Ana sayfa Dizi / Film Yönetmen İncelemeleri; Bölüm 1: Stanley Kubrick

Yönetmen İncelemeleri; Bölüm 1: Stanley Kubrick

PAYLAŞ

Türk ve Dünya sinemasının en iyi yönetmenlerini inceleyeceğimiz bir seri hazırlıyorum. Bu seriye de dahi yönetmen Stanley Kubrick ile başlamak istedim. Öncelikle biyografisine biraz göz atalım.

stanley kubrick satranç

Stanley Kubrick, 1928 yılında New York’un Bronx semtinde dünyaya geldi. Çocukluk yıllarında çok zeki olmasına rağmen okul hayatında başarılı olamamıştı. 12 yaşındayken babası ona satranç oynamayı öğretti. Satrancı çok sevmişti ve hayatının geri kalanında satrançtan hiç kopmadı.

 

yönetmen

13 yaşına geldiğinde fotoğraf çekmeye olan ilgisini keşfeden babası, doğum gününde ona bir fotoğraf makinesi hediye etti ve bu onun hayatında yönetmenliğe giden ilk adımdı  ama o bu yıllarda Jazz davulcusu olmak istiyordu ve bu işin tekniğiyle ilgileniyor, öğrenmeye çalışıyordu. Kısa süre sonra fotoğrafçı olmak istediğine karar verdi ve New York’ta bir sürü fotoğraf çekti. Çektiği fotoğraflardan düzenlediği 2 fotoromanı “LOOK!” adındaki dergiye sattı.

Liseyi bitirdikten sonra bir akşam okuluna kaydoldu. Bu sırada (17 yaşındayken) Look dergisinden teklif aldı ve derslerden kurtularak kendini istediği alanda geliştirmeye adadı. Bir röportajında bunun hayatında başına gelen en güzel şey olduğunu söylemiştir.

Burada çalıştığı birkaç yılda Amerika’yı baştan sona gezdi. Bu geziler Kubrick’in dünyayı tanımasına ön ayak oldu. Colombia Üniversitesi’nin öğrencisi olmamasına rağmen derslere katıldı. Modern Sanatlar Müzesinin programı her değiştiğinde yakından takip etti ve burada gördüğü filmlerinde etkisiyle sinemaya yöneldi.

 

İlk filmi, 1951 yılında Look dergisinde çalıştığı zamanlarda fotoğrafını çektiği boksör Walter Cartier’i konu alan “Day of the Fight” adında 16 dakikalık kısa bir belgeseldi. Daha sonra Flying Padre ve Seafarers adında 2 kısa metrajlı film daha çekti.

1954 yılında ise ilk uzun metrajlı filmi olan Feer and Desire’ı çekti. Kubrick röportajlarında bu filmden hoşlanmadığını, adını bile söylemek istemediğini belirtmiştir.

Buraya kadar sinemaya girişiyle ilgili bazı nesnel bilgilere ulaştık. Buradan sonra başlıyor asıl olaylar. Filmleri tek tek yorumlamadan önce tamamlanmayan filmler ve bilmek isteyeceğiniz bir takım olaylardan bahsedelim:

 

1958 yılında One Eyed Jacks filmi için Marlon Brando ile birlikte 6 ay çalıştı. Lakin Kubrick ve Brando arasında çıkan anlaşmazlıktan dolayı proje iptal edildi. Böyle bir anlaşmazlık olmasa muhtemelen ortaya şaheser niteliğinde bir film ortaya çıkacaktı.

 

Kubrick’in tamamlanamamış birçok projesi bulunmaktaydı. Bunların içinde muhtemelen en çok bilinen projesi de Napoleon’du. Kubrick film için hazırlık yaptığı aşamada asistanlarının birinden Fransa imparatoru hakkında bir şeyler bulabileceği her kitabı alması için bütün kitapçıları gezmesini istedi. Asistanı, 100’den fazla kitapla geri döndü ve Kubrick onların hepsini okudu. Bu kapsamlı araştırmalarının üzerine 1961 yılında senaryoyu tamamlayan yönetmen, filmi çekebilmek için doğru düzgün bir finansman bulamadığı için Napoleon, Kubrick arşivinin tamamlanmamış filmlerinden biri olarak kaldı.

