Ana sayfa Oyunlar Diğer Oyunlar Witcher Kitapları ve Oyunları Arasındaki 11 Fark

Witcher Kitapları ve Oyunları Arasındaki 11 Fark

PAYLAŞ

Ana görevinden yan görevine kadar hikayenin akıcılığı ve detaycılığı, özellikle üçüncü oyunun sunduğu açık dünya deneyimi olsun, CDPR’ın Witcher’ı, birçoğumuzun gönlünde taht kurmuş efsane bir seridir. Oyun serisine ilham olan Witcher kitaplarının yazarı Andrzej Sapkowski tersini iddia etse de, birçok Witcher hayranı, oyunların başarısı sayesinde kitaplarla tanıştı. İşte bu yazımda oyunlar, orijinal seriye ne kadar sadık kalmış, onu inceleyeceğim.

Tabii oyundaki karakterlerin görünüş açısından kitaptaki halleriyle aynı olmamasını, oyunların kitaplardan sonrasını anlatıyor olmasını, bununla birlikte doğal olarak hikayenin de farklı olmasını hesaba katmayacağım.

Yazıda hem oyunlardan hem de kitaplardan spoiler var!


”İnsanlar için çelik, canavarlar için gümüş.”

Bildiğiniz gibi oyunlarda çelik kılıcı sadece insanlar için, gümüş kılıcı da tüm canavarlar için kullanırız. Kitaplarda durum böyle değildir. Gümüş kılıç yine canavarlar için kullanılıyor olsa da, çelik kılıç sadece insanlara karşı değil, canavarlara karşı da etkilidir. Hatta bu canavarlar gümüşten neredeyse etkilenmemektedir. Sadece hayaletler, lanetlenmiş varlıklar ve Kürelerin Birleşimi Sonrası dünyaya giriş yapmış canavarlar gümüşe karşı hassastır. Bunların dışında kalmış canavarlar, kitaplarda çelik kılıçla da öldürülebilir.

Ayrıca ‘çelik’ dediğimiz witcher kılıçları kitaplarda meteorik demirden yapılmaktadır. Yani gnom işçiliğiyle yapılmış kılıçlardır ve normal kılıçlardan daya dayanıklıdırlar.


Witcher Kontratları

Oyunlarda canavarlarla karşılaşmamız hiç zor değildir ve girdiğimiz herhangi bir köyde, kasabada veya şehirde kolaylıkla bir veya birkaç canavar kontratı bulabiliriz. Kitaplarda durum çok farklıdır. Yıllar süren avın ardından, dünyadaki canavarların sayısı oldukça azalmıştır ve Geralt uygun bir kontrat bulmakta zorlanmaktadır. Hatta Kader Kılıcı‘nda Geralt, bir süre uygun bir canavar kontratı bulamaz, artık piyasa paralı askerlere uygun işlerle dolmuştur ve Geralt, ‘Witcher Kanunu’ olarak isimlendirdiği ideallerinden ödün vermeyerek hiçbir işi kabul etmez. Fakat fakirliğin verdiği çaresizlik ile sonunda, bir deniz kızına aşık olan Bremervood Dükü Agloval adına, söz konusu deniz kızıyla konuşup, onu dük ile evlenmeye ikna etmeyi kabul eder.


Bombalar

Kitaplarda witcherların bomba kullandığı görülmemiştir veya bahsedilmemiştir. Bombalarla ilgili tek bahsedilen şey, Serikenya‘da kullanılıyor olmalarıdır. Bu kullanılan bombalar sadece patlayıcı olanlar mı, yoksa oyunlardaki gibi çeşit çeşit mi, bilmiyoruz. Oyun lore’unda da nasıl ortaya çıktıklarına dair bir bilgi verilmemiş. Ancak son kitap ve ilk oyun arasında 5 yıl olduğuna göre, bu bombaların ticaret ile Kuzey’e getirildiğini speküle edebiliriz.


