Ana sayfa Dizi / Film Transformers: Son Şövalye İnceleme

Transformers: Son Şövalye İnceleme

PAYLAŞ

Yönetmen koltuğuna Micheal Bay’in oturduğu Tranformers serisinin güncel filmi Son Şövalye geçtiğimiz hafta vizyondaki yerini aldı. Ancak filmin hayranlarından pek de iyi bir not elde etmediğini belirteyim.

Çok uzun zaman evvel, 1600 yıl öncesi, Cybertron için yaratılış hususunda büyük önem arz eden bir asa dünyaya düşüyor. Ve tabii onca geçen zamanda kayboluyor, daha doğrusu gizleniyor. Filmde ana kahramanlarımız ellerindeki imkanlar ve istemeden de olsa içine girdikleri zorlu durumlar ile bu asayı bulmaya çalışıyor, bulmaktan ziyade yanlış ellere geçmesini istemiyor.

Robotlar da dünyayı bir hayli kendi gezegenleri olarak bellemiş durumdalar ve artık o kadar da şaşırtıcı bir ifadeye sebep olmuyorlar. Aynı zamanda da insanların geneli tarafından dışlanmış vaziyetteler. Yabancı bir gezegende hayatta kalmaya çalışıyorlar diyelim. Şövalye dediğimizse tahmin edilenin aksine Optimus değil ha, heveslenmeyin.

Daha detaylarına dahi inmeden bu konu seçiminde ciddi kusurlar görmek mümkün. Çünkü artık bu tarz seçimleri özellikle Transformers serisinde bolca gördük. Yeri geldi dünyada vay efendim yıllar önce bir küp gizlendi dendi, yeri geldi vay efendim dünyada yıllar önce düşmüş eski ve güçlü bir robotta önemli bir parça gizlendi dendi vesaire. Kısaca, yemezler.

Yani artık tekrar “Yıllar önce, dünyaya bilmem nereden bilmem nereye bilmem ne düştü ve o önemli korumamız lazım, tamam mıdır?” diyip ortaya bir şövalye atmak nasıl demeli, -demode- kaldı.

 

Hayır yani bir de koskoca evren, trilyonlarca galaksi ve sayılamayacak kadar çok yıldız, gezegen varken nasıl oluyor da her şey gelip dünyaya düşüyor? Gidin kardeşim, Mars’a düş Pluton’a düş, niye dünyaya düşüyorsun yahu çöp konteynırı mı bu? Git başka galaksiye işin ne? Yok illa dünyaya düşeceksin biz de film yapacağız.

Bir de bunu biraz daha mantıklı kılabilmek adına gezegenimize Unicron denildi,Cybertron’un eski düşmanı. Ama bu gözler ne kadar Cybertron robotu gördü, ne eski Transformerlar ne bilge Transformerlar gördü bir tanesi de mi bilmez burası Unicron? Yapımcılar büyük ihtimal “Hee Unicron ise dünya tamam.” şeklinde düşünmemizi beklediler. Daha çok bekleyecekler orası ayrı mevzu.

Konu açısından biraz spoilera gireyim, izlememişseniz dikkatli olun zira hiç önermiyorum. Gerçi filme gitmenizi de önermiyorum.

Öncelikle hadi bu asa olayına eyvallah diyelim, konunun derinlerinde o kadar çok kusur mevcut ki hepsini hatırlayabilecek miyim bilmiyorum. Filmin ilk yarısında kendini tekrar eden bir konu görmek kötüydü evet ancak filmin ikinci yarısında bu çok daha kötü yerlere ulaşıyor.

Konunun derinliklerine inmeden önce şunu belirtmek isterim ki eğer Son Şövalye bir devam filmi değil de seriye bir tür başlangıç filmi olsaydı, yani öncesinde yaşanmış başka olaylar barındırmasaydı kesinlinkle mükemmel bir eser diyebilirdim. Ama ismin başına Transformers 5 eklendiği vakit maalesef eksilere düşüyor. Yeni bir başlangıç için kusursuz, devam filmi içinse berbat.

Konuda asla ama asla atlanmaması gereken büyük ayrıntılardan ötürü birçok sorun var. İlk olarak şu “yaratıcılar” olayından bahsedeyim. Tamam her evrenin kendi yaratıcısı olabilir bu bilim-kurguda gayet mümkün. Ancak Cybertron yok olmuş, üzerinden sayısız savaş geçmiş üstüne üstlük bu savaş başka gezegenlere yayılmış, koskoca yıllar geride kalmış ama yaratıcıların ortaya çıkmak daha yeni aklına geliyor? Bu kadar önemli ve güçlü varlıkları onca filmden sonra önümüzde görmek büyük bir kusur.

