mantığı ile düşündürür. Canlandırılan karakterlerin neredeyse hepsi işçi ve belli yaşı aşmış adamlardır. Kahraman rolünde tek sivrilen karakter MacReady bile basit bir helikopter pilotudur. Baskın bir karakter olamaya çalışsa da, film boyunca asla tamamen liderliği elinde bulunduramaz. Süper kahraman kurgu karakterler yerine, her gün rastladığımız sizin, bizim gibi normal karakterlerin yaratığa karşı verdiği tepkiler ile hayatta kalma mücadelesi seyirciyi derinden etkilemektedir.

                                                                  The Thing

Böylece karakterlerin bu şekilde kurgulanmasıyla, seyirci orada bulunan karakterlerle rahatlıkla empati kurabilmektedir ve bu durum korku oranını kat ve kat arttırmaktadır. İlk çıktığı yıllarda film gişede istenileni pek verememiş olsa da, farklı konusu ve kendine çeken yapısıyla zamanla kült yapımlar arasına adını yazdırmıştır. Matthijs van Heijningen tarafından 2011 yılında ilk filmin senaryosundan sapmadan, Norveç kampında neler olduğunu işleyen başrolde Mary Elizabeth Winstead oynadığı aynı isimde (The Thing 2011) bir prequel film çevrilmiştir. Filmde yaratığın nasıl bulunduğu, nasıl serbest kaldığı ve Norveç kampında neler olduğu hakkında soru işaretleri ortadan kaldırılmıştır. İlk film kadar olmasa da izlenilebilinir derecede bir filmdir(CGI’a boğulmasını saymazsak). Fakat en önemli soru olan yaratığın nereden geldiği sorusu halen filmin hayranlarınca merak edilmektedir.

                           2011’de çekilen The Thing’in aynı isimli prequel filmi

Ortalıkta dolaşan teorilere göre bu yaratık başka bir gezegende, farklı bir uzaylı tür tarafından keşfedilmiştir. Yaratığı incelemek için bir şekilde yakalayarak, gemisine alan bu gelişmiş ırk gemide yaratığın saldırısına uğramış ve dönüş yolunda dünyaya düşmüşlerdir. Geminin çakılmasıyla yaratık dışarıya çıkmış ve donarak uykuya dalmıştır. Binlerce yıl uyuduktan sonra Norveçliler tarafından bulunarak uyandırılmıştır. Geminin diğer mürettebatı ise yaratık tarafından sindirilmiştir. Yani gemide görülen uzay gemisi aslında bu tuhaf yaratığa ait değildir. Yaratık sindirerek kendi bedenini kattığı canlının sadece görünüşünü değil hatıralarını, yeteneklerini, kısaca bütün bedensel ve zihinsel fonksiyonlarını kopyalamaktadır. İlerleyen yıllarda filmin başarısı ve hayran kitlesi daha fazla artmıştır. Özellikle filmin sonunun gizemli bir şekilde bitmesi, çeşitli teorilerin üretilmesine sebebiyet vermiştir. Zaman içinde yaratığın geçmiş hikâyeleri ve ilk filmden hemen sonrasında neler olduğuna dair alternatif tahminler içeren çizgi romanlar yayınlanmış ve büyük ilgi görmüştür. Fakat şu an için bu çizgi romanların canon olduklarına dair bir açıklama yapılmadığı için, hikâyeler alternatif evrende değerlendirilebilir.

                                                      The Thing ve Dead Space

Filmin ayrıca biri 2002 yılında, diğeri de 2003 yılında 2 adet oyunu piyasaya sürülmüştür. 2002’de piyasaya sürülen ilk oyun, Outpost 31 üssü ile bağlantının kesilmesinin hemen ardından gönderilen arama-kurtarma ekibinin hikayesi işlenir. Dönemin gayet başarılı oyunlarından biridir. Eski oyunları seviyor iseniz ve korku oyunları hayranıysanız denemenizi tavsiye ederim. Bunun dışında Dead Space serisi, The Thing’den ilham alarak tasarlanmış harika bir uzay oyunudur. Tanıtım afişlerinden biri adeta The Thing’e saygı niteliğindedir. Korku ve bilim kurgu temasını seviyorsanız The Thing izlemeniz gereken kült yapımların başında gelmektedir.

 

Yorumlar