Witcher İşaretleri

Kitaptaki işaretler, oyundaki hallerinden daha güçsüzdürler ve Geralt işaretleri daha az kullanır. Ayrıca kitaplarda Heliotrop ve Somne adında iki işaret daha vardır. Bu işaretler oyunlara tam anlamıyla eklenmemiştir. Ek olarak, kitaplarda bir işareti etkili olarak yapabilmek, kullanıcısının odak yeteneğine ve etrafındaki büyüyü ne kadar kullanabildiğine bağlıdır.

İkinci oyunda Quen işaretini son hâline getirdiğinizde Heliotrop oluyor. Kitaplarda Heliotrop’un Quen’den daha güçlü olduğuna dair bir bilgi yok, sadece ikisi de kullanıcısına büyülü bir kalkan olma işlevinde ve dövüş sırasında tabii ki kullanılıyorlar.

Somne işareti de Axii’nin değişik bir hâli. Axii insanları sakinleştirirken, Somne işareti ise uyutuyor. Geralt’ın bunları dövüş sırasında kullandığı bir yer yok kitaplarda. Axii işaretini Vizima’dayken üç şehir muhafızına karşı kullanıyor. Ayrıca Roach’u sakinleştirmek için de kullanıyor, bu yüzden kitaplarda da oyunlarda da Axii işareti, hem insanlar için hem de diğer canlılar için etkili bir işaret. Somne işaretini ise bir kız çocuğunu uyutmak için kullanıyor.

Igni işareti oyunlarda bir veya birkaç düşmanı aniden tutuşturabilen güçlü bir işaretken, kitaplarda böyle bir işleve sahip değil. Geralt bu işareti sadece bir şeyler yakmak istediği zaman kullanıyor. (kamp ateşi, meşale vs.)

Aard’ın işlevi oyunlardakiyle neredeyse aynı. Bir kişiyi veya nesneyi, pisikokinetik enerji ile itmeye yarıyor. Oyunlarda bazen karşımızdaki rakibi bu işaret ile düşürebiliyor, hatta uçurumdan bile uçurabiliyoruz. Kitaplarda bunu yapabilmek, yukarıda belirttiğim gibi, kullanıcının etrafındaki büyüyü ne kadar çektiğine ve karşısındakinin ne kadar dayanıklı olduğuna bağlı.

Yrden ise Geralt tarafından, Adda’nın lanetini kaldıracağı sırada kullanılıyor. Bu kısmı ilk oyunun trailerında da görebiliriz. Geralt Adda’nın mezarının içinde beklemeden önce, mezarın kapağını Yrden işareti ile mühürlüyor. Başka bir kullanım alanı görülmediği için, kitaplarda da oyunlardaki gibi işaret yere kurulabilir mi, bilinmiyor.


İksirler

Witcher iksirleri, kitapları ve oyunları tek bir noktada ayırıyor: Kitaplarda iksirlerin etkisi tükendikten sonra Geralt oldukça bitkin düşerken, oyunlarda bu olmuyor.


Witcherların İşkenceye Dayanıksızlığı

Oyunlarda sürekli witcherların nasıl acıya dayanıklı olduğu, uzun bir işkenceye katlanabileceklerinden bahsedilir lâkin kitaplarda bu gerçek değildir. Sinir sistemleri aşırı hassas olduğundan, bir witchera işkence uygulanırsa, beynindeki bir damarın patlayacağı ve bunun ölüme yol açacağından bahsedilir.


Triss’in Yara İzi

Triss Merigold, Birinci Kuzey Savaşı‘nın sonlarında gerçekleşmiş İkinci Sodden Muharrebesi‘nde, Kuzey Krallıkları adına savaşan yirmi iki büyücüden biriydi. Bedeninin savaş meydanında bulunamaması nedeniyle ölü zannedilen Triss’in ismi, diğer ölenlerle birlikte Ondörtler Tepesi‘ndeki dikilitaşta yazılıdır. Triss savaşta ölmese de ağır bir şekilde yaralanmıştır ve büyü ile tamamiyle tedavi edilemeyen tek yarası, göğsündeki büyük yanık izidir. Elflerin Kanı‘nda da yarası nedeniyle artık göğüs dekolteli bir elbise giyemeyeceğini söyler.