Bir de sen o kadar Cybertron’u yarat, robotlarını yarat koskoca gezegeni ve düzeni oturt, Bee gelsin arkadan seni vursun? Tamam filmin sonunda “Bakın devamı da gelecek haa” diyerek insan formuna girmiş halde onu bize gösterdiniz ama o dayağı yedirtmek olmadı. Şövalye de değil, Bee yahu. Ne kadar güçlü ve sempatik de olsa yaratıcısına öyle vurabilmesi bizi “Ne anladım ben bu yaratıcılıktan” düşüncesine itiyor. Ulan bari reflekslerin olsun. Neyse boş anına denk geldi diyelim.

Bir diğer büyük sıkıntı ise Autobotları zaten dünyaya daha önceden gelip önemli işlere karışmışlar gibi göstermeleri. İşte neymiş Bee II. Dünya Savaşı’nda yer almış. Yok artık!

Yahu bu Transformerların birinci filmde dünyaya ilk düşüşlerini gözümüze soka soka veriyorsunuz, bunun ilk sefer olduğunu filmin başlarında yeterince belirtiyorsunuz şimdi de diyorsunuz ki daha önce de indi onlar indi. O zaman kötü eleştirilere de açık olacaksınız.

Hadi ilk gelmelerini geçtik, 2. Dünya Savaşı gibi büyük ve tarihte o kadar da geçmişte kalmayan bir savaşta akıl almayan robotlar olacak ve tarih böyle değişik bir şeyden şüpheye dahi düşemeycek? Kanıtları temizlemede Hannibal Lecter’dan ders almış olsalar gerek, ben böyle temiz iş görmedim!

Bir de film boyu herkesin genellikle beklediği Prime, kafayı yemiş meşhur Nemesis olarak gelsin de biraz aksiyon olsundu. Ama noldu, geldi iki dövüştüler döndüler bir baktık ki Optimus çoktan geri dönmüş. Anlıyoruz Bee’nin billur gibi bir öz sesi var ancak biraz tadını çıkarsa mıydık ne?

Filmin çoğu eksikliği de buradan kaynaklanıyor. Şu şövalye, bu şövalyenin bilmem nesi diye açıklamaktan, konuyu toplamaya çalışmaktan aksiyon da göremedik. Aklımda doğru dürüst kalan tek şey üzülerek belirtiyorum ki Prime vs Bee ki o da 5 dakika sürmüştür sürmemiştir.

Konu açısından zaten beklentisiz bir şekilde aksiyonuna güvenerek gitmiştim şahsen ve kesinlikle aksiyonunun konu eksikliğini telafi edemediği, hatta filmi daha kötüye çektiğini itiraf etmeliyim.

Konu olaraksa pek de kaliteli bir şeyle karşılaşmayı beklemediğimi söylemiştim çünkü Transformers evreni çok küçük bir evren ve yeni konulara pek de açık değil. Ancak en azından geçmiş filmlere uygun ve tekrar etmeyen bir yapım olsaydı en azından kötü eleştirilerin önüne geçebilirdi.

Koca bir serinin açık ara farkla en kötü filmi olan Transformers: Son Şövalye hasılat tablosunda istediğini elde etse de takipçilerinin saygısında düşüşleri yaşıyor. Bir aksiyon devi olarak tanıdığımız Transformers bu etkisini de tamamen kaybetmiş durumda.

Sanırım filmin tek iyi yönü komedisi idi. Komedi olarak beklenen tadı veriyor ve kaliteli bir şov önümüze sunuyor. Ancak bu filmi kendi başına taşımaya yetmez. Bir susacak mısın sen artık Cogman?!

Müziklerine de değinmeden olmaz, aslında müziklerin o kadar da akılda kalıcı güzellikte oldukları söylenemezdi ama kötü bir seviyeye sahiplik ettiklerini söylemek yalan olur. Ne çok iyi ne de çok kötü diyelim.

Benim başka bir eksi olarak düşündüğüm şeyse “Fedakarlık olmadan zafer kazanılmaz.” Sözünün üzerinde olması gerekenden fazla durulmasıydı. Evet güzel söz, iyi ambiyans ama bir yere kadar. Neden bilemeyeceğim ama belli bir zamandan sonra sıkıyor. “Evet evet ondan” moduna giriyorsunuz.

Megatron’un dönüşü hususuna da el atmam gerekirse bunun pek de olağan dışı olmadığını bilmelisiniz. Bundan önceki filmde Megatron’un yenilmiş bedeninin yanına giden robotları görmüştük ve bu robotlar Megatron’un sistemini başka bir bedene taşıyarak tekrar hayata bağladılar. Bu açıdan karanlık liderin dönüşü absürt kaçmıyor.

Son olarak, Cogman’ı ilk izlenimde C-3PO’ya benzeten tek ben değilimdir umarım?

Yorumlar