 

Umberto Eco’nun Foucault’s Pendulum romanını film yapmak istedi fakat Eco’nun senaryoya katılmasına izin vermedi. Hal böyle olunca bu proje de hiç gerçekleşmedi. Eco, kendi romanının senaryo yazımına katılmak istiyordu. Bu nedenle romanının kullanılmasını istemedi. Bu talihsiz durum hakkında seneler sonra açıklama yapan Eco, pişmanlığını dile getirmiştir.

1990 yılında Brian Aldiss ile birlikte “AI: Artificial Intelligence” adlı bir film projesine başladı. Ancak projenin çok yavaş ilerlemesi ve teknolojinin yetersizliği yüzünden bu projeyi erteledi.

Şimdi gelelim filmlere. Kubrick kendi hikayesini yazan bir yönetmen değildi. Genelde uyarlama filmler çekiyordu ama uyarlayacağı eserin senaryolaştırılması aşamasında etkin bir rol üstleniyordu.

 

Kubrick’in bir başka özelliği de “Kubrick” denildiği zaman akla ilk gelen özelliği olan mükemmeliyetçiliğidir. Öyle ki filmlerinin çekim süresi ortalama bir filmden çok daha uzundur. Oynayan aktör istediği kadar kaprisli olsun, Kubrick “Olmadı.” dediği zaman o sahne tekrar çekilirdi.

 

Kubrick filmlerinde genelde sembolik bir anlatım kullanılmıştır. 2001: Space Odyssey’den sonra hemen hemen her filminde sembolizm esintileri görülebilir. Şimdi bile filmlerinde hala tartışılan ögeler mevcuttur. Ana hikayenin altında başka bir hikaye gizlemeyi sevdiğini belirtmiştir.

 

Kubrick filmlerinde müziğin etkisi de inanılmazdır. Tam bir klasik müzik tutkunu olan Kubrick, filmlerinde arka plandaki müziği veya konu olarak tartışılabilecek müziği öylesine ustalıkla seçmiştir ki etkinlenmemek mümkün değildir. 2001: Space Odyssey’in müzikleri, Clockwork Orange’daki 9. Senfoni, Eyes Wide Shut’taki Second Waltz ve dahası. Eyes Wide Shut’taki gizli şifre olan “Fidelio” da Beethoven tarafından bestelenen bir operanın adıdır.

 

Bir Kubrick filmi izliyorsanız emin olabileceğiniz şeylerden biri: filmin bir noktasında sizi mutlaka rahatsız edecek bir şeyler olmasıdır. Tüm filmlerinin kendine has rahatsız edici unsurları vardır. Kubrick mutlu ve klasik sonları hiç sevmemiştir. Bu yüzden bir filmi kötü bir sonla bitirmemişse, mutlu bir sona da yer vermemiştir. Rahatsız edici derken bir başka husus da çıplaklıktır. Dolayısıyla filmleri belli bir yaş kitlesinin üstüne hitap eder.

 

Filmlerinin genel özelliklerinden de bahsettiğimize göre yazımızın sonlarına geliyoruz demektir. 1999 yılında Eyes Wide Shut’ın çekimleri ve kurgulaması bittikten tam 3 gün sonra kalp krizi nedeniyle kaybettiğimiz Stanley Kubrick, bugün birçok yönetmen ve sinema eleştirmeninin hayranlıkla izlediği ve saygı duyduğu şahane bir yönetmendir. 48 yıllık yönetmenlik hayatına 16 film sığdırabilmiştir ve her biri bir başyapıt sayılabilecek harika filmlerdir. Tek bir film türüne bağlı kalmadan birkaç farklı alanda başyapıt denilebilecek, kült sayılabilecek filmler çekmiştir. Modern sinemanın birçok yönetmeni ondan esinlenmiş ve yöntemlerini kullanmaya çalışmıştır. Sinemada bir ekoldür Stanley Kubrick! İzleyin, izlettirin efendim.

Esenlikle…

Yorumlar