Oyunlarda bu yaranın nasıl kaldırıldığı konusunda bir bilgi yok, hatta bu olay hiç yaşanmamış gibi davranıyor karakterler. Triss’in karakter gelişimine böyle büyük bir etkisi olan bu olayın kaldırılması benim için üzücü, ancak neden kaldırıldığı gayet anlaşılabilir.


Ithlinne’in Kehaneti ve Ciri

Oyunlarda bilindiği üzere Ithlinne’in Kehaneti’nde dünyanın sonu Ak Ayaz ile gelecektir ve bunu durdurabilecek tek şey Kadim Kan’dır. Yaşayan tek Kadim Kan çocuğu olan Ciri, üçüncü oyunun sonunda beklenildiği gibi Ak Ayaz’ı durdurmayı başarır, seçimlere bağlı olarak da bunu yaparken hayatta kalır ya da kendini feda eder.

Kitaplarda bunun yine farklı olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Sapkowski’nin bize anlattığı Ithlinne’in Kehaneti’nde, dünyanın buzul çağına gireceği ve bunun durdurulamayacağı, ancak dünyada yaşayanları sadece Kadim Kan’ı taşıyan kişinin kurtarabileceği söylenir. Buradaki kurtarmaktan kasıt Ak Ayaz’ı durdurmak değil, dünya halkını başka bir dünyaya taşımaktır. Fakat bunu yapacak kişi Ciri değil, onun soyundan gelecek biri oluyor.


Yennefer-Ciri İlişkisi

Kitaplarda annesini ve babasını kaybetmiş, sert bir anneannenin yanında büyümüş, ardından Büyük Savaş’ta elindeki herşeyi kaybetmiş, sahip olduğu gücü kontrol edemeyen bir çocuk ile; elindeki tüm zenginliğe ve güce rağmen, çaresizce anne olmak, ona verilmeyen sevgiyi ve şefkati çocuğuna vermeyi arzulayan bir sahirenin, birbirlerinin boşluklarını nasıl doldurduklarını görürüz.

Yennefer ile Ciri bir noktada birbirlerine benziyor. Yennefer da Ciri gibi sevgisiz büyümüştü, ebeveynleri tarafından terkedilmişti ve öğretmeni Tissaia de Vries de onun bu ihtiyacını gidermemişti. Hocası, Yennefer’a sevginin bir zayıflık göstergesi olduğunu ve zayıflığını ne pahasına olursa olsun gizlemeyi öğretmişti. Bu yüzdendir ki Yennefer, kendisini korumak için soğuk ve katı bir maske giymiştir, bu bir savunma mekanizmasıdır ve bu sert kabuğun altında hâlâ kambur ve güçsüz bir kız çocuğu yatmaktadır.

Kraliçe Calanthe tabii ki torunu Ciri’yi sevmişti, fakat bu her zaman için geçerli değildi. Ciri bir krallığın varisiydi, ileride karşısına çıkacak olan problemlere göğüs germesi gerekiyordu ve bir an önce evlenmeliydi. Calanthe’nin politik düşmanları ona bunu zorluyordu. Cintra bir kraliçe tarafından yönetilemezdi ve Calanthe elinden geldiğince tahttaki süresini uzatmaya çalışıyordu. Ciri büyük bir sarayda bir prenses olarak büyütülmüş olsa da, anne sevgisinden mahrum kalmıştı.

