Ana sayfa Middle Earth Kitaplar Yüzüklerin Efendisi Kitapları: Biz Bu Kitabı Neden Okuduk?

Yüzüklerin Efendisi Kitapları: Biz Bu Kitabı Neden Okuduk?

PAYLAŞ

 

Bizim yaş grubumuzdakiler (21), daha küçük olanlar ve belki de en azından 28-29 yaşlarına kadar olan kocaman bir insan güruhu Yüzüklerin Efendisi Kitapları’nı okumadan önce filmini izledik. Hatta çoğumuz sinemada dahi değil vcd, dvd veya intertten izledik. Bu sebeple de kitapta da neler olacağını biliyorduk, kimin nasıl kazanacağını biliyorduk, kimin nerede öleceğini veya yeniden dirilip dirilmeyeceğini biliyorduk. Örneğin kitap Gandalf’ın yeniden dirilişini okuyucuya bir sürpriz olarak sunarken biz bunu çoktan biliyorduk. Tabi ki farklılıklar vardı ama genel hatları ile her şeye özellikle Yüzüklerin Efendisi özelinde hakimdik. Peki yine de 1250 sayfa kitabı neden okuduk?

Bu çoğu zaman aslında atlanan bir soru çünkü çoğu zaman filmi, diziyi tüketen insanlar hikayeye hakimliklerinden ötürü kitaba başlasa bile sıkılıp bırakırlar. Peki Yüzüklerin Efendisi’nde farklı olan ne? Kitaba başlayıp da bu sebeple bırakan bir insan topluluğu da olmadığına göre bu bir hayli önemli bir soru. Bence bunun birkaç cevabı mevcut. Öncelikle dedim ya biz bu kitabı neden okuduk diye aslında o biraz yanlış bir soru. Soru aslında yazar bize bunu nasıl okuttu olmalıydı. Ve dediğim gibi bence bunun birkaç temel sebebi var.

Öncelikle belki de en temel etkenlerden biri özellikle kitaba başlama adımını atmamıza yol açan şey o dünyanın daha fazla içine girmek en azından bir 1250 sayfa daha orada kalmak istememizdi.

Bunu sağladığı için de filmlere teşekkür etmek gerek tabi ki çünkü dünyayı bize sevdirmeyi başardığı andan itibaren daha fazlasını istedik. Hatta bu denklemin kanıtı Hobbit filminin kanımca başarısızlığı sonucunda aynı etki yaratılamadı çünkü kimse Hobbit’in evreninde biraz daha demedi. Ama tamam hadi kitaba bu şekilde başladık e neden devam ettik sonra? Bazı yerler resmen aynı ve bu aynı yerlerin bazıları da tekrar yaşanılası dahi değil bas baya sıkıcı.

Buna rağmen yine de devam ettik çünkü; Öncelikle kitabı elinize aldığınız andan itibaren normal bir fantastik kitap değil edebi anlamda da bir dünya klasiği okuduğunuzu anlıyorsunuz (özellikle orijinal dilinde.). Ve bu benim gibi daha birçok okuyucuyu hem şaşırtıyor hem de fazlasıyla keyif veriyor çünkü cümleler aktıkça başlı başına okumaktan da keyif alıyorsunuz. Kitap yerine başka hiçbir materyalden alınamayacak bir edebi keyif veriyor sizlere. Ve bu belki de Tolkien’i kendisi ile karşılaştırılan yazarlardan çok daha farklı bir konuma getiriyor çünkü çok az fantastik , bilim-kurgu eserini okurken yanında böylesine bir edebi zevk alırsınız, genelde çıtır çerezlik diyebileceğimiz fantastik eserler yerine bir karamazov kardeşler okuyor gibi hissediyorsunuz.

Tabi ki o kadar ağır bir dil kullanılmıyor Yüzüklerin Efendisi’nde ama dilin kullanımındaki kelime zenginliği, gerektiği noktalarda dili ona göre kullanmak gibi bir sürü sebepten ötürü o ayarda bir roman okuduğunuzu kesinlikle hissediyorsunuz.

   İkinci bir sebep de Orta Dünya’yı çok daha detaylı çok daha her yönüyle (iyisi ve kötüsüyle) ve çok daha gerçekçi hissediyorsunuz.

3 saat dahi olsa yine kitaba göre kısa kalan filmde başarılamayan ve kitabın en iyi yanlarından biri olan gerçekçilik belki de kitabın sizi en çok etki altına alan kısmı. Karakterlerin aslında yaşananlardan ne kadar ürktüğü bunu yaşamayı ne kadar istemedikleri ya da üstlendikleri sorumluluklar karşısında nasıl ezildiğini çok daha net görüyorsunuz. Bu tabi yazarın tercihi ve bu yüzden onu kutlamak gerekiyor.

Çünkü Örneğin Sam filmde de gayet iyi ama ‘bu anam bu babam için! ‘  diye girdiği sahnede değil de kitapta Moria önünde saldığı atı yaşlı Bili için ne kadar üzüldüğünü gördüğünüzde gerçekten sanki kurgusal olmayan bir dünyada kahraman olmak kaderinde olmayan yada kaderinde olsa dahi bunun uğrunda bitap düşen karakterler seriliyor önünüze. Bunun yanında dünya da çok daha gerçek hissettiriyor. Hepimizin aklına gelir diye düşündüğümüz bir sürü şeyi karakterlerden de duyduğunuzda ben gerçek bir şey okuyorum diyorsunuz. Elrond’un divanında kahramanlık şovu yapmak yerine yüzüğü denizin ortasına atalım diyen elfleri gördüyseniz eğer ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Yada kardeşlik Lothlorien’den çıkmak istemediğinde onların da duyguları olduğu gözler önüne seriliyor.

 

     Ve tabi ki belki de çoğu kişiye göre en önemli olan sebep: Detaylar!

Tolkien birçok konuda uzman ama minik minik detaylar işlemede o kadar usta ki bazen şaşkın kalmamak mümkün değil. Kitabı okuyup karakterler ile onun evreninde dolaştıkça kendinizi hiçbir zaman evet şimdi boş anlamı olmayan bir bölgeden geçiyorum, burası anlamlı bölgeler arası bir yüklenme ekranı demiyorsunuz.

Bu sırf coğrafi bir benzetme değil yanlış anlamayın her an ama her an öyle güzel detaylar işleniyor ki kitapta. Aragorn ile Bilbo’nun şiiri örneğin. Düşünün bir, dünyanın yok olma eşiğine geldiği bir hikaye okumak için açtığınız kitapta neler ile karşılaşıyorsunuz ama hiçte eğreti durmuş gibi hissetmiyorsunuz. İşte bu ustalıktır.

Tabi ki kitabı neden okuduğumuza dair bir sürü sebep sıralanabilir ama bence en temel olan üç nedenden bahsettim bu yazıda. Umarım hoşunuza gitmiştir ve keyifli bir okuma olmuştur. Vaktinizi ayırıp okuduğunuz için bir bardak miruvor tadında teşekkürler.

Facebook grubumuz için bu yazıya tıklayın.

Yorumlar