Ellander’daki ilk karşılaşmalarında, ikili birbirlerinden pek hoşlanmamıştı. Ciri, Yennefer’ın görünüşü yüzünden ona karşı bir kıskançlık duyuyordu, Yennefer ise Ciri’ye sert ve mesafeli davranıyor, hiçbir sevgi belirtisi göstermiyordu. Sessiz fakat gergin başlayan bu ilişki, çok geçmeden ikilinin arasında güçlü bir bağ kurulmasıyla gelişti. Ciri, girdiği translardan birinden uyandığında Yennefer’a üç sefer ‘anne’ der ve buradan itibaren, kuzgun saçlı sahirenin kalbindeki buz parçası erir. Yennefer ne kadar Ciri’yi güçleri konusunda eğitmişse, Ciri de Yennefer’a, onu kabuğunun altındaki yumuşak kalpli hâlini ortaya çıkarmaya yardımcı olmuştur.

3. oyundaki ilişkileri benim için tatmin edici olmasa da, kabul edilebilir. Oyunun başlarda güçlü ve kararlı bir kadın olarak gösterilen Yennefer’ın, Ciri’nin bulunmasından sonra bir anne gibi davrandığını görebiliyoruz elbette. Ama bu yine de yeterli değil, çünkü bazı sahnelerde Ciri Geralt’a daha yakınmış gibi gösteriliyor, Geralt ile Yennefer’ı birbirinden ayırt etmemesi gerekirken. Nefret Çağı‘nda Ciri, Yen ve Geralt arasında bir seçim yapamadığı için bayılmış numarası yapıyordu. Bu üç karakter arasında bir kan bağı bulunmasa da, aralarındaki bağ bir ailedeki kadar derin ve güçlü.

Böyle düşünsem de, oyunun neden böyle bir yol izlediğini anlayabiliyorum. Bu yolu izleselerdi, romantizm tercihi konusunda Yennefer, Triss’ten daha önde olurdu ve bu da kitapları okumamış, ilk oyundan beri Triss’i seçen oyuncuların bir nevi dışlanması demek.


Profesör

Kitaplarda Profesör, gerçek adı Ralf Blunden olan, Heimo Kantor ve Küçük Yaxa ile çalışan bir kiralık katildir. Renfri tarafından Yennefer’ı ve Ciri’yi bulmak için görevlendirilirler, ancak Geralt tarafından Anchor kasabasında katledilirler.

İlk oyunda da Salamandra suç örgütünün iki liderinden biri olarak karşımıza çıkar Profesör. Bu iki ‘Profesör’, aynı takma ada sahip iki farklı insan mı, ya da aynı adam ise Geralt’ın saldırısından nasıl hayatta kaldı (veya dirildi mi), oyun geliştiricileri bir bilgi sağlamamış.


Ak Ayaz

Ithlinne’in Kehaneti’nde dünyanın sonunu getirecek afete verilen isim olan Ak Ayaz, oyunlarda amacı belirsiz, dünyadan dünyaya dolaşan, geçtiği her yeri yok eden büyülü bir tür oluşumdur.

Kitaplarda bu felaket aslında dünyanın yıllar geçtikçe yörüngesinin giderek güneşten uzaklaşması, ardından iklimin soğumasıyla gerçekleşecek bir buz devridir. Kehanete göre bu yok edici soğuktan sonra dünyada yeni bir yaşam oluşacaktır. Dünyada sonun yaklaştığını işaret eden alametler bir bir gerçekleşmektedir. Ayrıca Kovir&Poviss’in liman şehirleri kış aylarında buz tutmaya başlamıştır. Gelecek yıllarda Talgar, Caingorn ve Kaedwen‘in iklimlerinin daha da soğuyup, bazı ürünlerin ekilemez hâle geleceği tahmin edilmektedir. Tüm bu olaylar, çoğu insanı kehanetin gerçek olduğunu düşündürüyor hâliyle.


Oyunlar ile kitaplar arasında daha birçok fark olduğunun farkındayım, ancak yazıyı yeterince uzattım. Belki bir başka gün diğer farklara değinirim. Okuduğunuz için teşekkürler.

Yorumlar